FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ -SON

RUHLARIN JÜLYETİ (GİULİETTA DELGİ SPİRİT )
giuliettadeglispiriti tercumaniahval
Fellinin aynı zaman da eşi olan Giulietta Masina‘nın başrolü oynadığı RUHLARIN JÜLYETİ (GİULİETTA DELGİ SPİRİT )’nin konusunun genelde kocasının kendisini aldatmasından şüphelenen Giulietta’nın ruh çağırma seanslarından ve özel dedektiflerden medet umarak şüphelerini gidermesi şeklinde lanse edildiğini göreceksiniz.

Bu özet Aysbergin sadece suda gözüken kısmı olduğunu söylemek isterim. Bende sulusepken bir film beklerken-hani aldatma,karı-koca ilişkileri derken- haddinden fazla ciddi bir filmle karşılaştım.

Bu kadar entelektüel yoğunluk filmi boğmuş olmalı ki pekte diğer filmleri kadar ön plana çıkamamış ‘Ruhları Jülyeti’.

Filmdeki karakterlere bakınca aklınızda tam bir konformizme gömülmüş parası pulu yerinde ama ruhları ızdırab içerisinde kıvranan insanların kendi aralarında felsefeden, hatıralarından, hayallerinden hatta Psikanalizden tutun şair Garcia Lorca’nın dizelerine kadar edebiyattan medet umarak dertlerine derman aradıklarını görüyorsunuz.

“Senin içindeki karanlık manolyanın kokusunu kimse duyamamış
dişlerinin arasında bir aşk kolibrisini ezdiğini kimse bilmemiş”

Garcia Lorca

ROMA

Roma iğrenç bir film. Yönetmeninden ya da anlattığı hikayeden dolayı değil. Eli ayağı düzgün bir film Roma.

Resmin çirkinliği ressamın çirkinliğini göstermez demişler zaten. Fellini adeta başta İtalyan mutfağı olmak üzere İtalya’dan nefret ettirmek istiyor insanı. O ne iğrenç bir mutfakmış öyle.

Film Roma’ya gelen genç bir adamın gözünden başlar ve film çekim ekiplerinden tutun değişik kesimlerden insanların günlük hayatlarına kadar uzanarak kesitler sunar.

Dikkatimi çeken sahne Kilise bağlılarının kapitalizme eklemlenmesinin sağlayan Rahip ve Rahibe kıyafetleri defilesinin bana fena halde Tesettür defilelerini hatırlatması oldu.

Hakikaten iğrenç bir şeymiş diyorsunuz bu dinsel temalar taşıyan defileler için. Gösterişten şatafattan uzak olması gereken hatta tam tersi mütevazi olması gereken dindar insanlarla bir nevi dalgasını geçiyor Fellini.

Buyurun bu sahneden bir bölüm izleyelim hep beraber.

KİLİSE DEFİLESİ SAHNESİ


Roma(tercumaniahval)
Yükleyen tercumaniahval. –

FELLİNİ ÜZERİNE SON SÖZLER

Yıllar önce okuduğum Fellini Felliniyi Anlatıyor (Afa yay.) adlı kitaptan şu notları defterime kaydetmişim;

-Sinema edebiyata muhtaç değildir (Tarkovski de sinemayla edebiyat çok farklıdır der)

-Felliniye denildiği gibi “gerçek her zaman en uçsuz bucaksız hayal gücünen daha düşseldir”

-Film denilen şey ışıkla yazılır, biçim ışıkla ortaya dökülür (Sh 103)

-Yönetmenler yok oluyor, mühendisler sineması doğuyor (sh.136)

Birde ünlü İtalyan sanat tarihçisi ve tenkidçisi Federico Zeri’nin (1921- 1998) Fellini ve ile ilgili bir röportajında (“Üniversite insanı hiçbir yere götürmez” başlıklı nefis bir röportajdır) söylediği şu sözü de nedense hiç unutamamışımdır;

-Sizin bazı film yönetmenleriyle de dostluğunuz oldu. Fellini ile ahbablığınız oldu mu?
-Onu çok az tanıdım. İlk filmleri fevkalade idi. “Sahne Işıkları” ve “Beyaz Şeyh” mutlak manada şaheserlerdir. Onun sıra dışı bir bakış yeteneği vardı. “Tatlı Hayat” bir daha yükselemeyeceği bir inişi başlatacaktır. Gariptir, Fellini modern kültürden yoksundu. 19. yüzyıl Roma eyaletinin insanını temsil ediyordu.

İşte Fellini ile ilgili almış olduğum notlardan bazıları. Yorumu size bırakmadan önce yaklaşık dört bölümde değerlendirmeye çalıştığımız Fellini üzerine son sözlerimizi söyleyelim.

Sinemada adeta Freud’un temsilcisi fakat meseleleri onun gibi cinsel dürtülerle kuşatılmış libido’ya gömmüyor. Hayatta bizleri güdüleyen ve hakikati bizlerle beraber şekillendiren başka unsurlarında olduğunun farkında ve bunu ustaca gösteriyor.

Onu meşhur eden La Dolce Vita,Amarcord gibi filmler şöhretlerini hak ediyor. Çünkü batı dünyası ve mantalitesini anlamamız açısından içe dönük bir dil kullanıyor Fellini. Gerektiği zaman batılı insanın zavallılığını da çekinmeden vurguluyor. Bunu belki gizli bir kibirle yaptığı söylenebilir ama gördüğümüz kadar samimi bir dille yapıyor ve nedense kiliseye aşırı derecede düşman fakat bu düşmanlığının ahlaki kaygılara kadar uzaması kendisi hakkındaki kanaatlerimizi eksi puan olarak hanesine yazdırıyor.

Belki kilise sistemi ya da kilise babalarına karşı öfkeli olması İslamiyet’i çokta ilgilendirmeyen bir durum gibi algılanabilir ama Fellini burada da durmayıp ahlaki muhafazakarlığı da hedef tahtasına koyuyor. Üç yönetmenle birlikte çektiği Boccaio 70 filminde olduğu gibi.

Bu yüzden sinemada hayal ve fantezi sahnelerinin ustası Fellini’yi eğlencelik ve muzır filmlerin yönetmeni olarak insanın nefsani isteklerini gündeme getiren ama insan ruhunun ızdırabını sadece bu meselelerde aradığı için içerik olarak zayıf bir yönetmen olarak görülebilir.

Drama anlayışında La Strada’da olduğu gibi usta işi anlatımlar geliştirmiş, yatak odasına hapsettiği düşünce dünyasından kurtulduğu filmlerinde ise hem içerik hemde biçim olarak sinemanın en yenilikçi ve en etkileyici yönetmenlerinden birisi olduğunu ispatlamış bir yönetmendir Fellini.

FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ 1

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ -SON” için bir yorum

  • 22/04/2010 tarihinde, saat 23:43
    Permalink

    Eşiyle çektiği filmi duyunca aklıma Guy Ritchie geldi. Ve son yazdığım eleştiri tabii. Fellininin yazıda da geçen ve daha önce de vurguladığım Boccacio70’i hafızama kazınmıştı. Diğer filmlerinden izlemişimdir mutlaka ama hatırlamıyorum. Seriye baktığımda bu Boccacio70’in bize en uzak filmi olduğu kanısına kapıldım. Guy Ritchie’nin de konuyla ilgili yazıda belirttiğim üzere karısı Madonnayla çektiği Swept Away filmini izlemedim. Onu izlesem belki Guy Ritchieyi bir daha izlemeyecektim. Bana kalırsa sen de Boccacio 70’i izlesen bu yazıyı yazmayacaktın. Ama her iki durum da iyi oldu sanırım.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız