FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ -1

Ünlü İtalyan yönetmen Federico Fellini (1920 – 1993) sinemaya biraz ilgi duyan herkesin bildiği bir isimdir. Bizim gibi 80’ler den sonra büyüleyici Amerikan sinemasının rüzgarına kapılanlar -sinemanın klasikleri arasında sayılan başta Fellini filmleri olmak üzere- eski siyah beyaz filmlerin bize vereceği herhangi bir şeyin olmadığını düşünürdük. Çünkü filme konserve muamelesi yapan bizler için filmin yenisi ve tazesi makbuldü.

Eskilerin klasik dediği bu yapımlar bana göre ancak mezardakilerin izleyebileceği ve tad alabileceği işlerdi. Fakat devran döndü gün geldi Amerikan sinemasının eften püften hikayelerinden sıkılmaya başlayınca bir zaman üstüne para verseler izlemeyeceğimiz filmlere dönüp bir bakma ihtiyacı hissettik. İyi ki bakmışız.

Bırakın bizim gibi 11 Eylül sonrası yaşadığımız halet-i ruhiyenin neticesinde batı sinemasına mesafe koyanları, hali hazırda Amerikan sinemasından bile hoşlananları etkileyecek derecede önemli ve güzel işler ortaya koymuş Fellini.

En sevdiğim filmi Amarcord (Hatırlıyorum)’dan mı başlasam yoksa onu büyük yönetmen yapan sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisi olarak söylenen La Dolce Vita (Tatlı Hayat) dan mı başlasam bilmiyorum. La Dolce Vita diyor içimdeki ses. Bizde peki diyoruz. Sonrasın da Amarcord gibi başyapıtlarıyla başlayıp La Strada diğer önemli gördüğümüz filmlerinden bahsedeceğiz.

LA DOLCE VİTA (TATLI HAYAT)

1960 yapımı bir film. Bizde 60 ihtilalinin olduğu sene. Fellini’nin en önemli ve en meşhur filmidir ama en sevilen filmimidir tartışılır. Film İtalyan sosyete çevrelerinin çürümüşlüğünü bir magazin gazetecisinin (Marcello Mastroianni’nin canlandırdığı Marcello Rubini) etrafında anlatır. 1960 yılında attığı bu çentik günümüz dünyası içinde geçerlidir hala. Film o tarihlerde kiliseyi ve muhafazakar çevreleri çok kızdırmış, büyük tepkiler görmüş. Ahlaksızca bulunmuş. Gerçi Fellini’nin resmettiği kareler ahlaksızlığın teşvik edicisi değil ama o tarihlerde insanların ahlaki tutumunu düşünecek olursak Fellini’nin gördüğü tepkilerin haklı olduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü en marjinal örnekleri verirken pornografiye hiç yanaşmasa da karakterlerin ağzından fazla açılıp saçılır.

Din ile de dalga geçer daha doğrusu mucize bekleyen kilise bağlılarıyla. Bu yüzden denir ki Fellini’yi sokakta yakalayan bir rahibe Fellini’ye, filmin adının ‘Tatlı Hayatlar’ değil ‘Rezil Hayatlar’ olması gerektiğini söyler. Filmin faziletlerine ve dikkat çekici noktalarına gelirsek. Müzik kullanımı ustaca. Anita Ekberg’in şuh kadın rolünde bir gece kulübünde dansları ve çılgınlıkları müziğin iyi kullanımıyla zirveye ulaşır. Günümüzde bile ilgiyle izlenecek derecede usta işi bir bölüm. Özellikle sahneye fırtına gibi girip canlandıran Amerikalı aktöründe hakkını vermek lazım.

Ve bizi kalbimizden vuran karakter, filmde ünlü bir şair olarak lanse edilen Steiner. Belki filmdeki tek akıllı ve dürüst insanın, filmin sonlarına doğru yaşadığı trajik son, magazin gazetecisi rolündeki filmin başrol oyuncusu Marcello gibi hepimizi derin düşüncelere sevk ediyor. Fellini bizi ‘Neden ve niçin’ sorularıyla baş başa bırakıyor, hepimizi düşündürtüyor.

Keza Marcello’nun yaşlı babasının Roma’da oğlunu ziyarete geldikten sonra gece alemine takılıp kalbinin zorlamasıyla yarı ölü vaziyette Roma’dan geri ayrılmasının artık eski eğlence anlayışının ve eski insanların bir nevi bu yeni dünyaya ve yeni yaşam tarzına+hızına yenik düştüğünün resmidir.

TATLI HAYATTAN BİR SAHNE- ŞAİR STEİNER’İN EVİNDE İNSANLIĞIN RUHİ BUNALIMI ÜZERİNE GÜZEL TESPİTLER


La Dolce Vita (1960)tercumaniahval
Yükleyen tercumaniahval. –

Ayrıca Fellini, sosyetenin ar damarının un ufak olup kaybolduğu eğlence anlayışlarını gösteren sahneleriyle adeta tüm bunları olumlayan ve yapılmasını teşvik eden bir yönetmenmiş görüntüsünü veriyor. Peki niyeti bu mudur? Bilmiyorum. Sadece bir sahnede gözüktükten sonra filmin finalinde yeniden ortaya çıkan melek yüzlü bir genç kız vardır. Kamera sadece onun masum ve tertemiz yüzünü verir. Onun masumiyetiyle bitirmesi biraz zengin ve şımarık sınıfın yanında yer almadığını gösteren ve Federico Fellini’nin özlediği insan tipini belirten bir bitiş gibi geldi bana.

Filmle ilgili ilginç bir not: Filmde elinde fotoğraf makinesi ile magazin haberleri peşinde koşturan Paparazzo, birçok dile paparazzi terimini yerleştirmiş.

(FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ Fellini’nin filmlerinden örnekleriyle devam edecek)

FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ -2 İÇİN TIKLAYINIZ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FELLİNİ SİNEMATOGRAFİSİ -1” için bir yorum

  • 03/04/2010 tarihinde, saat 11:58
    Permalink

    fellininin üç yönetmenle birlikte çektiği boccacio70 adlı bir film vardır. fellini deyince aklıma o gelir. o filmde kendine ait bölümde fellini acaip bir “muhafazakarlık” eleştirisi yapar. zinaya ve müstehcenliğe savaş açmış bir adam vardır başrolde. ama gel gör ki evinin karşısına dev bir reklam panosunda yarı çıplak bir kadın resmi yerleştirilir adamın. adam onu engellemek için polise gider kiliseye gider. ve en sonunda o resim beyninde o kadar yer kaplar ki canlanır ve tabiri caizse adamı ele geçirir. filmin sonunda reklam panosunun önünde ona ilanı aşk ederek delirir adam. doktorlar adamı götürür ve film biter. bizdeki takva filminin de bundan esinlendiğini düşünürüm fazlasıyla. onun sonunda da dindar adam deliriyordu. o filmdeki karakter de müstehcenlikten kaçınmaya çalışıyor ama rüyalarına giriyordu falan. bu tabiri caizse birilerinin fantezisidir. ha tabii ruhbanlık noktasında eleştiri olabilir ama zaten din de bunu istemez. İslam yani.. ama sen tut şeytanın avukatı kesil, onu da kimse yemez diyorum.
    yazıda da bahsettiğim şeyin ipuçları var. ama boccacio70’de zirveyeymiş demek anladığım.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 5

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız