EV ÜZERİNE DÜŞÜNCELER (I)

Evim olmamış benim! Geçmiş zaman diliyle bahsetmem garip kaçabilir, doğrusu benim o anda öyle hissetmem bana da acayip gelmişti. Siz de aynı boşluğa bir an düşseniz sizin de tuhafınıza gider zannederim. Daha sonrası ise her birimiz için farklı olabilir. Kimbilir, bir ömür boyuiçinde olup da farkedemediğimiz daha neler vardır? Her farkındalık bir şuur hali midir? Şuur bir tercih midir? Tercihler mi şuurumuzdur? Hissettiklerimiz şuurun içinde midir dışında mı? Şuurun altı ile üstünün arasında neler vardır? Araya düş ile düşmek kelimeleri arasındaki kök benzerliğinin çarpıcılığı da giriverdi! Acaba her düşmekte düşlenmek var mıdır?Ya da düşlenmek düşmenin nesidir? Düştüğümüzde gördüklerimiz düş müdür? Veya düşerken düş de olsa görür müyüz ki? Düşünmek ile düş görmek arasındaki ilişkiler ayrı bir yumak.

Bu ba’dezzuhur soruları ve konuları şimdilik ertesi zamanlara bırakmak zorundayız. Evimin olmadığına ilişkin his olayın neticesi olmasa bile,şu an yaşananlarla huzursuzluk içiçe ve beraberimde. Buna yoğunlaşalım ve bunu uzatalım. Hem de bu hengâmede.Hengâmenin ne veya nasıl olduğunu anlatacak değilim, anlatabilecek halde olduğum da söylenemez. İnanmanızı isterim ki; ne olduğunu unuttum. Ama vardı eminim. Belki bizleri haddini aşmış olarak işgal eden siyasi, toplumsal gelişmeler belki de selinde çırpındığımız oyalanmalar.

Uzatmanın yönünü başa çekersek olup biteni çok geç fark ettiğim için geçmiş zaman dili ile yazdım, yoksa eskiden beri süregelen bir duygu halinin- göremediğimiz gizli bir gölges hep olmuşolsa da-yaşanmışlığı bu yazının bahsi değildir.
Bu giriş,öznel ve yerel olmayan kokular da salgılıyor sanki. Belki, Avrupa’da rastlanan, bize de sirayet etmiş, bir azınlıkça olsa bile benimsenmiş, zamanla daha çok kanıksanan, tarz-ı hayat olmaya zorlanmış, ucubeye benzese de kısmen olmuş, daha sonraları ise zıtlıkların birbiri içine girdiği, benzemezlerin yanyana geldiği, kuşaklar boyu devam eden küfllenmişliklerin üzerime sindirdiği kokudur. Belki de, sosyal üretim yolları olmayan, olanların ise özgünleşemediği kültürsüz, dinsiz, ırksız, yönsüz sanayi şehirlerinin ürettiği bir koku.Kendi samimiyetim hakkında düşüncelerimin çok karışık ve şüpheler içeriyor olması nedeniyle bu yönden hiç mi hiç bakmıyorum. Sadece,bu girişin tarafımca kurgulanmadığını söyleyebileceğimi bilmenizi isterim. Ve o anlarda yani evin ürettiklerinden yoksun kalmanın ağırlığı üzerime çöktüğü zamanlarda, benliğimizi yüzdüren, nereden doluştuğunu anlayamadığımız,hükmedemediğimiz içimizdeki denizin bize düzensiz gözüken dalgalarının üstünde savrulduğumu ve olanları bütün varlığımla hissettiğimi ise kesinlikle söyleyebilirim.Belki de, kendimi ve okuyanları aynı havaya çekme, benzer hisse ulaştırma arzusu nedeniyle bunda zorlanmış olmanın belirtileridir. Doğrusu, insanın hakkında hüküm vereceği en son varlık kendisi olmalıdır.İnanıyorum ki; benimle aynı savrulmalar veya melali yaşayanlar, yaşamışlar veya benzerlerini yaşamamış olsa bile aynı sonuca ulaşacak olanlar olacaktır ama bu, belkilerin artmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Bunu bunca yıl sonra anladığıma, duyumsadığıma, fark ettiğime hayıflanmalı mıyım? Bilmiyorum.Olanların üstüne kendiniz istediğiniz yaftayı yapıştırabilir, sizce uygun başka kelimeler ile olanları tanımlayabilirsiniz. Gerçi bu kanaate önceden ulaşsaydım ne değişirdi? Bunu da bilmiyorum, siz de bilemezdiniz.Geçmiş onu yaşayanların varlığında her zerresi ile var olduğu halde, biz öyle olmasını istediğimiz/istemediğimiz için veya kendisine güç yetiremediğimiz kuvvet odakları nedeni ile eksiklikler barındırarak ve kırılmalara uğramış olarak benliğe aksediyor demek ki.Bize rağmen olanlar da bu denklemin içindedir ve yoğunluk taşır. Geçmişin bu ma’dûm hâli,onu anlamak için hayâlen, hissen ve aklen tekrar birlikte olma gayretini gerektirir. Her varlık gibi kendi varlığımız da seçimimizin, irademizin olası dahi olamayacağı tohumların karmaşık, her an değişebilen reçeteli, emek yoğun bir üretim sürecinde elde edilen anlık hasılasıdır.Bu uzun hikayenin kahramanı da olsak, yaşanananlık karelerin hızlı akışında gözden kaçanlar muhakkak olacaktır.

O an, yani evimin olmadığı hissinin ağır bastığı ve beni esir aldığıan,rakamsal olarak küçük sayılsa bile keyfiyet olarak kısa sayılmayan bir boşluğa düştüm. Boşluk kısmını atlamak istiyorum. Tanımlanması çok zor veya tanıma ihtiyacı yok.Yaşarsınız ve düşersiniz ya da düşersiniz ve yaşarsınız. Zaten şu anki hislerle o boşluğu tarif etmem de doğru ve mümkün olamayacaktır zannederim.Çözmek değil, hissettiklerimizi paylaşmayı ve bu paylaşımla anlam bulmayı esas alacaksak boşluk kısmını atlamak zor gelse de atlamak gerekmektedir. Kendisi ayrı bir bahs-î diğer kısacası.Boşluk sonrası ise çözmek zorunda olduğunuz ayrı bir muammâ.Çünkü önümüzde belli olan ve olmayan boyutlarıyla yaşanacaklar var.

O ana kadar evin her nesne veya mekân gibi hatıralar taşıyıcısı olduğunun, olabileceğinin bilgisindeydim. Hayat denen uzun veya kısa zaman algısının bir kısmının geçtiği bir mekân. Anıların yumak olduğu yer… O kadar. Yumakla hatıralar arasındaki benzeştirmenin ve varsa ilişkinin kapısını daha sonra da olsa çalmayı unutmayalım. Düzenli, karışık, berrak, bulanık vs.O kadar basit değil elbette.Yukarıda da satır aralarınabu zorluklar uğramıştı. Geçmişte sizinle beraber yaşamış olanların bile tam olarak sizin katıldığınız gibi arzulamadığı,sizin de tekraren değil, muhakkak olan farklarla hatırladığınız, bazı anlarda gülümsemelere, ara sıra pişmanlıklara, bazen de hâlâ süregelen endişelere, eninde sonunda da hüzünlere, kısacası o anlardaki ve şu dakika resimlenen halleriniz gibi duygularınıza kapı açan, belleğinizde var olanı değiştirmeyen, ama farklılaştıran,zihnî çerçeveler içinde de olsa yerini alanbir nesne olduğunuda biliyordum.

Lâkin evin, başka şehirlerden, başka mahalleden, tarladan, bahçeden, Rukiye Teyzelerin oturduğu sokaktan, hatta uzak mı uzak diyarlardan kavgaları, kayıp ve kazançları velhasıl bütün fânilikleri yaşayıp sonsuzu da yaşayacağınız, kendiniz olduğunuz, kendinizi bulduğunuz,yaralarınızı sarmak, eksikliklerinizi, kaybettiklerinizi tamamlamak üzere zihnen veya fiilen,her halde ve zamanda dönebileceğiniz, kapısı her vakit size açık olan mekânolduğunu bilmiyordum.

Dışarıda da yaşarsınız, daha kötü veya daha iyi imkânları olan evlerde. Ama varsa, büyük parçanız daima o evde olmuştur. Kaybettiğiniz her bir parçanız o evde kalmıştır, eviniz olmuşsa.Bir an önce eve dönmek, uzak kaldığınız, hep eksikliğini yaşadığınız o büyük parçanıza kavuşmak yapınızın gerek şartı gibidir. Tabi eviniz olmuşsa.Eviniz yoksa içeride veya dışarıda olun, kendinizde hep o eksikliği hissetmekle kalırsınız.

İç huzur dedimse o evde edinmiş olmayabilirsiniz. Ama olsun, yinede bütünlüğünüzü,kendinizi, siz veya başkaları sizi ve evi beğensin veya beğenmesin sağlayan o evdir. Şu anda herşeyinizle o evin ürünüsünüz.O eve ait, bütünlüğünüzü oluşturan, size sinmiş ve sizin olmuş izleri taşıyan bir varlıksınız. Bizler, her anın, her günün ve akşamın, her sevinç ve üzüntünün, herbir korku ve sıkıntının, birçok sapkınca fikrin veya öteler kokusu taşıyan iç taşkınlıklarının, yarım kalmış gâyelerin, düğümlenmiş boğazların, parlayan gözlerin, belki turunç çiçeklerinin, belki mayıs kokularının, şefkât veya öfke veya yalvarma dolu seslerin ve daha nice olay, eşya ve zamanın oluşturduğu sayısız parçalardan ibaretiz. Her ne kadar zaman değirmeni bizi ve parçalarımızı öğütsede, eşya ışıklarının rüzgârı bizi uzaklara savursa da,her bir parçamız dingin vakitlerde,özellikle geceleri toparlanır, toplanır ve ışığın yansımalarından oluşan aldatıcı renklerinin etkisinden kurtularak, kendine özgü renklerine kavuşur, onunla kaynaşmaya çalışır ve gene ben olur, olmaya gayret eder.

Bütün bunların fâili,içinde ve dışında insanların da olduğu,çeşitli malzemelerden oluşmuş,dilsiz, elsiz ama muhakkak eski, muhakkak sürekli telkinleri kulağımızda olan, muhakkak bilinç veya diğer sâiklerimizin tetikleyicisi, belki katlarda sıkışmış, belki duvarlar arasında yahut arkasında gizlenmiş, belki de küçük veya büyük bahçeler veyahut avlular içinde saklanmış o evdir. O ev, arkanızı her döndüğünüzde rastladığınız, her yaşananda payı olan, orası dışında hiçbir mekânda sizi sarmayacak, onu oluşturan hâtıraların zâhirde zihne uzak, dağınık, hakikâtte biçimli ve tertipli olarak yer aldığı, cisim kafesinize tam oturan, cisminizle bütünleşen, üzerinizden çıkaramadığınız veya içinden çıkamadığınız mâzi kalelerinin en muhkem olanıdır. Unutmadan,bizden size geçtiğimin farkına son noktadan sonra vardığımı belirtmeliyim.

Bu savın zıddı, diğer bir deyişle yukarıdaki çıkarımların mâna-i muhâlifi ile evsiz iseniz bütünlük -Başka bir tanıma ihtiyaç duymadan, emin olarak söyleyebilirim- taşımayan birisiniz demektir. Hâlâ sarsıntılar yaşayan, her unsurun yerini bulamadığı, eksiklikler, fazlalıklar barındıran bir yapıdan ibaretsiniz demektir. Fazlalık olarak görünenlerin de nihâyette eksiklik olduğu bir yapı…

Muhammed Kırvar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız