ELLERİN MAVİ KELEBEK ÖMRÜ KISA OLSA DA…


Merve Koçak Kurt’un öykülerini topladığı ELLERİN MAVİ KELEBEK Hece yayınlarından çıktı.

Hikaye kitaplarının tanıtımında bir fikir edinmek için uzun alıntılar yapmak gerekiyor.

Okur artık yorumu kendisine bırakılmış nesnel tanıtımlar istiyor. Bu yüzden kitapla ilgili etrafına cami ağyarına mani bir tanıtım yapmak zor.

Bu yazıda sade bir kitap tanıtımı olmayacak kitaptan yola çıkıp edebiyat ve hayat üzerine bir kaç kelam edeceğiz.

Kitabı okuyunca temelde iki tema dikkatimi çekti Ayrılık ve sinema.

Kitaba adını veren Ellerin Mavi Kelebek’le başlayacak olursak kitaptaki vasat öykülerden .İnsan kitaptaki en iddialı öykünün kitaba ismini vermesini beklerken burada o beklentisi boşa çıkıyor.

Yazarın ince bir dil işçiliği var ve ikilimlere dayalı bunlar.Yani kelimeyi bir kaç harf eksilterek yada parantez içinde bir harf ekleyerek ustaca kullanıyor aslında öykülerin ruhuna ne kadar hizmet ediyor bilmiyorum ama bana bir tarzdan çok bir ustalık gösterisi gibi geldi.

Akıllıca ve zekice diyorsunuz sadece.

‘İçimizde ise geçmiş zaman a(r)tıklrı, yer(d)e dökülen parçaları hayatın (Sh. 9) gibi.

Şekli bırakıp anlama geçelim.

Bir hikayesinde ‘Ne anlatırsak anlatalım anlattığımız yine kendimiz değil miydi eninde sonunda?Dilinde sadece ben öyküsel anlatımlar vardı bu yüzden’ (Sh.31) bana medyada ve yazın hayatında insanların en çok aradığı ve rağbet ettiği samimiyeti hatırlattı.

Bir hikaye okuduğumuzda bizi çok etkilerse yazan kişinin bunu neden yazdığını ve bizi etkileyen sebeplerin yazarda olup olmadığını merak ederiz. Bu kitapta ise size bunları düşündürtmeyen usta bir tarz var.

‘Giden Güz’dü, Gerisi Hikaye’ etkileyici bir hikaye (sh.33-37)Yüzyılımızın en derin hastalığı olan aşk kırıklıklarına dair yazılmış etkileyici bir öykü.Sevmek,sevilmek ve terkedilmek üzere güçlü bir metin bu yüzden kimsenin bigane kalacağını zannetmem.

‘(……..)Doldurmaca’ adlı öyküde (Sh.51-57) Tevrattan yapılan alıntıyla ‘Önce Söz vardı’ denilerek geleneksel temalardan ve kaynaklardan da faydalanıyor yazar ama bunu bizi getirmek ya da götürmek istediği yer için kullanırken çok net bir şekilde yapmıyor bunu.

Bir Cemal Şakar gibi doğru adrese doğrudan teslimat yapmıyor bu da aylak okuyucu için ne anlama gelebilir merak ediyorum.Cemal Şakar’ın hikaye kitabıyla ilgili yorumumuza buradan bakabilirsiniz.

‘Vaktin Ela Ölümü’ ise(59-64) kitaptaki en iyi metne ve belki de bitişe sahip.Yazının girişinde bahsettiğimiz kelimelerle oynama ustalığının anlamlı bir bitişe yardım ettiği bu hikaye kitaba adını da verebilirmiş(Yüz Yazıcı adlı hikaye içinde aynı şey sözkonusu)

Hikayelerde yazarın sinemaya olan yakınlığı açıkça gözüküyor. Senaristliği de olan yazar günümüzün en yaygın dili olan görüntü dilinin anavatanı sinemayı ihmal etmiyor.

Doğrusu bu kitapta dizi yada sinema filmi olabilecek bir hikaye dikkat çekiyor ‘Yüz Yazıcı’ (Sh.105-110)

Ege bölgesinde düğünlerde gelin yüzü süsleyen kadınlara verilen bir ad Yüz Yazıcı. Bize hemen kaderi, alınyazısını hatırlatıyor.

Anlık izlenimlere ve duygulara dayalı metinlere öykü derken dramatik bir kurgusu olan metinlere hikaye demeyi tercih ediyorum.Bu anlamda kitabın en güçlü hikayesi Yüz Yazıcı.Dramatik çünkü yüz yazıcı kadın hikayenin sonunda öğreniyoruz ki bir zaman sevdiği adamın ama sadece platonik düzeyde aşık olduğu adamın kızının yüzünü süslemektedir.

Kelimelerle oynamayı seven bir yazarla karşı karşıyayız.

Kitabı bitirince bu usta kalemden nasıl bir roman çıkardı diye de aklıma gelmedi değil.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız