ELEŞTİRİ YIKAR AMA YAĞLAMAZ

Eleştiri önemli bir yol açıcıdır; bilimde özellikle edebiyat ve sanatta. Karl Popper insan yanlışlanmak üzere tez üretir, başkaları onu yanlışlarken bilimsel bir sonuca varılır diyordu.

Türkiye’de eleştiri, körler sağırlar birbirini ağırlar; kaşı beni kaşıyayım seni ödünç ilişkilerle yürüyor. Yüksek katlardan ödül alan bir şaire, her gün gazete ve televizyonlarda yüksek fikirlerini ileri sürenlere, veya dergilerde öykü ve eserleri yayınlananlara bir iki cümleyle eleştiri getirildiğinde kirpi gibi kapanıyorlar.
Seni arkadaşlıktan çıkarıyor veya yaptığın eleştiriyi kendisine vurulmuş bir hançer görüyor. Böyle bir anlayış kendine güvensiz, sanatından emin olmayan, lobi, mahfil pistonuyla ve/veya kadın olması nedeniyle kelam rüşvetleriyle kamuoyunu işgal eden insanlardır. Popüler olan, tanınan bu kalembay/anlar o kadar kumdan bir yığın ki en ufak fiskede yıkılıp gideceklerini sanıyorlar.

Eleştiri övmek, takdir etmek, olmayan yeteneklerin önünü açmak, anlayışı egemen oldu artık. Gerçekten yeteneği olan sanat ve edebiyat değeri bulunanlar da aynı beklenti içinde. En küçük bir uyarı ve elestiri düşman ilan etmeye yetiyor.

Ben de yazdıklarımdan emin değilim. Biri çıksa sizde hikâye dili yok boşuna yazıp yorulmayın dese bana. Maalesef eleştiri ve eleştirmen niye yok anlaşılıyor. Sanat edebiyat, ilişkileri kullanarak birilerine yer açmak, kanonlardan nemalanmak, imkanları optimize etmek anlamı kazandı. Edebiyat /sanat şiirselliğini ve bağımsızlığını kaybetti artık. Böyle olduğu için de Türkiye’de bilim de yapılamaz; sanat ve edebiyat da…

Benim kendimi, eserlerimi öykülerimi yerden yere vurabilirsiniz. Bu insanı daha da kamçılar öyle ki Dostoyevski bile eleştirilmiş ve kalıcı büyük eserleri böyle vücuda gelebilmiştir.
Bu gerçeği kabul etmeyen şairlerimiz sanatçılarımız düşünürlerimiz kendini aldatan, sürekli kendisine takdir ve beğeni bekleyen; camdan biz bize mahfillerinde yer bulabilmiş sanatçılar. En küçük bir kılçıkta yıkılıp gidecek, kırılıp dökülecek ‘sevr porseleni’ gibi güvensiz ve kırılgan şöhretlerden oluşuyor.
Belki ben de züccaciye dükkanına dalan fil gibiyim. Bunu kabul ederim ama Kütahya çinisi de biraz sağlam durmalı değil mi?

Mustafa EVERDİ
Yazar-Avukat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 6

FACEBOOK HESABIMIZ