EĞİTİMDE VE HAYATTA ‘ÖLÜM’ MESELESİ

Eğitiminin bir amacının hayata hazırlamak olduğu sıkça söylenir.

Fakat bizdeki eğitim her gün hayatın içinde karşılaştığımız ya da duyduğumuz inkarı imkansız olan ölüm ve kabir gerçeğini nedense görmezlikten gelmiştir.

Eğitim sistemimizin ısrarla ölüm hadisesinden bahsetmekten kaçınması öğrenciliğimde pek farkına varamadığım ama öğretmen olduktan sonra gördüğüm ilginç bir durumdu.

Hatta buna din dersi  de dahil desek yeridir.

Nasıl mı? Örneğin Din dersinde bile ders konularında ölüm diye bir başlık bulamazsınız.

Asıl komedi bir kısım güzide eğitimcilerimizin ‘Aman ne ölümü, çocukları demoralize eder sakın bahsetmeyin’ demeleridir.
Bizim eğitim sistemimiz adeta hayatın gerçeklerini inkar üzerine kurulmuş.

Yeryüzünde her saniyede gerçekleşen ve zahiren üzücü bir hadise olan ölüm de bunlardan birisi.

Doğum nasıl bir kaderle takdir-i ilahi ile oluyorsa ölümde öyledir.

Bu konuda öğrencilerimden sık sık sorular gelirdi.
‘Hocam ölüm niçin var?’ ‘Öldükten sonra ruhlarımız nereye gidiyor’ ‘Kabirde neler oluyor’ ’Biz öldükten sonra kıyameti görecek miyiz?’ gibi sualler.

Ölüm aslında dini anlamda birçok konunun da anahtarıdır.

Ölümü öcü göstermemek lazım ya da garp kurnazlığı yapıp (Batıda çocuklara yönelik ölümü anlatan kitapların çok zayıf olduğunu gördüm ‘Çıtır Çıtır Felsefe – Yaşam ve Ölüm’, ‘Ördek, Ölüm ve Lale’ hatta İslami bir yayınevinin polemiğe girmemek için ismini vermeyeceğim batıdan tercüme ettiği çocuk ve ölüm üzerine -kendileri bu konuda bir şey bilmiyormuş ve kitap yazdıramazmış gibi- yayınladığı bir tercüme eser başta olmak üzere bir çok örnek verebilirim) hiçbir amelimizden sorulmayacakmışız gibi ‘Eh işte gitti üzülme boş ver sen yaşamana bak ’ gibi işi basite indirgememek lazım.
Ölümün varoluş sebebini çözemeyen hayatın da anlamını çözemez.

Özellikle yaşadığı çevrede intihar edenlerin durumu ve niçin intihar ettikleri de İslami açıdan öğrencilere izah edilmeli gereksiz bir hümanizme kaçarak Allahın merhametinden fazla bir merhamet gösterisiyle ölümü çocuklara yanlış tanımlamaktan kaçınmalıyız.

Birde anne babasını kaybeden ya da kaybetmiş çocuklar ise bu konuda şefkate ve teselliye daha muhtaçtır.

MEB müfredatında ölüm konusuna yer vermeli hatta orta öğretim öğrencilerine yönelik bir yakınları öldüğü zaman yapmaları gerekenlerin sırayla anlatıldığı bir bölümde Din dersinin içeriğinde yer almalıdır.

Düşünün dünya nüfusunun hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında manevi bir güç bulabilirler ve her şeyden çabuk ağlayan gayet dayanıksız mizaçlarında, o Cennet ile bir ümit bulup mutlu yaşayabilirler. Meselâ Cennet fikriyle der: “Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennet’in bir kuşu oldu. Cennet’te gezer, bizden daha güzel yaşar.” Yoksa her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zayıf ve zarif ruhlu çocukların endişeli nazarlarına çarpması; psikolojilerini, maneviyatlarını paramparça ederek gözleriyle beraber ruh, kalb, akıl gibi bütün duygularını dahi öyle ağlattıracaktır ki ölümü korkunç bir son ve ayrılık olarak gören ruhları ve zihin dünyası mahvolup gidecektir.

Yine çokça şikayet edilen yeni nesil gençliğe bakalım.

Bediüzzaman bu konuda şöyle der ‘İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin(sosyal hayat) en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr(aşırılık) bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden; yalnız Cehennem fikridir. Yoksa Cehennem endişesi olmazsa, “El-hükmü lil-galib” kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zaîflere, âcizlere, dünyayı Cehennem’e çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.’
Allaha ve ahirete imanın kalpte manevi bir yasakçı bıraktığı ortada hatta bu anlamda Dostoyevski’nin ‘Tanrı yoksa her şey mübahtır’ sözü de çok manidardır.

Doğrusu Milli Eğitim bakanı Ömer DİNÇER merkez teşkilatına yönelik yaptığı operasyonla sadece merkezde şekilsel bir değişiklik yaptı ama araziye yansıyan bir zihin devrimi yapmadı henüz.

Artık öğrenci derse ilgisiz çünkü sen bahsetmezsen her gün salasını duyduğu insanların gittiği alemden ya da evde bangır bangır bağıran TV’de başbakanın özür dilediği  DERSİM’den  e bunlar çocuksa da aptal değiller ya onlarda bıktı bu yalanlardan üstü örtülü ifadelerden.

Çocuklara TV’de duyduğu gazetelerde okuduğu evinde, mahallesinde şahit olduğu şeylerin iç yüzünü okullarda anlatmalıyız.
Ölüm konusu bunların başında geliyor.

İkinci dönemin başlangıcında Van depreminde kaybedilen öğretmenlerimiz anısına tüm okullarda  ‘Hayat ve Ölüm’  temalı açılış dersleri yapılsa ne güzel olur.

Milli eğitim ve eğitim dünyamızın hayatla, hayatın gerçekleriyle barışması anlamında ilk adım böylece atılmış olur.

Dersime özür dileyerek tarihi bir açılım gerçekleştiren başbakan Fatih projesinin tanıtım toplantısında müfredatın değiştiğinden bahsettiğin gülümsedim.  Evet, müfredat değişti ama zihniyet değişmedi. Dersimden bahsetmeyen bir tarihten tarih dersi, ölümden bahsetmeyen bir dersten de din dersi olabilir mi?

O zaman Ömer DİNÇER’in yapacağı ilk iş bu zihniyet devrimini gerçekleştirmektir göreceksiniz asıl kıyamet o zaman kopacak şimdi ki ek ödeme(me) sorunu,  öğretmenlerle ilgili açıklamaları v.s  devede kulak kalacaktır.

Hakikatlerin üstünü örten bir eğitim sisteminde cebi dolu, sırtı pek bir öğretmen olmaktansa aç karnına öğrencilerine gerçeği öğreten bir öğretmen olmayı tercih ederim.

Soldan sağa herkese ve her fikir sahibine de şunu derim; Bizim bu tür konulardan bahsetmemizden korkmayın endişe etmeyin insanlara hükmetmek, iktidar sahibi olmak gibi bir derdimiz yok tek derdimiz bizim hakikate sahip olmak, Allahın rızasına uygun işler yapmaktır. Bize bu yeter.

Karlarla adeta bembeyaz kefene bürünmüş o kıştan sonra haşrin yani yeniden yaratılışın bir numunesini her baharda bizlere gösteren yeryüzüne bakarak hayatı iyi okumalıyız.

Hepimizi eşitleyen ölüm üzerine düşünmeli çocuklarımıza ölümün bir son, bir yokluk, ebedi bir ayrılık olmadığını Kuranın verdiği örnekler ışığında tabiata ve hayata bakıp oradan deliller getirerek anlatmalıyız.

“Şimdi Allah’ın rahmet eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir. Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, her şeye kadirdir.” (Rum Suresi: 50)

Son not; Taklit ettiğimiz batıda bile eğitimin çöküşünü gösteren bir Fransız filmi var.  Hani hep batıyı örnek verir orada işler yolundaymış gibi düşünürüz ya.  İşte Fransızlara 21 yıl aradan sonra Cannes film festivalinde hasretle bekledikleri Altın Palmiyeyi kazandıran 2008 yapımı  filmlerinin adı ne kadar manidar; “Entre Les Murs” yani ‘ Duvarlar Arasında’ . Artık şu dört duvar arasında eğitimden vazgeçelim duvarları yıkalım hayatın gerçekleriyle öğrencilerimizi karşılaştıralım. Sadece ölüm konusunda değil elbette hayatın her alanında ki gerçeklerle.

FOTOLAR: Kagemusha(Yusuf PURUT)


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Medya-Dikab kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

EĞİTİMDE VE HAYATTA ‘ÖLÜM’ MESELESİ için 12 cevap

  1. rafet der ki:

    şöyle bir mesele var. durup da -şu dünyanın bütün meşgalesinden endişesinden uzak- 1 ay, 3 gün, 5 saat insanlarla konuşsan ancak anlaşılacak şeyleri herşey devam edip giderken çözmeye konuşmaya çalışmak durumundayız. gerçi bu internet ortamı biraz bu konuşmaya uygun bir zemin oluşturmakta. çünkü sanal alem, dünyanın meşgalesinden, endişesinden uzak gibi düşünülebilir çok rahat.. ama insanlar zihnen uzaklaşmamış, uzaklaşmıyor.. ya da bu konuşmaların ne kadar mühim olduğunun farkında değil. internet, bu ortamlar henüz yeni sayılabilecek bir şey olduğu için aşırı karamsarlığa kapılmamalı, ama en konuşulması gereken, en mühim mevzulardaki “sessizlik” de fazlasıyla can sıkıcı olmaya başladı.
    bu mevzunun, tesbitlerin önemiyle paralel, yorumların, konuşmanın önemini de belirtme ihtiyacı hissettim canlı canlı. ayrı bir başlıkta belirttik, olmadı. belki böyle etkili olur.

  2. rafet der ki:

    meseleye gelince.. bence eğitimde ölüm meselesinden ziyade eğitimin duvarlar arasında olması baya bir mesele. mesela din kültürü dersleri camilerde olmalı yazımda bu konuyu aslında dile getirmiştim. hayattan kopuk eğitim insanları adeta arafa, ya da yapmacıklığa sürüklemekte.

  3. Umradil der ki:

    Ölüm hakkında yazdıkların “cinler” için de geçerli değilmi? Ömer dinçer beyin gerçekten zihniyet devrimi yapma gibi bir amacı varmı?

  4. mct der ki:

    Ölüm bir gerçektir.”tek bir kelime bile edilmemesi” manidardır.Din kültürü dersi 4.sınıfta başlıyor.soyut düşünce bu yaşta gelişiyor.Öğrencilerin seviyesine göre kademeli olarak ağırlaşan bir oranda programa konabilir.Belki bir ilde bu konuda pilot uygulama yapılabilir.

  5. Adil ŞEN der ki:

    Eski proğramlarda orta.-3. sınıfın 4. ünitede bazı tören ve geleneklerimiz başlığı altında hasta ziyareti kabir ziyareti cenaze töreni vb alt başlıklarda bu konuları işlerdik lise müfredatında da vardı fakat 28 şubat oraya da sirayet etti ANKARA PROGRAMI olarak büyük tanıtımlarla sunulan son müfredatta bu vb konular çıkarıldı. Hüseyin Çelik döneminde bu konulara hiç yaklaşılmadı. Bu konunun gündeme getirilmesi isabetli oldu sanırım. Selamlar

  6. mcht der ki:

    Yazınızı öncelikle çok beğendim. Konu olarak ihmal edilmiş konular (ölüm,tarih ve eğitim)
    özellikle derslerin yanı sıra filimlerimizde bile tarihimizin yanlış anlatıldığı bir ülkenin çocukları yetişti ve hala da devam etmekte…
    Eğitim konusu en çok reforma ihtiyacı olan konudur diye düşünüyorum.
    Ölüm konusunun da yanlış ellerde hatalı işlenmesi çocukların zihinlerini daha çok karıştırabilir bence. İşlenmeli, müfredatlarda yer almalı fakat çok hassas bir şekilde uzman ellerde olgunlaşmalı…
    vesselam.

  7. Arif Çoban der ki:

    Kurban’ı Çocukların gözü önünde kesip,kesmeme;onların bunu görüp,görmemelerini tartışırken biz,Eğitimde Hayat ve Ölüm Meselesini de tartışırız.

  8. Havva Nur Sarıkaya der ki:

    Allah’a ve ahirete imanın kalpte manevî bir yasakçı bıraktığı ortada, hatta bu anlamda Dostoyevski’nin ‘Tanrı yoksa her şey mübahtır’ sözü de çok manidardır.

  9. Mursel Mindiloglu der ki:

    DKAB ortaöğretim programı 12. sınıf 1. ünite aslında bahsini yaptığınız konuya ayrılmış. Hayatın amaçsız olamayacağı, ancak ahirete imanın hayatı anlamlı hale getirdiği, ölümün bir hayat gerçeği olduğu konu başlıkları içerisinde var. Bu konuları, yazınızda ihtiyacını belirttiğiniz şekilde anlatıyorum ve öğrenciler üzerinde oldukça etkili olduğunu da gözlemliyorum. Hatta Tolstoy’un itiraflarım adlı kitabından, ölüm düşüncesinin nasıl ona bu hayatı anlamsızlandırdığını, intiharın eşiğine kadar nasıl gelip gittiğini ve Tanrı inancına sonunda ulaşarak hayatı ve varlığı nasıl anlamlı hale getirdiğini Tolstoy’un diliyle anlatıyorum ve müthiş etkili oluyor (Bu konuyla ilgili o dönemde kendimce bir makale yazmıştım, hiçbir yerde yayınlanmadı, ekte size gönderiyorum, yayınlamaya değer bulursanız yayınlayabilirsiniz). Ayrıca aynı ünite içerisinde “Ahirete uğurlama” başlığı altında cenaze namazının da anlatıldığı ölümün ardından yapılması dini ve insani görevler konusu var. Bunları da anlatırken gençler dikkatlice dinliyor ve sorular soruyorlar. Ünitenin sonunda Kıyamet ile Ahiret alemi hakkında bilgiler veren son iki konu var. Bu ünite hakkıyla işlenip anlatıldığında yazınızda bahsettiğiniz ihtiyacı yerine getirecek bir fayda sağlıyor. Yani müfredat her ne kadar çok eksik de olsa tamamen de boş değil, biraz da bizlerin çabasıyla daha iyi hale gelebiliyor.

  10. mavcı der ki:

    DKAB derslerinin içeriğinde bahsettiğiniz ölüm konuları çok detaylı olmasada geçmektedir.İlköğretim 6. sınıf cenaze namazı, 7. sınıf ahiret inancı ( ünite içerisinde ölüm, berzah, mahşer, hesap, mizan, cennet, cehennem kavramları da anlatılmaktadır), 8. sınıf ecel ve ömür konu başlıkları ile bu konular öğrencilere anlatılmaya çalışılıyor.Her ne kadar kitap içeriği çok kaliteli olmasada bu tip konular daha çok soru cevap şeklinde işlendiğinden öğrencilerin ölüm ile ilgili zihinlerinde var olan sorulara cevap bulabildiklerini düşünüyorum.

  11. z.ozbek der ki:

    Bütün dinlerin en önemli konusu; bu kainatın bir sahibi, bir yaradanı olduğunu bildirdikten sonra ölüm hakikatıdır. Ve ölümden sonraki hayattır. Gündüzden bahsedip geceye göz yummak, YAZ’dan bahsedip KIŞ’tan es geçmek, hayattan bahsedip ölümü hatırlamamak son derece abes bir tutumdur. Bunları yapabilmek için ölümü öldürmek, kabir kapısını kapamak gerektir.
    Üçte bire yakın ayetleriyle ölümden sonraki hayatı anlatan, ispat eden, teselli ve moral veren, ölümü ebedi yok olma manasından çıkaran Kur’an hakikatlarından hem çocuklarımızı, hem gençlerimizi, hem yaşlılarımızı ve hem de sosyal hayatın bütün katmanlarını tanıştırmak, ders vermek en önemli görevdir. Ve hiçbir görev bunun kadar önemli değildir.

  12. Vildan Karagöz der ki:

    Anladım işi, sanat Allahı aramakmış;

    Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 5 + 1