EĞİTİM, MEDYA VE ŞİDDET İLİŞKİSİ-SON

(Bu yazı Isparta’da düzenlenen ‘Şiddet ve Tedavisinde Bediüzzaman Said Nursi’nin Müsbet Hareket Yaklaşımı’ başlıklı sempozyumda sunulan tebliğin metnidir.)

Medyanın diline baktığımızda insanları şiddete ve menfi harekete yönlendiren asıl sorunun direkt ateizmden değil tüketim kültürünü yayan kapitalist ahlaktan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Maneviyata ait olan olguları bile birer tüketim metası hâline getirmeye çalışan materyalist bir ahlaktan sıkça şikayet ediyoruz. Ruhları yakıp kavuran bu nefistperestliğin izalesi imanı kaideleri bilen ve uygulayan toplulukların işbirliğiyle, güç birliğiyle mümkündür.

Gayri meşru şiddetten ve cinsellikten uzaklaştıracak, kalpte manevi bir yasakçı bırakacak imanın altı esasının akıllara ve vicdanlara işlenmesi bir çok sorunun üstesinden gelmemizi sağlayacaktır.

Sadece bilen ve söyleyen değil aynı zamanda yaşanan iman, insana ve insanlığa faydalı olabilir yoksa eylemsiz fikir zayıf, fikirsiz eylem yıkılmaya mahkumdur.

İmanı bu anlamda bir şehre elektrik dağıtan ana trafoya benzetebiliriz. Eğer bu trafonun bağlantısı şehir şebekesiyle kesilirse evlerdeki elektrikler istediği kadar açık olsun hiç bir faydası olmaz.

Elbette medyanın dışında şiddette aile, mekan, iklim ve arkadaş çevresi gibi faktörlerde önemli etkenlerdir.

Konuyla ilgili yapılmış “Okullardaki Şiddet Davranışının Kaynakları Üzerine Kuramsal Bir Yaklaşım” başlıklı bir çalışmanın giriş bölümünde

“Okulda şiddet fenomeni yeni bir olgu olmamakla birlikte özellikle

son yıllarda giderek bir tırmanma eğilimi gösterdiği yönünde bir algılamanın

ortaya çıktığı söylenebilir. Bu çerçevede, özellikle kitle iletişim araçlarında

okuldaki şiddet olaylarına ilişkin haberlerin sayısında bir artışın varlığı dikkat

çekmektedir. Kitle iletişim araçlarında şiddet olaylarındaki görünürlük düzeyinin

artışını gözlemlemenin yanı sıra, şiddet olaylarında bir artma eğiliminin ortaya

çıktığı yönünde iddialara da rastlamak mümkündür”15 denilerek kitle iletişim araçlarının medyanın olumsuz yönüne vurgu yapılmaktadır. Elbette bu sorun yasakçılıkla çözülemez alternatif ürünler ve yayıncılık anlayışıyla çözülebilir.

Doğrusu 1990’lara kadar ülkemizde belki öğrencilere yönelik öğretmen şiddeti varken artık 90’lardan sonra şiddetin öğretmenlere doğru yöneldiğini söyleyebiliriz.

Her ne kadar şiddetin menfi bir kavram olduğunu belirtsekte salt şiddetin aleyhinde olmak insani varlığımızı inkardır aslında. Şiddet ya da kuvve-i gadabiyenin insana verilmesinde hikmetler vardır. Bu duygular insanın canını, namusunu, malını ve vatanını koruması için verilmiştir.

Bu anlamda Bediüzzaman’ın İşaratül İcaz’da yaptığı bu tahlili medya, şiddet ve eğitim konusuna da uygulayabiliriz. 16

Düşmana karşı cihad, mal ve namusu koruma güdüsü için verilmiş olan bu duygunun barış zamanlarında da tatmin olması, boşalması için sünnet olan güreş, ata binme, yüzme ve koşu gibi aktivitelerin yanında Kurban ibadeti de emredilmiştir. İslam’da kurban emri İspanyolların boğa güreşinde sergiledikleri kuvve-i gadabiyelerini tatmin duygusu gibi değildir.

Nefis ve benlikten kaynaklanan güç sarhoşluğunun da ifna edilmesi yani kesilmesidir aslında ve bizde nedense daha çok merhametimizi kabartır, bir zafer duygusundan çok acıma hissini verir kurban ibadeti.

Şiddeti önleme adına artık akademik başarıdan çok ahlaki tutuma da önem veren bir eğitim sistemi kurgulanmalıdır.

Öğretmenlik hayatımda gördüğüm kadarıyla şiddetten uzak tutmanın en iyi yolu öğrencileri bol bol sosyal aktivitelere dahil etmektir.

İlköğretim öğrencilerini pikniğe götürmek yada hastahane, fabrika, cami gibi ortamlara götürmek önemli izler bırakan faaliyetlerdir.

Nimete ve kendi bedenine sahip olmadığını Malikül mülkün Allah olduğunu, bunların birer imtihan aracı olduğu şuurunu nimeti verene yakınlaştırarak hissettirebiliriz. Nimeti verene ise şöyle yaklaştırabiliriz; Öğrencileri bir sütün paketlenmesine kadar geçen süreci ya da bir ekmeğin yapılış sürecini gözlemlemesi için tarladan, mandıradan başlayarak un ya da süt fabrikasına oradan da fırına ve markete götürdüğümüzde bu kadar emeği ve yaratılış sürecini görmeleri onları Allaha daha da yakınlaştıracak ve nimete saygıyı öğretecektir.

Yine Ensar-Muhacir modeli yapılarak dezavantajlı mahalle okullarıyla avantajlı mahalle okulları arasında kan kardeşliği gibi menfi davranışlar yerine sınıf ve öğrenci kardeşliği tesis edilebilir. Elbette bu organizasyonun yapılma sebebi Hicret olayına dayandırılarak anlatılırsa etkili olur. Çağrı filminde yer alan Mekkeli ve Medineli Müslümanların kardeş ilan edildiği sahne izletildikten sonra müspet bir kardeşlik iklimi tesis edilmiş olur.

İnsanlara daha insani idealler ve hedefler koymalıyız. Objektiflik adı altında salt bilgiye ve dünyaya odaklanan bir eğitim müfredatı hayatın gerçeklerini inkar üzerine kurulmuş demektir. Ölümden bahsetmeyen bir eğitim sistemi ne kadar gerçekçi ve öğrenciyi hayata hazırlama noktasında ne kadar sahicidir?17 Hayatla bütünleşmeyen ve onun realitesine göre bir açıklama getirmeyen her öğreti beslendiği eğitim sistemine karşı güvensiz bir bakış açısını getirecektir. Çoklu zeka kuramını getiren Gardner “ Okul öğrenmeleri bir toz tabakası gibidir. Duvara tosladığında gerçek ortaya çıkar” der.18

Ünlü eğitimci John Dewey’e ait olan bir örneği tersine çevirip verecek olursak; Okul dışında her yerin suyla olduğu bir dünyada yüzmeyi sadece anlatarak öğretemezsiniz havuza öğrenciyi sokmanız lazım. Bilginin büyük kısmı da pratiğe muhtaçtır yoksa unutulup gider.

Son olarak medya, eğitim ve şiddet ilişkisinde en güçlü kozun hayat boyu ve hayatı bütünüyle kuşatacak bir eğitim anlayışının elinde olduğunu söyleyebiliriz. Medya dediğimizde sadece menfi anlamda bir medyadan bahsedemeyiz. Hayrı ikame etmeye çalışan medyada var. Eğitimi özellikle değerler eğitimini sadece okuldan ibaret sayarsak yanılırız. Yukarıda da değindiğimiz gibi konuşulan değil yaşanan değerleri, hayat boyu hayatın her alanında gerçekleştirebilirsek bizlerin kurtuluşuna vesile olur.

Bu anlayışı sağlayacak temel eserlerden birisi de Risale-i Nurdur.

İncelendiği zaman görülecek ki Risale-i Nur külliyatı, toplumun sıkıntı çektiği Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi konular başta olmak üzere aile, arkadaş ve sosyal çevrede saygıyı ve merhameti yayacak bir anlayışın verileceği en sağlıklı eserlerden birisidir. Yeni hazırlanacak ders kitaplarında Bediüzzaman’ın bu konulardaki fikirlerine yer verilirse toplum kazançlı çıkacaktır. Özellikle yaşadığı hayatla karizmatik bir kişilik ortaya koyan Bediüzzaman şu an ülkemizde her kesimin sevdiği, sevmese bile saygı duyduğu ortak değerlerimizdendir. Milli Eğitim Bakanlığı Risale-i Nurlardan alınan görüş ve düşüncelerin derslerde ilgili yerlerde okutulması için teşvik etmeli bakanlığa bağlı Talim-Terbiye Kurulu Bediüzzaman’ın ‘Gençlik Rehberi’ adlı eserini öğrencilere sadece din dersi için değil bütün bir hayat boyu rehberlik edecek kaynak eser olarak tavsiye etmelidir. Bu milletin hem dünya hem ahiretinin selameti için elzemdir. Böylece menfi yayınların etkisinden bunalıp gerek ideolojik gerekse psikolojik sebeplerden kaynaklanan şiddete yönelen gençliği hayra yönlendirmede inşallah faydalı bir adım atılmış olacaktır.


DİPNOTLAR

15- Okullardaki Şiddet Davranışının Kaynakları Üzerine Kuramsal Bir Yaklaşım, Zahir KIZMAZ, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:2006 Cilt: 30, Sayı:1, Sh.47. Yine bu konuyla ilgili Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinin TÜBİTAK desteğiyle liselerde yaptığı kapsamlı bir şiddet araştırmasının sonuçları da üzücü veriler içermektedir, 10 LİSELİDEN 9′U ŞİDDET GÖRÜYOR, BUGÜN Gazetesi,21.05.2012,Sh.1

16- “Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki:

Tagayyür, inkılâb ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiyye; ikincisi, zararlı şeyleri def’ için kuvve-i sebuiyye-i gadabiye; üçüncüsü, nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyye’dir.

Lâkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi tefrit, vasat, ifrat namiyle üç mertebeye ayrılırlar. Mesela, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helale ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur; ifrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise, iffettir ki; helaline şehveti var, harama yoktur.”

İhtar: Kuvve-i şeheviyenin, yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuddur.

Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar; ifrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder; meşru olmayan şeylere karışmaz.

İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır. (Bediüzzaman Said Nursi, İşaratül-İ’caz, Sh 32-33, Zehra yay. )

17- Bu konuyla alakalı “Eğitimde ve hayatta ‘ölüm’ meselesi” başlıklı yazımıza bakılabilir. YENİ ASYA gazetesi, 04.01.2012, Sh. 2 (http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=4761. Linke ulaşma tarihi; 21.05.2012)

18- Prof. Dr. Bahattin ACAT, Öğrenme Sürecinde Değerler ve Öğretmenin Ahlaki(Moral) Liderliği, Değerler Eğitimi Uluslararası Konferansı Kitabı(28-29 Mayıs 2010), Sh 140, ,İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Yayını


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Medya-Dikab kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 6