buy Instagram followers

EĞİTİM DÜNYASINDA ASIL SORUN ÖĞRETMENLER Mİ SİSTEM Mİ?

12 yıllık kesintili eğitim üzerine ‘Eğitimde Fin’ci olmakla dinci olmak’ arasındaki kalın çizgiyi bizlere gösteren yazarlar özellikle Ak partinin ideolojik davrandığını söyleyerek son noktayı koyuyorlar.

Doğrusu eğitimde çok başarılı diye verilen şu Fin örneğini de ne zaman duysam kan beynime sıçrar.

Ankara kadar nüfusu olan bir ülke.

Bizdeki öğrenci sayısı ise Fin nüfusunu 3’e katlar.

Orayı geçip memleketimize gelelim. Şartlar, nüfus beklenti, tarih, coğrafya v.s çok farklı.

Eğiteceğin çocuğun ve ailesinin endişelerine ortak olmazsan istersen uzayda yaşa yine sorunları çözemezsin.

Türkiye’de bir öğrenci velisinin beklentisi nedir?

‘İş sahibi olsun ahlaklı olsun hele ki az buçuk birde iman sahibi ise ben ölünce arkamdan Yasin okusun’ der.

Bu yazının asıl derdi OECD’nin “Eğitimde Eşitlik ve Kalite: Dezavantajlı-Mağdur Okul ve Öğrencilerin Desteklenmesi” başlıklı raporunda yer alan şu cümleler; “”Liseye bitirmeyen yetişkin sayıları” ile ilgili tabloya göre bu konuda en iyi durumdaki ülke Kore olurken Türkiye 34 OECD ülkesi arasında sonuncu. Yaş grubu 64’e uzatıldığında Türkiye’de liseyi bitirmeyenlerin oranı yüzde 70’e çıkıyor. Raporda “Öğrencilerin okuldan ayrılmaları sorunu bir gecede meydana gelmedi. Okuldan ayrılma öğrencilerin okulla ilişkilerinin uzun süreçte çözülmesi sonucu” denildi. Rapora “Çok sayıda yıkıcı, saldırgan öğrenci bulunan sınıf ve okullarda eğitim kalitesi önemli ölçüde azalıyor, sergilenen bu gibi tavırlar diğer öğrencilerin saldırgan tepkilerine yol açıyor, okuldaki davranışsal sorunlar artıyor. Özellikle “dezavantajlı, mağdur’ korunma bulunan okullar disiplin sorunlarıyla uğraşmak için önemli ölçüde vakit kaybı yaşamaktadır, öğretmenlerin kendilerini eğitim ve öğretime adamalarını engellemektedir” diye devam edildi.

Yabancı bir gözün tespiti doğru. Sebebine gelince kestirmeden söyleyecek olursak son günlerde yaygın olan bir ifadeyle yok ‘Dindar Nesil’ yok ‘Kindar Nesil’ derken iş geldi gusül abdesti almayı bilmeyen ‘Mundar Nesil’e.

12 yıllık mecburi eğitim kanunuyla tüm okulların İHL olacağı kaygılarına bakıldığında toplumun farklı kesimlerinin karşı tarafın tepkisinden çekindiği için inandığını ve bildiklerini söyleyememesi bana göre eğitim sisteminin tıkanmasının en önemli sebeplerinden biridir.

Ve bu memleketin ilk sorunu samimiyetsizlik ve kimliğini saklamadır.

Peki tüm bunları bir kenara bırakalım. Çocuğuna dini unsurların olmadığı bir eğitim sisteminde devam etmesini isteyen veli ne yapacak?

İşte bakanlığın bu kanun taslağında yaptığı iş her iki tercihide bir potada toplamak.

İsteyen ortaöğretimde çocuğunun Kuran ve Arapça dersi almasını isteyecek istemeyen uzak tutabilecek. Bu zamana kadar dindar ya da dine taraftar ailelerin isteklerinin konjoktüre göre ya karşılandığı ya da ret edildiği görülecektir.

Hani ‘Vicdanı hür fikri hür nesiller’den bahsedilir ama ortada ne özgür bir seçim vardır ne de hür bir tercih.

Bir tatilci Karadenizde ‘şöyle rahat, böyle konforlu her gün serbest menü’ yazılı çok ucuz bir pansiyon bulmuş. İlk gün hamsi çıkmış yemekte o da afiyetle yemiş. İkinci günde yine hamsi çıkmış. 3., 4. gün derken her gün aynı menü. Artık canına tak etmiş. Pansiyon sahibine çıkışmış ’İlanda serbest menü diyordunuz ama her gün aynı yemeği veriyorsunuz bu nasıl iş deyince’ pansiyon sahibi de ‘Evet serbest menü ister ye ister yeme’ demiş.

Bizim eğitim sistemimizde böyle.

İster ye ister yeme, özgürlük budur diye.

Sözde özgürlükçü. Ne solcusu memnun ne sağcısı.

Bu yüzden 4+4+4’den oluşan 12 yıllık kesintili eğitim inşallah herkese özgürlük verir. Kanuna son şekli verildiğinde belki çocuğunu din dersinden bile uzak tutma imkanı olacak velinin ama hafızlık eğitimi verdirmek isteyen veli içinde aynı özgürlük geçerli olacak mı? Bu konuda bir adım atılmış değil 1996’da ki haklarını arıyor hala Müslümanlar buna da dikkat çekmek isterim.

Elbette sihirli bir değnek değil bu rakamlar.

OECD raporunda söylenen disiplinsizlik ve okullarda şiddete gelince.
Eğitimde en önemli unsur öğretmendir.

Kötü eğitim sisteminde iyi öğretmen yine işini yapar çok yorulur hırpalanır ama yapacağını yine yapar.

12 yıllık eğitimle ilgili öğretmenlerin katıldığı bir referandum düzenlense eminim ki ilk ret edilecek yönü kanunda yer alan 4 yıllık lise eğitimi olacaktır.

Bana göre abartılmış çağdaşlık putuna ve laikçi batıcılara yaranmak için düşünülmüş bir histeridir lisede 4 yıl.

Lise 3 yıl olmalıdır.

Hani 8 yıllık kesintisizi bozarken kamuoyuna öyle bir mesaj verelim ki bizi gerici zannetmesinler psikozuyla hareket edilmiş bir taslak.

12 olsa ne 10 olsa ne 8’de kalsa ne?

Özellikle bir eğitim çalışanı ve öğretmen olarak çevremden o kadar çok arkadaş itiraz ediyor ki lisede dört yıla ‘Bu saçmalık ne?’ diye bana soruyorlar.

Eğitimciler itirazlarında haklılar.

Bilhassa ergenlik çağına giren gençlere karşı yaptırımı olmayan bu bozuk ders geçme sistemi öğretmeni sınıfta bekçi konumuna indirdiği gibi maalesef onu aynı zamanda güvenlik görevlisinin işlerini de yapmaya zorlamaktadır.

En basitinden okullarda eğer zengin bir okul değilseniz güvenlikçi tutamadığınız için bahçe nöbetlerinde okulun ve bahçenin güvenliğini de siz sağlamak zorundasınız.

Güvenlik bu zamana kadar sağlanıyordu ama Allahtan öğretmen camiası da uyandı da artık okul müdürlerini zorlayarak ‘Biz polis değiliz kardeşim’ noktasına gelindi.

Şimdi bu yazıyı okuyan ve eğitim çalışanı olmayan herkes bu adam neden bahsediyor diyebilir.

Disiplinden bahsediyorum.

Havada oksijen ne ise eğitimde de disiplinde odur.
,
Örneğin İster 30 kişi ister 50 kişilik sınıflarda olsun öğretmenine kafa tutan bir öğrenci hakaretleri ve davranışlarıyla sınıf disiplini bozduğunda dersinizi o öğrenciyi susturmakla geçirirsiniz.

Dünyanın en iyi müfredatı elinizde dünyanın en akıllı ve en dahi tahtası sınıfta olsun isterse.

Derse girdiğim okullarda en şerli yaramaz öğrencilerle ‘Yapma evladım yapma yavrucuğum’ nasihatlerim tutmadığını görünce iş bağırtı çağırtı ile götürmeye çalışırdım. E hoca sen işi bilmiyorsun insan bir kenara çeker konuşur v.s gibi teklifleri hatırlatmayın bunların alasını da yapsan, öğrencinin her problemiyle de ilgilensen sonuç sıfıra sıfır elde sıfır. Genelde bu tip sorunlu öğrenciler eşşek şakalarını diğer öğrencilere yapar. Arkadaşlarını ağlatma pahasına kendi eğlencesine dalar. Sınıf ya da okul ortamında hemen iyileştiremezsiniz. Sabırla beklerseniz de ne okulda disiplin kalır ne de sınıfta.

Dayak ise nadiren başvurduğum bir hadise olmuştur sebebi de din kültürü öğretmeni olmam. Doğrusu benim attığım dayak yüzünden öğrencimin dinden nefret etmesini istemem. Nadiren derken kesinlikle bilgi eksikliği tembellik v.s ile ilgili değil direkt şiddete maruz kalanları kurtarmak içindi.

Yaşadığım bir kaç örneği verim.

Sınıfta hakaret ettiği öğretmenine özür dilemesi için çağırdığınız öğrenci özür dileyeceğine birden karşısındaki öğretmenine kafa göz daldığı gibi sizin olay yerinde nazik ellerinizle yaptığınız kadife kıvamındaki müdahaleye rağmen artık öğrencinin tehdit ve saldırı çemberine dahil olursunuz.

Yani kavga orada bitmez yeni başlar artık devamlı tehdit altında okula gider gelirsiniz.

Doğuda Siirt-Eruh’ta ya da batıda Kırıkkale’de herhangi bir okulda çok yaşadım bu vukuatları. Bunun doğusu batısı yoktur anlayacağınız.

Örneğin yaramazlıklarından öğretmen arkadaşlarımızın özellikle bayan öğretmenlerimizin -kibarlık ve nazikliklerinden dolayı yoksa haşa iş bilmezliklerinden dolayı değil- bizar olduğu ama kanun gereği bir şey yapamadıkları ders ve huzur sabatörü 8 sınıf öğrencisi okul bahçesinde evinden getirdiği garip bir aletle kızların eteğini havalandırırken yanında ‘Ver o aletide bende neşeleneyim’ diyen arkadaşına sizin suç olduğu için atamadığınız tokadı atarak icraatına devam ederken sabırla yaklaşırsınız. O gün bahçe nöbetinin hakkını vermeniz içinde fiili müdahaleden başkada şansınız yoktur. Artık eskisi gibi eti senin kemiği benim devri bitmiş çocuğun nazını, gürültüsünü ve eşşek şakalarını sineye çekme devri gelmiştir. Eğer adınız dayakçı hocaya çıkmamışsa sadece sizinle göz göze gelmemeye gayret ederek sevgili ve afacan öğrencimiz o ‘masum’ yaramazlığına devam eder. İşte böyle vakıalarda daha doğrusu kibarlığı bırakıp direkt söyleyeyim böyle pis durumlarda yapacağınız iki şey vardır. ‘Yapma evladım’ diye yalvarırsınız. Vicdana gelirse bırakır(Ben pek görmedim çünkü sırtınızı dönünce icraata aynen devam ederler) Ya da görmezlikten gelirsiniz. Yapma ya hoca olur mu öyle şey diyerek cıkcıklayanlarınızı duyar gibi oluyorum.

Siz hiç sınıfın çöp kovasına girdiği iddiayı kazanmak için işeyen öğrenci gördünüz mü? Şimdi bunun suçu öğretmende mi? Yani bu tarz davranışı öğretmen mi öğrencisine yüklüyor yoksa sokaktan ve Tv’den aldığı ahlakın verdiği cesaretle mi yapıyor bunu.

İster inanın ister inanmayın bu tip hadiseler her okulda oluyor sadece yüksek puanlı ya da seçmece okullar hariç her yerde vakayı adiyedendir.

Peki ne yapalım? Nazi kampına mı çevirelim okulları. Hayır sadece idareyi öğretmene bırakın.

Örneğin sınıfta derslerde ‘dur, yapma’ ihtarından anlamayan öğrenci bir aylık çalışma neticesinde düzelmiyorsa sorunlarını görmezlikten geliyorsa yapılacak tek şey vardır okuldan uzaklaştırma.

İşin içinde ailesi olunca düzelme oranı yükseliyor ama sorun aile kaynaklıysa o çocuğu okulda tutup öğrenci ve öğretmenlerin huzurunu bozmaya gerek yok. Çünkü birini kurtaracağız diye 10 tane zayiat veriyorsunuz.

Vereceksin problemli çocuklar için kurulmuş ara okullara orada ders değil terbiye ve ahlaka önem vereceksiniz. Sınıf ders geçme olmayacak ‘davranışları normaldir’ raporu ile kaldığı yerden devam ettireceksin. Yani öğrenci okulun kendisine düpedüz ‘deli raporu’ verdiği zaman sıkıntıya düşeceğini bilmeli. Öğretmen ve idareye de maaş ve çalışma günleri açısından özenle seçin bakın neler oluyor sonra.

Hiç unutmam dediklerine göre babası bardan pavyondan hiç çıkmayan bir 9. Sınıf öğrencisi öğretmenleri de egale ederek sınıfı idare ettiği söyleniyordu. Din dersi 1 saat olduğu için çocuğun problemli davranışları pek kendini belli etmiyordu. Kabadayılıkla işini götürüyormuş. Öyle ki aman şununla konuş diyenlerin hatırına konuşsam da şikayetler hala devam ediyordu. Dersler bu çocuğu zaptü rabt altına almakla geçtiği için çok az konu işleniyormuş. Düşünebiliyor musunuz çocuğun gelmediği gün öğretmenler rahatlıyordu. Tam üç ay o sınıfta ders işlenemedi ve en sonunda disiplin cezası işlendi ama en ağırı okuldan uzaklaştırmaydı o devirde o da 15 gün. Sonrası sürgün ama istersen başka okula gönder problem problem olmaya devam edecektir. İşte bu tip çocuklar 7 ve 8. sınıfta başlar lise sona kadar karşınıza hep çıkar. Olan sınıfta uslu uslu dersi dinlemek isteyen öğrenciye olur çünkü öğretmen sus pusla dersi geçirir bir şeye konsantre olunamaz ders bölünür hiçbir şey anlaşılmaz.

Bu tecrübeleri yaşamayanlar, sınıfta derse girmeyenler eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili boşuna konuşmasınlar.

Öğretmene yetki verilmelidir.

Çocukta otoriteyi bilmelidir öyle ki ilk derste öğrencilere direkt ‘öğretmen davranışı bozuk olan öğrencisini düzeltmek için bir ay uğraşır eğer öğrenci düzelmezse okuldan süreli yada süresi uzaklaştırabilir buna ne vali ne de okul müdürü itiraz edebilir’ denilerek öğretmenin önemine dikkat çekilmelidir.

Müfredattır, öğretme biçimleridir v.s işin kolayı.

Dersi dinleyen olmazsa neyi, kime, nasıl anlatacaksın?

Ticarete benzer eğitim, satın almak istemeyen müşteriye zorla mal satamazsın. Öğrenci de de durum böyledir. İlgi alanını erkenden bulup oraya yönlendirmek lazım işte o zaman zevkle derslere katıldıklarını ve iştahla derslerine sarıldıklarını gördüm öğrencilerimizin.

Amerikan filmlerindeki gibi çete okullarımız yok Allaha şükür durum o kadar vahim değil ama gidişat hiç iyi değil.

Şu an fiilen öğretmenlik yapmıyorum ama yapan arkadaşlara gün be gün ‘Okullarda durum nasıl?’ diye sorduğumda en dirayetli en disiplinli arkadaşlarımın bile ‘bitik, idare edemiyoruz artık’ demeleri beni üzüyor.

Bu yapı değişmediği müddetçe eğitimde kalite yolunda bir adım atılmış sayılmaz.

Atılması gereken adım dini değerlerin verileceği eğitimdir.

Kim ne derse desin biz doğulu bir toplumuz ve bizde galip olan duygu din duygusudur.

Elbette din dersi sihirli bir değnek değildir.

Sabah akşam Kuran- Kerim okut istersen okullarda.

Sokak ya da ev Kurana göre dizayn edilmemişse ya da tam tersi evde dini bir hayat varken dışarda din dışı bir ortam varsa çocuklar ne yapsın?

Şu resmi hava, dört duvar ve paçalarımızdan akan samimiyetsizlik.

Çözüm başta anayasa olmak üzere komple bir zihniyet değişimindedir.

Öğretmenlik hayatımda ümitsiz olmama adına verebileceğim başka örneklerde var ama şu günlerde yapılması gereken bu problemleri cesurca dillendirmek.

Son Not: Müdürler eğitimin akademik boyutuyla mı uğraşsınlar idari boyutuyla mı onlarda şaşkın ve yorgun. Okullarda teknik koordinatörlük ihdas edilmeli. Çünkü şu an okul müdürlerimiz çatı işlerinden kalorifer işlerine kadar her türlü sorunla boğuşuyorlar halbuki onların bu dertten kurtarılıp sadece okulun eğitim hayatına odaklanmaları sağlanmalıdır. Artık okulları okul içi seçimle gelecek başöğretmen ya da eğitim lideri yönetmeli. Okulda seçim olmalı ve öğretmenler eğitim liderini seçmeli. İdeolojik gruplar filan olabilir ama önemli değil neticede çoğunluğun mutluluğudur söz konusu olan. Biz öğretmenler gayet demokrat insanlarızdır gaza basacağımız yeri de biliriz frene basacağımız yeri de.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

EĞİTİM DÜNYASINDA ASIL SORUN ÖĞRETMENLER Mİ SİSTEM Mİ?” için 6 yorum

  • 26/03/2012 tarihinde, saat 13:27
    Permalink

    pek çok şey söylenebilir. ama en mühimi eğitim sistemi yıllar içinde oturur. dünyadaki en iyi eğitim kurumlarına bakın, asırlık kurumlardır, dün açılmış okullar değil. öyle ki o kurumların artık kendine has kültürü yapıları oluşur. bizde bu yok maalesef. sistem her an baştan aşağı değiştirilmesi gereken bir durumda. ama böyle bir şey de olmayacağı aşikar. yavaş yavaş bir şeyler olacak diye bakmak lazım. ben 4+4+4ü destekliyorum. çünkü şu anki yapıyı iyileştiriyor. sil baştan yapmak mümkün değil. böylesine de fazla burun kıvırmamak lazım derim.

    Yanıtla
  • 26/03/2012 tarihinde, saat 22:31
    Permalink

    ağzına sağlık hocam… düşüncelerimize tercüman olmuşsun

    Yanıtla
  • 26/03/2012 tarihinde, saat 22:32
    Permalink

    talebe hocasına benzer.. bu nesilin gevşekliğinden tembelliğinden öğretmenlerde sorumlu

    Yanıtla
  • 29/03/2012 tarihinde, saat 17:10
    Permalink

    SİSTEMİ DÜZELTMEDEN ÖĞRETMENDEN VERİM ALAMAYIZ.

    Yanıtla
  • 30/03/2012 tarihinde, saat 22:30
    Permalink

    öğretmenlerin bu “kaos”taki sorumluluk payını açıkça yazmamız gerekiyor. şöyle düşünürüm sınıf içinde sistemde müfredatta öğretmendir.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız