DİNİ ALLAH’A HAS KILMA MESELESİ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

Bilindiği gibi din, gayet yorum da içeren bir konu, o yüzden pek çok din anlayışları mevcut. O anlayışlar hükümleri de gayet etkiliyor. Beri yandan ayette şöyle denilmekte.

“Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yı Rabbler edindiler. Oysa sadece tek olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koşmalarından münezzehtir.” [Tevbe 31]

Hadiste de der ki; Daha önceleri hıristiyan olan Adiy bin Hâtim, boynunda gümüşten bir haç olduğu halde, İslâm hakkında bilgi edinmek niyetiyle Medine’ye gelmişti. Şüphelerini gidermek için Resulullah’a bazı sorular sordu. “Bu âyet bizi âlimlerimizi, râhiplerimizi rabler edinmekle suçluyor. Halbuki biz onları kendimize rabler edinmeyiz. Bunun mânâsı nedir?” dedi. Resulullah “Onlar helâli haram kıldılar, haramı helâl kıldılar. Siz bunu öylece kabul etmiyor muydunuz?” diye sorunca Adiy “Evet böyledir.” diye tasdik etti. Resulullah “İşte bu sizin onları rabler edinmenizdir.” buyurdu. [Taberi]

Yine hadiste denilir ki; “Alimler nebilerin varisleridir” [Tirmizi-İlim 19] Bir başka hadiste ise denilir ki: Şüphesiz Allah ilmi insanlara verdikten sonra söküp almaz! Fakat ilimleriyle birlikte âlimleri kabzederek ilmi alır. Kala kala cahil cühela insanlar kalır.. Onlara fetvalar sorulur da onlar da kendi görüşleriyle fetva verir, hem kendileri sapıklığa düşerler hem de insanları düşürürler! [Buhari-İtisam 7]

Hasıl, burada belli bir hüküm var ve ondan şaşılmaması gerekiyor anlayışı oluşuyor. Lakin dediğimiz gibi durum ve hüküm meseleleri gayet söz konusu, nesh meseleleri var, kıyas durumları var, mecburiyetin işe etkisi, amaçların tesiri var. Yani iş gayet bir ruh gibi..

Şu halde hangi durum Rab edinmedir, hangi durum hevadan konuşmadır, hangi durum dini Allah’a has kılmadır. Her ayet, hadis delil getirme dini Allah’a has kılmaya girer mi? Bir defa burada güvenilir alimin önemi var. Güvenilir alim ise bize göre, çeşitli güçlere göre değil, muradı ilahiye, delillere göre konuşmasından anlaşılır. O ise dini alanda konuşanlara “bu doğru mu konuşuyor” bakışını ister öncelikle. Bu ise Kitab’ın bütününe iyi yönelme ister. Bu iş edilmedikçe ve öyle kişiler desteklenmedikçe diğer durumlardan olabildiğince emin olunamaz. İcabında tastamam öyle durumlar da olabilir, fakat burada niyetler de gayet belirleyici, işler çok profesyonelce de olabiliyor. Onun için “olabildiğince emin olma” da gayet belirleyici.

Tabii buna şu da dahildir; bir alimi güvenilir bulduk diyelim, artık gözü kapalı onun her dediğine ayet, hadis muamelesi yapamayız, zaten doğruluk kriteriyle ona ulaştıysak, daha sonra onu da aynı kriterle bazı noktalarda eleştirebilmek işe dahildir. İşte bu noktalarda körleşildikçe ters sonuçlar da olası olmaya başlar.

Unutmayalım ki ayette şöyle denilir: O gün hepsini mahşere toplayacağız. Sonra Allah’a ortak koşanlara: ” Hani nerede o Allah’a ortak saydığınız ortaklarınız?” diyeceğiz. Sonra, (Onlar): “Rabbimiz, Allah’a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik” demekten başka bir özür bulamayacaklar. Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları da kendilerinden kaybolup gitti. [Enam 22-24]

Beri yandan, mesela Yahudilere baktığımız zaman, Tanah metinlerinde peygamberlerin gayet tahkiri göze çarpıyor. Örneğin; Yakub, babası İshak’a büyük kardeşi Esav olarak kendini tanıtır ve sahtekarlıkla onun tarafından kutsanır.. Yusuf, kibirli biridir.. Lut’un kızları onu sarhoş edip ondan çocuk sahibi olur.. Davud mezmurlarda onca ahlaktan bahsederken; birinin karısını beğenir, onu öldürtmek için cephede öne sürer, ölünce de karısıyla evlenir.. Harun, altın buzağıyı yapmıştır.. Süleyman, onca bilgedir, mescidi aksayı inşa etmiştir, ama ömrünün sonuna doğru puta tapar.. Nuh, sarhoş olur ve çıplak şekilde yatar.. Eyüb, bazı zorluklarla karşılaşınca Tanrıyı müthiş derecede sorgular, ateistçe konuşmalar yapar..

Hristiyanlıkta ise tam tersi kişileri aşırı abartma vardır, “İsa Allah’ın oğludur” denilmiştir. Burada kitlenin hakikate gizli direnci ve kitleye hakikati kişi kültü ile yutturma gibi durumlar seziliyor. Bu iki durum da Alemi İslam’da -belli ölçülerde tabii- söz konusu olmuştur.
Saniyen; Yahudileşme ve Hristiyanlaşma meseleleri türlü boyutları düşünülebilecek meseleler. Mesela bazı konular da ikisinde ortaktır; Allah’a eksiklikler, noksanlıklar, insanilikler izafe edilmesi mesela böyledir. Zaten temel mesele Allah’a hakkıyla yönelmeyip işi götürme anlayışından çıkıyor, o da dünyevilikten ve süregelen gelenekten kaynaklanmakta. İslam boşuna haniflik olarak adlandırılmıyor.

Öte yandan; “Kitablarını bozmuşlardır” konusu bizde Kitab bozulmadığına göre onlarla alakamız yoktur sonucuna çıkarmamalıdır. Allah Kuran’ı koruyacağını bildirdi.. Lakin Peygamber de “siz ileride Yahudi ve Hristiyanlara uyacaksınız” dedi.. Şu halde burada “Kitab ve ferdin imanı arasındaki ilişki taze tutulmalıdır” sonucu çıkıyor. Tabii akıp gelen tarih ve deliller de bunu gösteriyor. Hasılı; özellikle de bu zahir oldukça körlük bahanesi de kalmıyor. Şunu anlamak lazım; Kitaba iyi bir yöneliş yoksa başka suça ve suçluya gerek yoktur. Bizim ana imtihan noktamız bu. Bu uzunmuş, oryantalizm varmış, saptıranlar varmış, birlik beraberlik, maslahat, o bu şu öyle bir edebiyat var ki gelmeme noktasında işe yöneltilse iş on defa çözülürdü.

……..

NOT: Makale Fatiha ve Zehraveyn Tefsiri, Bakara 284-286 tefsirinden alınmıştır.

bknz

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız