DİJİTAL DÜNYADA DEĞERLER EĞİTİMİ -SON-


İnsanları etkilemenin ve eğitmenin söz ve görüntüyle bin bir yolu vardır ve söz ile görüntüyü bir arada ileten televizyon ise bu asrın en etkili propaganda araçlarından birisi olarak hala en popüler seyir aracıdır. İşte bu gücü keşfedildiği günden itibaren eğitimde kullanılmak üzere eğitim filmleri ve eğitim kanalları açılmaktadır.

Televizyon tek taraflı bir iletişim aracıdır ve insanı fiziksel olarakda etkileyebilir. Burada TV karşısında uzun süre hareketsiz oturmaktan kaynaklanan şişmanlık veya ekrana çok bakmanın getirdiği göz bozukluklarından bahsetmiyoruz. Örneğin televizyonda çıkan bir diş macunu reklamındaki sırıtış veya herhangi bir dramatize edilmiş sahnede yakın plan çekilmiş gülümseyen bir insan görüntüsüne bakan izleyicinin de -normal bir zamanda- elinde olmadan istemsiz bir şekilde gülümsediğini görebilirsiniz. Bu fiziksel etkinin dışında televizyon, propaganda gücüyle istediği kavramı ve kişiyi insanların zihinlerinde, istediği algılama biçimine uygun olarak oluşturmaya veya var olan zihinsel imajları etkileyerek değiştirmeye çalışır. Bu yönüyle dini açıdan iyi ve kötü olan değerleri yeniden kategorize eden bir meşrulaştırma aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir nevi elektronik uyuşturucu işlevi gören televizyon karşısında gittikçe atomize olan bireyler ancak farklı bilgi kanallarının sayesinde kendi hayatları hakkında karar verip yaşam biçimlerini ve düşünce dünyalarını düzenleyebilmektedir.

Televizyon yayıncılığının pahalı bir araç olduğu düşünülürse egemen güçlerce kendi çıkarları doğrultusunda rahatlıkla kullanılabileceği de anlaşılabilir. Fakat bu mecra ağ toplumunun yükselişiyle internet, cep telefonu gibi -hazırlanan içeriklerin üretimi ve yayınlanması açısından- daha ucuz olan mobil araçlara kaymaya başlamıştır.

Televizyonun doğası McLuhan’ın ‘mesaj aracın bizzat kendisidir” sözüyle değerlendirilebilir. Televizyon dikte edicidir ve bireyleri etkilemek üzere kurulmuştur. Tek yönlüdür. Televizyonun üçüncü bir ebeveyn olarak çocuklar üzerinde olumsuz etkisi ise tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Uzun bir süre yeni anne-baba, yeni öğretmen TV olmuştur.

Sinema televizyondan daha eski bir araç. İnsanlığın sinemayı niçin icad ettiği sorusuna verilen en ilgi çekici cevaplardan birisi ünlü Fransız sinema kuramcısı Andre Bazin’den gelmiştir. Andre Bazin’e göre “insan ölümsüzlüğün ardında olduğu için gerçeğin benzerini yaratmaya çalışıyor” ve portre, modeli anımsamamıza yardım ettiğine, onu ikinci bir ölümden kurtardığına inanıldığı için yapılıyor (BÜKER, 1989) İnsandaki sonsuzluk arzusu fıtri bir arzudur nitekim İslamiyet’e göre Şeytanda Hz. Adem’i “…Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” (Araf Suresi, 20) düşüncesiyle kandırmıştır. Bu sonsuzluk arzusu insanlığın sanatsal üretiminde ana motor olmuştur. Fakat sadece bu unutulmama arzusu değil hakikate ulaşma, benliğinden veya kâinattan yola çıkarak gerçeği arama macerasında kilise resimlerinden tutun filmsel üretimlere kadar birçok gösterge insanlığın manevi ve mistik duyguları tatmasında rehber olmuştur. Örneğin Doubt filminden bir sahne bize dedikodu, iftira ve gıybet gibi konularda etkileyici bir hikâye anlatmaktadır. (DOUBT, 2008)

Seyirci perde de izlediği kahramanla kendini özdeşleştirmiş, bir model olarak onu sevmiş onun gibi konuşmaya ve giyinmeye gayret etmiştir. “Günümüz sinema seyircisi aktivite olanağı elde etmediği gerçek yaşamda, gerçekleştiremediği bu duygulardan bir film gösterisi sonunda arınarak rahatlar (katharsis) (PARKAN,1983) Katharsis yani boşalma Hollywood yapımlarının ortaya koyduğu dramatizasyon’un vazgeçilmezlerinden birisi olmuştur. Hollywood dramada bu çizgiyi korumuş ta ki yeni bir dil üreten yönetmenler veya teknolojinin zorlamasıyla yeni imkanlara göre faklı hikayeler anlatan sinema adamları çıkana kadar.

Dünyadaki sinema salonlarını ve TV ekranlarını adeta işgal eden Amerikan sinemasının ortaya koyduğu dil ve imajinasyon aşılamaz olarak görülüyordu. Amerika köklü bir maziye sahip olmadığı için kendi kültürel değerlerini kendisi üretmek zorunda kalmış ve bu üretimi teşvik eden durum tüm dünyaya ihraç ettiği film sayısındaki artışa da yansımış durumdaydı. Fakat 11 Eylül saldırıları Amerikan ve Batı sineması için bir dönüm noktası oldu.Amerikan sineması büyüleyici atmosferini kaybetti ve saldırgan bir ülke imajından dolayı kalite ve dil açısından seviyesini korusa da izleyenler açısından eskisi kadar etkileyici dramalar,yapımlar ortaya koyamadı. Tüm bunlara rağmen Sinema ve TV alanındaki liderliğini bırakmamış durumdadır. Bu açığını devşirme usulüyle dünyanın değişik yerlerinden topladığı hikâyeler, sanatçılar ve yönetmenlerle doldurmaya çalışmaktadır (DEPARTED,2007).

Göstergebilim’e göre sinemanın bir dil olduğunu söylemiştik. Christian Metz öncülüğünde başlayan çalışmalarda bunu doğrulamak için yapılmıştır ve halen akademik çevrelerce de bu çalışmalar devam etmektedir. (SOYDAN, 2007) Başta Amerikan sineması olmak üzere dünyanın her tarafına ihraç edilen batı kültürü ve sinemasının evlerimize kadar girmesinde en önemli etken elbette ki kaliteli ve zevkle seyredilebilir olmalarıdır. Bu zevki sağlayan filmin dilidir. Gerek senaryoların yazımında dramatik çatının ustaca kurulması gerekse çekim aşamasında gerçekleştirilen kamera açıları, ses kullanımı gibi hususlar bir filmin dilini, biçimini ortaya koyar. (KUTAY, 2000) İşte eğitim filmlerinde özellikle dramatik alanda materyal üretecek eğitmenlerin sinema dilini de bilmesi gerekir.

Bir insan nasıl İngilizceyi iyi bilmeden bir İngiliz’e İslamiyet’i anlatamazsa sinema dilini bilmeyen bir yönetmenin de İslamiyet’i doğru düzgün anlatması beklenemez. Sinema dili, geldiğimiz süreçte evrensellik kazanmış bir dildir. Karanlık bir salon ve tek odaklı bir perde ile seyircisini televizyondan daha çok etkileyen bir araçtır.

Film, bir hikaye eşliğinde dayatmak istediği duygu ve düşünceyi seyirciye sunarken seyircide kendi kültürel kodları ile filmi izler ve kendi anlam dünyasıyla filmdeki olayları ve kişileri ölçüp bir değer biçer. Seyirci ile filmin bu karşılaşmasından seyirciye ait bilişsel ve duyuşsal anlamda zihin dünyasını etkileyen zevkler ve renkler ortaya çıkar, yeni imajlar oluşur. İşte bu imajlar hakikate işaret eden imgelerde barındırabilir tam tersi seyirciyi manipüle ederek yanlış yollara sürükleyip hakikate perdede olabilir. Filmlerdeki kurgulama ile gerçeği parçalama ve oluşturmak istediği imaj doğrultusunda bir yönlendirmeyi sözde masum bir amaçla ama ustaca yapmaktadır. Eğitim alanında da yapılacak eğitim filmleri de sinemanın bu gücünden faydalanmalıdır.

SONUÇ

Gerek örgün ve yaygın eğitim gerekse de aile içi eğitimde küçük yaştan itibaren çocukları oyalamak kısmen de eğitmek amacıyla TV, sinema, tiyatro ve müzik gibi araçlardan faydalanılmaktadır. Eğitim teknolojilerinde değer ve ya değerler eğitimi açısından dini değerleri ön plana çıkartacak çalışmaların maalesef yok denecek kadar az olması bu alandaki boşluğu çoğaltmakta ve bu durumda ahlaki zaaflardan kaynaklanan bireysel ve toplumsal trajik sonuçlara yol açmaktadır.

Değerler özellikle de din eğitiminin iki önemli sacayağı bize göre Duyuşsal ve Bilişsel olarak ikiye ayrılabilir. Özellikle duyuşsal öğrenimin yolu sanattan geçmektedir. 9-13 yaşa kadar olan dönem duyuşsal ve kısmen bilişsel ama ergenlikten sonraki dönemde -değerler eğitimi açısından duygusal beslenmeye bir ömür boyunca ihtiyaç duyulsa bile -bilinçli bir eğitim süreci başlayacaktır.

Bu tespit bizim öğretmenlik yaparken yaptığımız şahsi gözlemlerimiz sonucunda ortaya çıkan ve kısmen değerler eğitimi üzerine yapılmış çalışmalarda ortaya konulmuş sonuçlardır. Artık her yaştan insanın değerler eğitimine büyük katkılar sağlayacağı aşikâr olan etik-moral içeriklere sahip görsel-işitsel ve etkileşimli eğitim materyallerinin üretilmesi gerekmektedir.

Eğitim teknolojileri bu bağlamda üreteceği eğitsel materyallerin biçim ve sunum yollarını içeriklerin yapısına ve hedefine uygun bir şekilde dizayn etmeli hedef kitlesine yönelik yanlış yönlendirmelerden ve alışkanlıklar kazandırmaktan sakınmalıdır. Ve bu meselenin teorik tartışmalardan çok pratik üretime muhtaç bir konumda olduğu da unutulmamalıdır.

KAYNAKÇA
BÜKER, Seçil (1989). Sinemada Anlam Yaratma, Sh 1. İstanbul, Milliyet yay.
ÇENGEL, Yunus (2011). “Örneğin ABD’de mühendislik programlarını akredite etmede esas alınan ABET 2000 kriterleri bu şarta şöyle vurgu yapar: “Kriter3, Program çıktıları ve değerlendirme:Kurumlar, mühendislik programları mezunlarının: (f) Profesyonel ve etik sorumluluklar hakkında bir anlayışları olduğunu göstermek zorundadırlar.” Özlü Sözlerle Güvenli Bir Gelecek İçin İnsani Değerler, Eğitime Bakış dergisi Sayı: 19, Sh. 13
DEPARTED (2007); 2007 yılında 4 dalda oskar alan “The Departed” aslında bir hong-kong filminin re-marker’ıdır ve oskara hasret ünlü yönetmen Martin Scorses’e oskar kazandırmıştır. Keza 2009 en iyi film oskarını alan “Slumdogmillionere” in de hikayesi Hindistan’da geçer ve ana karakteri Müslüman’dır.
DOUBT(İng.Kuşku,Şüphe). 2008 yapımı film. John Patrick Shanley’nin Doubt isimli tiyatro oyunundan kendisi tarafından uyarlanarak yönetilmiştir. Başrollerde Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams ve Viola Davis yer almaktadır. Film 1964 yılında, Bronx’da St. Nicholas Kilisesi’nde geçmektedir. 2009 yılında 5 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ama hiçbirini alamamıştır.
-Bildirinin sunumunda gösterim imkanı bulursak bahsettiğimiz bu sahne izletilecektir –
ESMER, Yılmaz (1998) , “Ahlaki Değerler ve Toplumsal Değişme”, Türkiye’de Bunalım ve Demokratik Çıkış Yolları, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Proje Raporu, Ankara s. 54, 57’de ahlaki durum şöyle özetlenir
“Beş yıl arayla tekrarlanan ve pek çok dünya ülkesini içine alan Dünya Değerler Araştırması’nın 1997 verilerine göre; toplumumuzda, “hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın cinsel özgürlüğe taraf olanlar”ın oranı %29 olup, bu durum İsveç toplumuyla yaklaşık aynı düzeydedir. Yine aynı araştırmaya göre “yolsuzluk ve rüşvet, çıkarcılık ve dürüst olmayan insani ilişkilerin yaygınlığı” konusundaki kanaatlar pek çok ülkedeki insanların çok üzerinde seyretmektedir (%68-76). Daha da etkileyici olanı, araştırma yapılan kırk üç ülke arasında insanların birbirlerine güven düzeyi en düşük olan ülke (%6.5) Türkiye’dir.”
HÖKELEKLİ, Hayati (2010) Modern Eğitimde Yeni Bir Paradigma: Değerler Eğitimi, Eğitime Bakış dergisi, Sayı: 18, Sh.9
KUTAY, Uğur(2000), Dr. Calıgarı’nın Sineması, http://ugurkutay.tripod.com/home/id2.html . Bu yazı domus M dergisinin Agustos-Eylul 2000 tarihli 6. sayısında yayımlanmıştır “Nazi Almanyası’nın ünlü sinemacısı Lennie Riefenstahl’in ya da Sergei Eisenstein’in yaptıgı gibi, alt açıdan gerçekleştireceğiniz çekimlerle kadrajladıgınız objeyi/kişiyi yücelterek izleyiciye ideal bir özdeşleşme nesnesi sunabilir, ancak göstergebilimsel bir çözümlemeyle açımlanabilecek bir simgeler diliyle izleyicinin politik-ekonomik-kültürel gündelik yaşantısını bir oranda biçimlendirebilirsiniz.” Linke ulaşma tarihi; 11.02.2011
KÜÇÜK, Rafet (2011) What İs Matrix?.., http://www.tercumaniahval.com/what-is-matrix/ . Linke ulaşma tarihi; 11.02.2011
KÖPRÜ dergisi(1999), Müziğimiz ve Popülarite, 67. Sayı, Popüler Kültür ,Yaz, (http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=443 Linke ulaşma tarihi; 11.02.2011)
MEB Din Dersi TV programı, Değerler ve Aile, http://internettv.meb.gov.tr/dersler.asp?NO2=111&NO=2&KOD=7 Linke ulaşma tarihi; 11.02.2011)
PARKAN, Mutlu (1983) Brecht Estetiği ve Sinema, Dost Kitabevi, Sh.20, ,Ankara
SOYDAN, Murat (2007). “Yavuz Turgul’un Gönül Yarası Filminin Greimas’ın Eyleyensel Örnekçesine Göre Çözümlenmesi” Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:, Sayı:18.
SÖZLÜK TDK, (2005) Türk Dil Kurumu. Sh.483. Ankara
STAR gazete,2011,” İntihar Salgını”, http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=84789 “Adana’da 12 yaşındaki bir çocuk, televizyonda izlediği Örümcek Adam filmine özenerek tavandaki vantilatöre bağladığı iple uçmak istedi. Bağladığı ip boynuna dolanan çocuk, yaşamını yitirdi.” Linke ulaşma tarihi; 11.02.2011
YALSIZUÇANLAR, ŞASA, KABİL (1997). Düş,Gerçeklik ve Sinema, Terminatör filmiyle ilgili Ziyaüddin Serdar’ın ilgi çekici analizlerinden de bahsedilen bu çalışma için bkz. Sh.98 ve 101 . İz yay.İst.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 0

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız