DİJİTAL DÜNYADA DEĞERLER EĞİTİMİ -II-

Göstergebilim açısından konumuza eğileceğimizi belirttik ama göstergebilimin sadece kendi içerisindeki tartışmaları referans alarak bir şeyler anlatmak meseleleri iyice açmaza sürükleyecektir. Örneğin Dilbilim alanında önemli bir isim olan Ferdinand de Saussure ( 1857–1913)’un dilin kaynağı hakkında “Sinemada Anlam Yaratma” adlı kitabında Seçil Büker Saussure’un çıkış noktasını KANT olarak aktarırken(Milliyet yay.) Peter Wollen’e ait “Sinemada Göstergeler ve Anlam” adlı kitapta (Metis yay.) Saussure’un E. Durkheim’den etkilendiğini söyler. Dil’in toplumsal bir kurum olduğunu ve bireysel mesajdan önce var olduğunu belirtir.

Kitabi dinlere baktığımızda ise Hıristiyanlıkta ‘İlk önce söz vardı’ denilerek kelamın, konuşmanın temel kaynağına dikkat çekilmiş ve İslamiyet’te Allah’ın Hz. Adem’e esmayı, isimleri öğrettiği belirtilmiştir (Bakara suresi 31.ayet).Bu yüzden değerler alanını en çok etkileyen dini değerleri de refere ederek dijital ortamda verilecek eğitimin faydalarına ve sakıncalarına değineceğiz.

Eğitim teknolojilerinin kullanımında gerek dersten gerek hedef kitlenin yaş ve bulunduğu kültürel ortamdan kaynaklanan iç içe geçmiş problemleri de barındırmaktadır. Eğitim teknolojilerinin olanaklarına ve sakıncalarına değinmeden önce aslında eğitimde uygulanan programların felsefelerine de eğilmemiz lazım fakat konumuz bu değil.

Buradan kaynaklanan problemlerde eğitim teknolojilerinin yanlış kullanımına yol açabilmektedir. Prof. Dr. Hayati HÖKELEKLİ’nin belirttiği gibi; “Öğrencinin daha çok “bilişsel” yönüne hitap eden ve o yönde bir gelişmeyi teşvik eden, buna karşılık “duygusal” ve “davranışsal” yönünü ihmal eden bir eğitim anlayışı yıllardır uygulana gelmektedir.” (HÖKELEKLİ, 2010) Örneğin müzik gibi değer kavramının merkezinde bulunan bir derste araçsal anlamda sakıncalar değil içeriksel noktalara dikkat çekeceğiz. Araçsal anlamdan kastımız şu; Örneğin bir müzik portali kurulması düşünüldüğünde bu portale sanal müzik aletlerinin konulması ne kadar uygundur? Saz ya da piyanoyu çalacak çocuğun parmaklarıyla yapacağı hareketleri bizzat bu müzik aletleri üzerinde çalışarak kavuşması daha sağlıklı ve doğrudur. Örneğin sitenize koyduğunuz sanal sazı bilgisayar tuşlarıyla çalmak çocuğun bu müzik aletiyle karşılaştığında hem yetersiz kalmasına hemde geliştiremediği el hareketleri yüzünden sazın bir müzik aleti olarak ölmesine sebep olabilirsiniz.

Biçimi geçelim içerik açısından ne kadar yerli ve milli olabilecektir. Geleneksel müziğimizin önemli icracılarından ve temsilcilerinden olan Cinuçen Tanrıkorur “Mevlânâ’yı anlamak için nasıl önce Kur’ânı bilmek şartsa (Yunus için de aynı şeydir), Bach’ı anlamak için Hıristiyanlığı bilmek şarttır.” (KÖPRÜ, 1999) diyerek kültürel ortam ve şahsi tecrübelerden bağımsız sanatsal üretim yapılamayacağına işaret eder. Aslında tüm bu alanlarda biçim içeriği, içerik ise biçimi etkileyebilmektedir.

Hiç okuma yazması olmayan ilköğretim birinci sınıf ya da anaokulu çocuğuna dikkat dağınıklığı, hareketli ve karışık bir ortamı algılamada zorlanacağı için kimi konuların fotoğraf ya da çizimle anlatılması gerekmektedir. Okuma yazması olmadığı için ekrandaki yönlendirmeleri de anlayamayacaktır bu yüzden tek akış diyebileceğimiz önünde açıldığı zaman müdahale etmeden izlemesi gereken bir eğitim materyali konulmalıdır.

Çizim yani animasyonda da dikkat edilmesi gereken öğrencinin reel hayattan kopmamasıdır. Örneğin Avrupa’da ilköğretim öğrencilerine yönelik yapılan bir ankette ineğin rengi sorulduğunda meşhur bir çikolata markasındaki ineğin rengi olan ‘Mor’u söylemeleri, yaygın bir imaj ve resmin küçük zihinleri nasıl yanlış yönlendirilebileceğine dikkat çekici bir örnektir.

Biçim-içerik etkileşimine bir başka örnek ilköğretim öğrencilerine yönelik‘Ulaşım Araçlarını Öğreniyoruz’’u ele alalım. Bu konuyu da hareketli video olarak vermeniz gerekmektedir. Çünkü nasıl hareket ettiklerini bu araçların yerde mi gökte mi nasıl gittiğini görmeleri gerekir. Burada da sabit resim ve fotoğraftan kaçınılmalıdır. Şimdi eğitime yönelik olarak eğitim teknolojilerinde en çok kullanılan TV ve Bilgisayar, İnternet gibi dijital mecralara ve informel bir eğitim sürecini içeren Sinema’ya değerler özellikle branşımız olan dini değerler açısından bakacağız.

Tüm dünyada baş döndürücü bir hızla yenilenerek ve çeşitlenerek devam eden medya ürünleri artık bilginin yanında, video-ses ve interaktif oyunları bir cebe sığdıracak formatta, zamandan ve mekândan bağımsız bir şekilde hedef kitlesine ulaştırmaktadır. Eğlence ve bilgilendirmeye yönelik bu hızlı gelişmeler karşısında gerek ülke gerekse eğitimciler olarak iki problemle karşı karşıyayız.

İlk problem; eğitim alanında kullanılacak bu yeni teknolojiye adapte olmak, yeni medya araçlarını kullanabilme becerisi ve kapasitesini artırmak. Bu zamanla halledilebilen çözümü kolay bir problem. Bizce en önemli olan ikinci problem yani bu medyalara uygun eğitim alanında içerikler hazırlamaktır. Merkezinde öğrenci-öğretmen iletişiminin yer aldığı klasik eğitim anlayışı artık teknolojinin zorlamasıyla yeni arayışlara yönelmiş, metot ve içerik bakımından kendisini zenginleştiren farklı bakış açılarına kapılarını açmış bulunmaktadır. Özellikle basılı ve görsel-işitsel medyadaki hızlı gelişmeler öğrenciler ve bireyleri kendisine çekmekte, ilgi odağı olmaktadır. Bu durum ise dini eğitim açısından bir kısım sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Sinema ve televizyon alanında yapılan kimi çalışmaların sadece insanları eğlendirmek için yapıldığı söylense de bunun böyle olmadığı bilinen bir husustur. Örneğin çizgi filmler. Çizgi film kahramanlarını taklit edeceğim diyerek yaşamlarını kaybeden çocukların bile olduğu ülkemizde animasyon çalışmalarından etkilenme had safhadır (STAR,2011)

Bilinçaltını etkilemeye yönelik “bilinçaltı reklam” (subliminal advertisement) (Bilinçaltını etkilemeyi amaçlayan, gözle algılanamayacak kadar kısa süreli sinema ya da televizyon reklamları) denilen yöntemler veya altmetin okumalarıyla ortaya çıkartılan gizli mesajlardan bahsedilmiş bu tip görüşler henüz bilimsel anlam da doğrulanamamış olsa da birbirinden ilginç birçok iddialar ortaya atılmıştır. Tüm bu iddialardan haberimiz olmadığını düşünsek bile elbette ki herhangi bir insanın örneğin bir batılının çizgi film üretirken, kendi kültürü ve çevresinden ilham alacağı bellidir.

Batıda üretilen çizgi filmleri yapan sanatçıların kendi kültürlerinden ve yaşam tarzlarından soyutlanarak bir ürün ortaya koymaları beklenemez. Özellikle yetişkinlere hitap eden sinema ve TV’ye ait ürünlerde insanları informal bir eğitim sürecinden geçirerek etkilemeye çalıştıkları da bir gerçektir. Örneğin zevkle izlenen bir Terminatör-2 filminin ilham kaynaklarına baktığımızda Hıristiyan terminolojisinin bu filmde açıktan ya da gizli bir şekilde kullanıldığı görülecektir. James Cameron tarafından yazılarak, yönetilen 1991 yapımı aksiyon, bilim-kurgu yapımı olan bu film birinci filmde yaşananlardan on sene sonrasını konu alır. Sarah Connor ve onun 10 yaşında olan çocuğu John’un maceralarını ele almaktadır. Terminatör filminin İncil’deki Yeni Atik’in beşaret kıssasını yeniden anlattığı söylenir. (YALSIZUÇANLAR, ŞASA, KABİL, 1997) Filmin hikayesinin Hıristiyan teolojisiyle örtüşen çok ilginç bir yönü vardır. Anne Sarah Connor Hz. Meryem’i, babası belli olmayan çocuk John’un Hz. İsa’yı ve göklerden gelen kötü adam’ın da şeytanı temsil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gelecekte dünyayı kurtaracağı söylenen John’u öldürmek üzere gelen bu kötü adam, şeytan gibi her yere girip çıkabilen ve her kılığa bürünebilen insanüstü bir varlıktır. Film özellikle kötü adamın sürdüğü tırın bisikletli John’u öldürmek üzere kovalamaya başladığı sahne ile hafızalarda yer edinmiş 1990 yapımı olmasına rağmen hala aksiyon sahneleri beğeniyle izlenilen bir filmdir. Keza Matrik filmi. Bu filmle ilgili sinema eleştirmeni Rafet Küçük’ün çözümlemesi bile bir filmin asla sadece bir film olmadığını gözler önüne sermektedir.

“Matrix nedir?.. Böyle bir soru var Matrix’te.. What is matrix?.. Hristiyanlıktaki fatalizm boyutundaki kader inanışı ile hümanizmin üstün insanının bir tür çarpışması, kaynaşması, aynı bedende var olma savaşı gibi bir şey felsefi olarak da.. Potmodernizmin bir uyanışın, ama bir uyutuşun da tırnak içinde resmi. Çünkü film her ne kadar postmodernizmin adeta kitabını yazıyor gibi görünse de ruh olarak modernist diyebileceğim bir psikolojiye sahip fazlasıyla. Bütün o çok kültür, çok insan, çok din görüntüsünün altında müthiş bir ego var çünkü ve sonuna kadar rasyonalist ve materyalist bir duruşu var filmin. Ve bu ego adeta “neden olmadı, neden?” diye bir suçlu arıyor ve faturayı da o kendi oluşturduğu rasyonel tanrıya kesmeyi deniyor. Simüle tanrı.. Gerçek tanrı yok çünki.. Ama varsa bile kendince ona da bir şey demiş oluyor.. Yani film, Darwiniyle, Freuduyla, Marxıyla, Niçesiyle oluşan o “üstün insan” “Tanrısız dünya” projesine fikriyatına içten içe çok sadık aslında. Özellikle de Sartre ve varoluşçu felsefeye..”(KÜÇÜK,2011)

İşte tüm bu örnekler göstermektedir ki; İnsanın bulunduğu kültürel ortama ve kendini ait hissettiği dini anlayışa göre üretim yapması kadar normal bir şey yoktur ve dijital ortamlar sayesinde yazdığımız bir cümle çektiğimiz bir film karesi milyonlara ulaşabilmektedir. İşte burada değerlerin transferi söz konusu olabilmektedir.

Bu yüzden eğitim alanında her ülke kendi değerlerini eğitim teknolojilerini kullanarak doyurucu ve ilgi çekici bir şekilde veremezse başka kültürlerin istilasından kaçamamaktadır. Başka kültürün sakıncalı oluşundan kastımız ise her topluluğun vazgeçilmez addettiği değerleri zayıflatmaya yönelik ‘milli’ diye tabir ettiğimiz adetlerdir. Her milletin kendine mahsus kıyafeti milli giysisi olduğu gibi kendine has duyguları ve dünya görüşü de vardır. Olumlu ve olumsuz etkileşime açık bu dünyada tek kurtuluş, eğitim teknolojilerinde kullanılan film, bilgisayar oyunları gibi türleri kendi değerlerinize uygun bir formatta üretmekten geçmektedir.

(Devam edecek)

DİJİTAL DÜNYADA DEĞERLER EĞİTİMİ son bölüm için tıklayınız

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

DİJİTAL DÜNYADA DEĞERLER EĞİTİMİ -II-” için bir yorum

  • 06/04/2011 tarihinde, saat 14:54
    Permalink

    bugünkü yazınızı okudum çok beğendim böyle bilgili kişilere çok ihtiyaç var

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız