DERVİŞAN VE ARİFAN GERİ DÖNMELİ-1

Rahmetli Esad COŞAN hocaefendinin vefatından sonra onun açtığı yolda yürüyen dervişan ve arifan artık geri dönmelidir. Niçin? Bu sorunun cevabından önce bu hareketi tanımayanlar için kısa bir alıntıda bulunalım. Daha çok Hakyol vakfı, İskenderpaşa cemaati gibi isimlerle

iştihar bulmuş bu grubun kısa tarihçe-i hayatı şudur;

“Nakşibendi tarikatının Halidiye kolunun Gümüşhaneviyye şubesinin başında olan Esad Coşan, Zahid Kotku`nun emriyle kurduğu Hakyol Vakfı`nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere `İlim, Kültür ve Sanat Vakfı`nı, sağlık hizmetleri için `Sağlık Vakfı`nı kurdu. 1983`te `İslam Dergisi`, 1985`te `Kadın ve Aile` ile `İlim ve Sanat` dergilerini yayınladı. Coşan`ın diğer kuruluşları arasında Ak-Radyo, Hayrunnisa Hastanesi, Esma Hatun Hastanesi, Afiyet Hastanesi, İskenderpaşa Turizm(İSPA) var. 1997`den itibaren faaliyetlerini yurtdışında sürdüren Esad Coşan, 4 Şubat 2001`de Avusturalya`da geçirdiği trafik kazası sonucu damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel ile birlikte yaşamını yitirdi. Coşan`ın vefatından sonra İskenderpaşa Cemaati`nin başına oğlu Nureddin Coşan geçti.”


Mehmed Zahid Kotku Hazretleri(R.a)

İşte bu tarihten sonra 28 şubat sürecinin tazyikinden olsa gerek, cemaatin zayıfladığı hatta oğlu M.Nureddin Coşan’ın bu işi avami tabirle yapamadığı şeklinde dedikodulardan tutun iddialara kadar ’Neydiler ne oldular’ edebiyatı yoğun bir şekilde yapıldı. Şu yazıyı hazırlarken internetten bir bakayım dedim belki faaliyetleri olmuştur ama biz duymamışızdır diyerek (N. Coşan’ın Sağduyu partisini kurduğunu tahmin ediyordum araştırdığımda doğru olduğunu gördüm) sadece babası adına bir vakıf kurduğunu gördüm. Aslında insanlarda bir hasretin(Hasedin değil) ifadesiydi tüm bu eleştiriler. Şahsen benim bu cemaat mensuplarını tanımaktan başka en ufak bir alakam olmadığı halde bu insanların kurduğu İslam dergisi gibi kaliteli dergilerinin ilmi anlamda yetişmemde, bir vizyon sahibi olmamda etkisi büyüktür. Fakat beni ve bu cemaatin yokluğunu sorgulayan bir çok insanı da asıl etkileyen bu cemaate mensup dervişan ve arifanın kahir ekseriyetinin dünyaya karşı bigane duruşları, fedakarlıkları ve fisebilillah hareket etmeleri olmuştur. Fakat Esad hocanın(R.a) AKRA FM gibi kanallarla diri tuttuğu bu hizmet onun vefatıyla neredeyse inzivaya çekildi. Vefatından sonra bir şeyler yapılmadı değil ama kısa soluklu ve zayıf kaldı. Halbuki bu hareket türedi yada dışarıdan ithal bir hareket değildi. Bediüzzamanın asrın müceddidi olarak gördüğü Mevlana Halid Bağdadi’yle (R.a) başlayan Nakşiliğin medrese ilimleriyle mezc edildiği Halidilikten nebean eden velud bir çizgiydi ve A. Ziyaeddin Gümüşhanevi’nin rehberliğinde M.Zahid KOTKU-M. Esad COŞAN çizgisinde sırat-ı müstakimden ayrılmayıp günümüze kadar devam edip gelmişti.

Rahmetli Prof.Dr M.Es’ad Coşan hocaefendi

Benim lise yıllarımda tanıştığım İslam dergisi(İlim ve Sanat’ta muhteşem bir dergiydi ve o kalitede bir dergi hala yok, hala çıkartılamadı) 100 bin basar ciddi ciddi de okunurdu ve o dönemde sadece bir mizah dergisi olan GIRGIR İslam dergisinden daha fazla tirajı vardı. Şimdi ki dışişleri bakanı Ahmed Davudoğlu bu dergide yazardı benimde onu ilk tanımam İslam dergisi vasıtasıyla olmuştu ve kaliteli yazıları olduğu için o tarihten beride yazdıklarını dikkatle okumuşumdur. Tabi bunun dışında Zahid AKMAN gibi bir çok isim yada AK Parti döneminde bakanlık yapmış içlerinde yetişmiş insanlarda var yok değil ama benim derdim tahta kurulup üç günlük dünya malının başında bekçilik yapmak değil Ahmed Davudoğlu gibi isimlerin yetişmesine vesile olacak ortamları hazırlayacak bu insanları er meydanına çağırmaktır. Ne demiş padişah “Taht yaparım ama baht yapamam”. İşte bu bahta yardım edecek dua, tefekkür, zikir ve şükürde bulunacak tevhid erlerine bu memleketin ihtiyacı vardır. Özellikle AK Parti döneminde bazı Müslümanlar maddi refaha kavuştular, makamlara koltuklara v.s.v.s ve hayli kirlendiler maalesef. Müslümanlar dünyayı kazandılar ahireti kaybettiler. Araç amaç oldu çıktı. Tüm bunlara rağmen bu hareketin gönüllülerinden bir belediye başkanının başkanlıktan ayrıldıktan sonra yaptıkları Hakyol vakfının elemanlarının kalitesini ortaya koyacak bir numune-i imtisaldi. Kendisini ziyaret ettiğimde (bir bakanın danışmanlığını yapıyordu o zaman) verdiği mücadelelerden bahsetti. (Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

DERVİŞAN VE ARİFAN GERİ DÖNMELİ-1” için 7 yorum

  • 04/08/2009 tarihinde, saat 19:35
    Permalink

    sa.Türkiye’de müslümanlar 28 şubatın kamçısıyla zihinsel geviş getirme dönemine girdi.Necip Fazıl’ın deyişini biraz değiştirerek
    dervişanda,arifanda iyi atlara binip iyi yerlere gittiler.Bu arada Türkiye’deki tüm cemaatler alt faaliyet tabakasını İHL lerden devşirmişlerdir.Yapılan tüm pis Kurban derisi toplama vs. ayak işlerini bu çocuklara yaptırmışlardır.Bu çocuklar aracılığıyla yapamadıkları işleri ilahiyatçı abilerine yaptırmışlardır.Elde ettikleri sadakaları müslüman doktor ve avukat yetiştirmek için yurtlarda harcamışlardır. ASIL SORU ŞU??? O Müslüman doktorlar,avukatlar ,mühendisler nerede?Ben söyliyeyim.Tuzları kuru onların.Çok da umurunda onların İslam.Bu tekkenin bir çok ildeki hocası İsa (as) devrinden kalmadır.Kızları mühendisliklerde okurken çevrelerindeki erkek öğrencilerin bıyığıyla uğraşmaktadır.Ne bileyim böyle.Kaç kişi hala kullanılmışlık duygusuyla yaşamakta.

    Yanıtla
  • 08/08/2009 tarihinde, saat 22:21
    Permalink

    Allah razi olsun ibrahim kardes. Duygularima tercüman olmussun. Bu rehavetten, ataletten nasil kurtulacagiz, Birinin bizi dürtmesi mi gerekiyor, yoksa ne…?

    Yanıtla
  • 17/03/2010 tarihinde, saat 04:07
    Permalink

    iyi güzel hoş da….
    meydana çağırmak gibi bir makamın mı var senin.
    muhakkak iyi niyettesin ama hoş olmamış.
    madem saygın var beklersin…

    Yanıtla
    • 17/03/2010 tarihinde, saat 12:13
      Permalink

      Genelde cemaatler hep takdir edilmek ister tenkid edilmek istemez haklılar ama tenkid makamında değilsem takdir makamında hiç olamam.Takdir için belli bir birikim ve seviye istenmez ama tenkidde şartlar yüksek tutulur. K.Kerimde der ki ‘Fela tuzekku enfusekum’ yani nefislerinizi temize çıkartmayın. Burada çoğul eki ‘kum’a dikkat edilirse bence topluluklar içinde geçerlidir bu ihtar-ı ilahi. Doğruyu ve eksiği söylemek müslümanın şiarı olmalıdır beklemeye gelince bekleyen bekleyebilir. Haber hür yorum serbest.

      Yanıtla
  • 18/03/2010 tarihinde, saat 03:30
    Permalink

    cevabınızın naifliği karşısında aslında biraz ezildim. sanırım haddi aştım. yazınızda bahsettiğiniz dönemlerde daha hayatta olmayan bir kardeşiniz olarak, kusura bakmayın kısacası. beklemek derken aslında başka şeyi kastetmiştim ama neyse…
    bu aralar sık oluyor, h. efendilerimizle, cemaatimizle ilgili tepkiler, tenkitler duymaya başladım. saygı sınırını aşanlar da oluyor. hassasım bu konuda. sizinki aslında onlar gibi değildi… neyse… Allah çalışmalarınızı daim etsin…

    Yanıtla
  • 07/06/2011 tarihinde, saat 23:10
    Permalink

    hakyol vakfının, ankara’da cemaatleşen yapıların nerdeyse hepsinin sohbetinde bulundum. hakyol vakfının tavrı, sadeliği, biganeliği, dervişliği gerçekten kendini hissettiriyordu. Ama bunlar haddi aştılar. Tam anlamıyla yoldan çıktılar. iskenderpasa.com’da çıkan yazı bir zamanların erkan mumcu’sunun beyanatlarından farkı yok. Ahidlerini ve imanlarını az bir bedele sattılar buyuruyor ya Rabbimiz, bunlar hepten bedavaya gittiler.

    Yanıtla
  • 08/06/2011 tarihinde, saat 08:56
    Permalink

    zamanın mana insanlarına ihtiyacı var!Gönlünde dünya değil Allah sevgisi taşıyanlara ihtiyacı var!Unutmayın ki insan gerçek manda ya dünyayı sever yada ukbayı!Arası yok!selametle…Yazı için de tebrik ederim ibrahim hocam tebrikler.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız