DERSHANE,CEMAAT ve HÜKÜMET ÇEKİŞMESİ

Bir yerde kavga varsa müdahale etmek aklın ve imanın gereğidir.

Aşağıdaki mektup sevdiğim bir arkadaşımdan geldi.

Dershaneler konusunda yaşanan cemaat-hükümet tartışması üzerine yazılmış güzel bir yazı.

Herkesi yazı üzerinde düşünmeye çağırıyorum.

“Son zamanlarda memleketin içinde bulunduğu durum, uzun zamandır elime almadığım kalemimi tekrar aldıracak bir duygu yoğunluğu oluşturdu, dostlarla da paylaşmak istedim.

….

Malum, kış saati uygulamasının başlamasından sonra vakit namazlarının neredeyse tamamını kurumda kılar olduk.

Akşam namazı vakti.

Abdest mahallinde cemaate yetişmek için gayret eden arkadaşlarımızın su seslerinin bir kardeşimizin okuduğu ezan sesiyle karışmasının verdiği huzur, dinginlik ve rahatlık hissi, sonrasında namazı kıldıracak imamın seçilmesinde mescidde yapılan gülümseten ve seviyeli şakaların oluşturduğu müşterek mutluluk duygusu, namaza durmamızla birlikte her nasılsa beni yıllar öncesine götürdü:

1997-1998, lise yıllarım

Yaklaşık 1000 öğrencisi olan bir meslek lisesinde zorlasanız ancak 5-10 kişi namaz kılardı, okullardaki mescitlerin resmen kapatılmasıyla bu 5-10 kişiyle bir araya gelip cemaat oluşturmak da imkansız gibi bir şeydi. Malum, meslek liselerinde dersler geç biter, öğle namazını öğle tatilinde dışarıda kılsanız bile, ikindi namazının mutlaka okulda kılınması gerekir. Bu nedenle, herkes kendi çözümünü bir şekilde buluyordu. Boş bir sınıfta yakalanma tedirginliğinin yanında, dengede durabilme tedirginliği içerisinde sıra üzerinde kılınan namazlar çoktur.

Yakalanma tedirginliğinden bahsediyorum, namaz kılmanın suç gibi göründüğü “irticacı” olarak yafta vurulan günlerdi zira. Dinimizin şartlarından birisi, hatta direği olarak belirtilen namazın nasıl olup da bir suç olarak görüldüğünü anlamak gerçekten güçtü. İşte bu tedirginlikten, genellikle cemaat halinde namaz kılamaz, ayrı ayrı kılar, içimizden birini gözcü olarak bırakırdık.

Dönemin müdür başyardımcısı, onur kurulunda olan yakın arkadaşlarımızdan birini de sorguya çekmişti. “Kimler namaz kılıyor?”, “Namazdan başka faaliyetler var mı?” v.b. istihbaratını almak üzere… Namazdan başka faaliyetlerimiz de vardı elbete. Okulun arka bahçesinde top oynar, kantindeki masa tenisinde sıramızı beklerdik, cebimizdeki son paramızla birbirimize çay ısmarlardık. Ha bir de derslere giriyorduk. Anlayacağınız normal öğrenciden tek farkımız “namazlı” olmamızdı. Okul birincisiyle ikincisi de bu gruptan çıkmıştı.

Aynı dönemde devlette öğretmenlik yapan babam da sıkıntılıydı. Cuma namazına dahi müsade edilmiyor, gizli gizli gidebiliyordu. Bir çok takdir ve teşekkür belgesi bulunan, başarılı ve tercih edilen bir öğretmen olan babam, annemin ve ablamın başörtülü oldukları için okula gelmemelerini sıkı sıkıya tembihliyor (sevk almak için okula gidilirdi o zamanlar), haberlerde çok sayıda memurun ve özellikle öğretmenlerin “irticai” faaliyetlerden dolayı memuriyetlerine son verilmesi tartışmaları yapılıyordu.

Buhranlı ve zor yıllardı.

Merve Kavakçı’ya “dışarı, dışarı!” diye tempo tutan anlayış esasında o şahıs nezdinde bu memleketin büyük bir çoğunluğunu oluşturan bir çok insanı dışlıyor “dışarı” diyordu. Üniversitelerin dışında tutulan insanlar da bu dışlanan grubun içerisine giriyordu. Ancak, bu insanların gidecekleri bir “dışarı”sı yoktu. Dönemin önde gelen, hatta en öndeki şahıslarından ve eski siyasetçilerinden birisi de bunu bildiğinden, yol gösteriyordu “Arabistan, Mısır…v.s”

Kısacası, dışarısı oldukça kalabalıktı.

Dışarıdaki kalabalık, 2003 genel seçimlerinde birşeylerin değişmesi gerektiğini açıkça vurguladı.

Ancak, 2003-2010 yılları arasında, üniversite ortamlarında ve okullarda, namaz mevzusu halen sıkıntılıydı. Hatta dün gibi, 2004-2009 yılları arasında görev yaptığım okulların mescidi olmadığından, lise yıllarındaki deneyimler işe yarıyordu. Bu sefer biraz daha farklıydı tabi. Teknisyen abimizden malzeme odasının veya müdür yardımcısından odasının anahtarını alıyor, namazı kapıyı içeriden kitleyerek kılıyorduk. O zamanlar insanlar rahat ve açık bir şekilde “namaz kılmaya gidiyorum” diyemiyor, yerine “ben bi dışarıya çıkayım”, “ben aşağıya ineyim”…v.b. ifadeler kullanıyordu. Bu ifadeler azalmış olsa bile, halen dilimizdedir.

Yıl 2013…

2013’ün sonlarını yaşadığımız bu sıralar dershane tartışmaları gündemde.

Fırsat bulan fitne gruplarının mevcut tartışmaları dershane ve eğitim boyutundan çıkarıp, farklı bir boyuta, kavga ve hesaplaşma boyutuna çekme, aynı safta omuz omuza duran, gittiği yol farklı olsa bile nihai gayesi ve hedefi Allah rızası olan kardeşleri karşı karşıya getirme ve ayrıştırma çabası açıkça görülmekte maalesef.

….

Yıl halen 2013…

Düşüncelere dalmışım, Akşam namazımızda ikinci rekata geçmişiz. Tekrar düşüncelere dalıyorum:

Kurumun alt katında yapılmış, abdest almak için lavaboların, kurulanmak için kağıt havluların bulunduğu mescitte akşam namazı kılıyoruz. 3. Saftayım, cemaat kalabalık. Farklı farklı gönül birliği, camia ve gruplardan olsalar bile, yan yana dizilmiş kardeşleriz. Namazlarımız sonunda namaza inmeyenlerin selameti ve iyiliği için de dua ediyoruz hep birlikte. Her birimizin ve hepimizin hizası da, kıblesi de, istikameti de aynı.

….

Son rekattayız. Kendime geliyorum. Birkaç dakika içerisinde aklımdan neler geçti, şaşırıyorum. Önce şükrediyorum, sonra birden bir soru aklıma takılıyor:

Sahi, namaza başlamadan önce imam “safları sık ve düzgün tutalım” uyarısında bulunmuş muydu?

Omuzlarımızın birbirine değmesine hiç bu kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlamıyorum.

Mükemmel günlerde değiliz amma, bu günlere de kolay gelmedik.

Safları sık ve düzgün tutalım, boşlukları şeytan doldurmasın.

Selam ile.”

Ve aleykümselam kardeşim.

Selam ve barış herkesin üzerine olsun.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Makale-Güncel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

DERSHANE,CEMAAT ve HÜKÜMET ÇEKİŞMESİ için 1 cevap

  1. inai çelikçi der ki:

    Yazdıklarınız genel olarak ortak tarihimizi ve durumumuzu ifade ediyor.temenninizde reddedilmeyecek nitelikte elbette.Lakin, bana göre, yaşanılan son günlerdeki şeylerde tarihin kaçınılmaz bir tecellisi…”iki tarafın” birbirlerine salvoları son on senenin nevzuhur tartışması filan da değil.Hani varsayın ki; bu mes’ele Abdülhamit’in hal fetvasına kadar gider…mübalağanın günahı boynuma…Kur’an’ın hakikatleri ve öğütleri insani olana vurgu yapar ya,unutamamak ve de unutulmayan o şeyleri işleyenlerin tekrar tekrar işlemesi de o kadar acziyet-i insaniyye nev’inden…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 9