DEFİNE PEŞİNDE -Çocuk Oyunu-


Sanki mağaraya adım atmamış gökkuşağının altından geçmiştik. Size hikâyemi anlatmaya arkadaşım Hasan ile girdiğimiz mağara olayından başlamaya karar verdim. Sakin ve huzurlu çocukluğumuz mağaraya adım attığımız andan itibaren karabasana dönüştü. Olaylar olayları, hüzün hüzünleri izledi. Cinsiyetimiz değişmemişti ama masumiyetimiz, saf ve yalın hayatımız savruldu gitti entrika labirentinde. Daha doğrusu pandoranın kutusu açılmıştı; büyük cedellerin fitilini ateşleyip, insan beyninin mühimmat deposunu infilak ettirmişti.

Okuldan sonra çantaları eve atıp kırlara verdik kendimizi. Tepelere. Ekşi dut ağacına tırmanır, leziz dutları yerken kasap önlüğüne benzerdi gömleklerimiz. Ellerimiz yapış yapış ve kırmızı. Sanki bir yakut madenine girmiş ve kırmızının bütün tonları ile üzerimize desenler çizmişiz. Ekşi dut rengine boyanmak benim adım kırmızı deme hakkı verirdi bizlere.

Kasabanın yakınında esrarlı bir yer İftiyan tepeleri. Çok eski bir medeniyete ait bir sit alanı. Kurulların uzun yazışmaları, kurumların karar verme süreçleri sonunda arkeologlar tarafından doğanın koynundaki gizli tarihin açığa çıkarılmasına izin verildi. Tepede ne varsa müzelere taşınmak için arkeolojik kazı. Başlandı da. Her zaman uzun bir süreç gerektiren bu işler için resmi işlemler tamamlandı aniden. Sonra kısa bir sürede uygulamaya konuldu. Kepçeler, işçiler, arkeologlar, asistanlar yağma ordusu gibi biz çocukların hayat alanına saldırdılar. Her zaman serbestçe gittiğimiz tepelere yaklaşmamız, kazı heyetinin aldığı tedbirler ve bunu uygulayan askerlerin silahlı nöbetleri ile engellendi. Okuldan sonraki hayat, kâbusa dönüştü bizim için.

Allahtan, kazı yapan dozer bozuldu, zaman geçtikçe ilk heyecan tavsadı. Ne yazık açılan delikten düşen bir arkeolog öldü. Bu işler için kamu bütçesinde ayrılacak ödenek her nasılsa unutuldu. Bütün aksilikler üst üste gelince vazgeçildi kazıdan. Acele işe işte böyle şeytan karışırdı. Bizim fikrimizi soran olmamıştı. Çocukların hayat alanını işgal edenlerin ilahi adalete ram olmaları eşyanın tabiatındandı. Yine acele ile açılan çukurlar örtüldü, başlandığı gibi. Tepenin üst kısmında ortaya çıkan kubbede açılan delik, betonla kapatıldı. Böylece görevine döndü, herkes. Eskiden olduğu gibi artık bize kalmıştı tepelerimiz.

Ne var ki çocuk safiyetimiz zedelenmişti. Bütün o arkeologların ciddiyet içindeki çalışmaları, askerlerle tepeden bizi uzak tutmaları içimize bir şüphe tohumu ekti. Artık tabiatın koynunda çiçekler için, ekşi dut yemek için, yaptığımız masum geziler değildi serkeşliğimiz. Bütünüyle zehirlendi. Kasaba, bu tepelerin altında eski medeniyetler, hazineler, esrarlı, sihirli tuzaklar olduğuna dair dedikodu kazanında kaynamaya durdu. Bu kazandan bizim payımıza çocuk safiyetimizin zedelenmesi düştü.

Kazıdan önce fakir kasabamızın kanaatkâr insanları olarak kıt-kanaat ama mutluluk içinde bir hayatımız vardı. Akşam soframızda yiyecek bulmuşsak, içecek suyumuz ve giyecek elbisemiz varsa mutluyduk. Artık dedikoduların ortalığa saldığı hazineler, zengin olma ihtimali, herkesin gözlerini kamaştırmaya başladı. Loto oynayanların kapıldığı hayal dünyası, fakir insanların zihninde yer bulmaya durdu. Yerinde durdurmuyordu gerçi. Biz çocuklar daha hayatın başındaydık, okuyan öğrencilerdik. Hayatın önümüze serdiği sürprizler bilinemez bir gelecekti. Şehre gidip üniversitede okumak, bir tren istasyonunda şef olmak, çiftçi ya da esnaf olmak önümüzde bir tercihti. Böyle bir ihtimal kalmamıştı. Sürüp giden gelenek bize bağladığı umudunu kaybetmek üzereydi. Kadim denen değerler tarihten gelen bir ihtimalle darma-duman olmuştu.
Kazı ile ilgili haberleri gazetelerde okuyan define avcıları dadandı İftiyan dağlarına. Bizim eski masumiyet alanımıza yani. Yerel ortaklar bulup geceleri bir köşesinden kazmaya başladılar. Düzgün bir koniyi andıran tepe kevgire döndü. Her defineci grup sert bir noktaya varıp çaresiz kalıyordu. Tahminler muhtelifti; sert kayadan yapılan taş bir binanın duvarı, bir kale suru, gizlenmiş uçan dairenin kaportası…
Nice zaman sonra devletin resmi görevlileri gibi amatör ve profesyonel defineciler de toplayıp gittiler tası tarağı. Tek pes etmeyen çevre sakinleri bizlerdik.

Uzun süre mahrum kalmıştık oyun alanımızdan. Ailelerimiz tehlikeli mıntıka ilan etmişti. İnsan öldürmeyi bile göze alabilecek defineci hikâyeleri. Hatta oğlan çocuklarının namusuna el atan sapıkları. Karanlık tarihi eser kaçakçıları. Masum duygularımızın tümü katledildi. İnsana dair öğrenmediğimiz kötülük, suç, günah, aşağılık niyet kalmadı. Nasıl işlemişse üzerimize o yana bakarken bile yapış yapıştı bakışlarımız. Artık uzağından bile geçemez olduk.
Zamanla bütün arayışlar tavsadı. Açılan delikler doldu, üzerini otlar kapladı. Biz eski alanımıza ufaktan ufaktan yaklaşmaya başladık. Artık masum çocuk oyunları, keşif gezileri değildi arayışımız. Aradan geçen yıllar büyütmüştü bizi aynı zamanda.

Biz de artık payımıza düşecek hazineyi aramakla işe başladık. Büyüdüğümüzü biliyorduk artık. Geri dönemezdik mağaraya.

Mustafa EVERDİ
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız