Download Instagram Photos

DEDİKODUSU OLMASINDAN DAHA BETER (Şüyuu Vukuundan Beter)

Milli Eğitim Bakanının üst düzey bürokratları toplayarak İran’a uçmadan önce genel müdürlüklerde çalışan öğretmen sayısını düşürmelerini istediği belirtiliyor.

Asıl ilginç iddia ise bakanın Açık Lise, Açık İlköğretim ve Mesleki Açık Öğretim okullarını kapatacağı ve işi tamamen eski usul taşra teşkilatına devredeceği söylentisi.

Birde Yaygın Eğitim Enstitüsü var.

Yaygın Eğitimi Enstitüsünü de kapatacağını söylemiş.

Açık Lise,Açık İ.O ve Mesleki Açık öğretim okulları enva-i türlü sebepten okuyamamış dezavantajlı gruplara kucak açmış ve bu zamana kadar toplamda 1 milyona yakın mezun vermiş okullar.

Bakanın bu okulların işlevinden habersiz olması imkansız.

Bakanın asıl derdi bu okulları kadrolarında bulunan ama farklı genel müdürlüklerin bünyelerinde çalışan öğretmenler ise o ayrı bir konu burada da asıl sorun kadroları nasıl tasfiye edeceği.

Norm kadro uygulaması ise kıdeme ve hizmet puanına göre yapması gerekir bu ise uzak bir ihtimal çünkü bakanın gençlerle çalışmayı tercih ettiğini herkes biliyor.

Master ve doktora yapanları tercih edeceği söyleniyor bu yakın bir ihtimal fakat burada da şu problem var bakanlık bürokratları genelde master ve doktora yapanlardan pek hoşlanmıyor çünkü akademik hayata atılan insanların asosyal olduğunu, öğretmenlik hayatı boyunca okullarda eğitimle değil kendi doktora ve tez çalışmalarıyla ilgilenen insanlar olduğu için kendilerinden artık verim alınamayacağını söylüyorlar. Bunun istisnaları da var benim çalıştığım okullarda gördüğüm kadar hem işine bağlı hem doktorasını yapan ama tam tersi örnekleri de var.

İşin aslı eğitime doktoralı değil iş yapan adam lazım.

Kaliteli eğitim, kaliteli öğretmen ve kaliteli eğitim fikrinin sadece akademisyenlerden çıkacağını zannetmek safdillik olur.
Bir Prof. Dr. Selahattin TURAN kalitesinde isim kırk yılda bir gelir bu memlekete.

25 yıllık sınıf öğretmeninin tecrübesinin çoğu eğitim fakültesindeki profesörlerde olduğuna inanmıyorum ben.

Benim bir düzine akademik tebliğim var ulusal, uluslararası sempozyumlarda. Akademik camiaya saygım var ve bu yüzden o arenada tebliğler sundum ama bu işin pratiğini okulda öğretmenler gerçekleştiriyor.

Yani işin felsefesi kadar pratiği de önemli ama dünyanın en iyi müfredatı en akıllı tahtasını da getirseniz öğretmeni küstürmüşseniz, değersizleştirmişseniz yapacağınız bir şey yoktur.

Egitim-Bir-Sen Ankara 1 Nolu Şube başkanımız Mustafa KIR’ın söylediği güzel bir sözü var; Askeriyle kavgalı hiçbir komutan zafer kazanamamıştır.

Hemen bir örnek vereyim. Bakan 15 Haziran’da herkes yerine arş arş dedikten sonra illerdeki Ar-Ge’lerde görevlendirilmesi bozulan öğretmenler okullarına döndü.

Peki ne oldu?

AB projelerinde AB’ye gönderilmesi gereken raporlar yazılamadığı için valilikler ceza ödemeye başladı.

Örneğin Hatay valiliği AB’ye raporunu yazamadığı için 180 bin Euro ceza ödedi Hatay MEM ödemedi çünkü para valilikte.
Merkez teşkilatındaki projeleri de aynı tehlike bekliyor.

Bakanlığa bağlı 20 birimde çalışan öğretmenlerin bir kısmının kadrosu dışardaki okullardaydı. Bu çalışanlar okullarına gönderildi.

Peki aksayan yön neydi?

Sadece sayı fazlalığı.

Düşünün Talim Terbiye kurulunda gönüllü olarak haftanın iki günü gelip gidermisiniz çağrısına olumlu cevap veren personel var.

Kimse işler aksamasın istiyor.

Orta öğretimde 4+4’e kitap ve ders içerikleri yetiştirilmeye çalışılıyor. Bunları yapan öğretmenler.

Siz zaten büyük aksaklıklar ve sıkıntılarla bu projeyi hayata geçirmeye çalışıyorsunuz ama bu projeyi eğitim dünyasına en sağlıklı şeklide sunmaya çalışan ekipleri tasfiye etmeye çalışıyorsunuz.

Zaten benim gibi Eğitim-Bir-Senlileri en çok yaralayan husus 4+4+4’e verdiğimiz destekten dolayı ‘işte bu bakanı siz desteklediniz, şimdi bize söylediklerine bakın’ serzenişleridir.

19 Mayıs kutlaması, Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması gibi konularda değişikliklerini desteklemekle beraber okul müdürlerine bağıştan dolayı açılan soruşturmalar, okullar ‘sorun’ olsun gibi projeler eğitimcilerin fikri alınmadan yapılmış problemli işlerdir.
Bir insan ne yüzde yüz hatalıdır ne de yüzde yüz doğrudur sayın bakanım her meslek erbabında deforme unsurlar vardır bunu öğretmen camiası da biliyor ama bir gemide dokuz masum bir cani varsa o gemi batırılmaz hatta dokuz cani bir masum olsa yine bizim adalet anlayışımıza göre batırılmaz.

Bizde bu yüzden ne sizi yerin dibine batırırız ne de göklere çıkartırız.

MEB’in bünyesinde çalışan ve yine eğitime hizmet eden binlerce geçici yada merkez teşkilatında kadrolu öğretmenleri birkaç kötü örnekten dolayı niye mağdur ediyorsunuz ki?

Bediüzzaman’ın güzel bir örneği vardır biraz sadeleştirerek verecek olursak, acaba doğuda bir asker hata etse batıda bir ere askerlik münasebetiyle zahmet ve ceza vermek veya İstanbul da bir esnafın cinayetiyle Bağdat’ta bir dükkancıyı esnaflık münasebetiyle mahkûm etmek hangi usûl iledir hangi vicdan hükmeder ve hangi idari felsefeye uygun düşer? Aynı mantalite öğretemenle içnde işlemiyormu?

Sizin için aslolan işlerin yürümesi ise özellikle açık öğretim okulları konusunda iddia edilen durumu bir daha gözden geçirip kapatılmalarını değil ıslahını hedeflemenizdir. Zaten son 4 yılda açık öğretim tercihi olduğu için bu okullara daha çok ihtiyaç olacaktır.

Gerçi okullar herkese açık olsa ne olur öğretmenin gönlü kapalı olduktan sonra.

Şube başkanımız Mustafa KIR’la Hayat Boyu Öğrenim Genel Müdürlüğüne yaptığımız ziyarette Açık Öğretim okullarıyla ilgili hem merkez teşkilatı hem de taşra teşkilatından yardım talep eden ve sıkıntılarını ileten arkadaşların istekleri göz önüne alınarak bu konuda neler yapılması gerektiğine dair tavsiyelerimizi içeren bir ar-ge çalışmasını verdik.
Yok mesele A’nı A’da B’nin B’de olması ise kuralları uymanın bedelini ne siz ne de biz öğretmenler değil çocuklarımız ödeyecektir.

Nasıl mı ?

Şu örnekte olduğu gibi; Kırıkkale merkezde bir okulda çalışırken yaşadığım bir tecrübeyi aktarayım. Öğrenciler 15 gün olan devamsızlık sınırını aştığı için o yıllarda okuldan uzaklaştırılıyor ve gelecek yıl sınıf tekrarı yaptırılıyordu. 6 yada 7. Sınıfta babasının hafta sonları sanayide dükkanlarda çalıştırdığı bir çocuğun devamsızlığı 15 günü aştığı için okulu bırakması gerekiyordu ama sınıf öğretmeni olarak babası tarafından hemen sanayide çıraklığa gönderileceğini bildiğim için gönlüm elvermedi ve o çocuğu sanayide atölyelerin içinde kaybetmek istemedim. Bu yüzdende devamsızlık sınırını aşsa da evet o çocuğu yok yazmadım ve yazdırmadım öylece idare ettim.

Kim ne derse desin eğitimde tek kural vardır; Öğretmenin vicdanı. Sınırı aşan zaten yakalanır. Ya kendi meslek erbabı ya adli ve ya idari mekanizma cezasını verir.

Not: Sayın bakan unutmasın; Bu maçı alacaksanız ister beğenin ister beğenmeyin bu oyuncularla alacaksınız. Biz bu maçı 4+4+4 sisteminde alırız dedik ama siz yanlış oyuncu değişiklikleriyle sahada bizi sıkıntıya soktunuz. Sahada yaptığımız çalışmalarda en çok aldığımız şikayet bu; Para filan istemiyoruz kardeşim, yeter ki az çalışıyormuşuz, maaşımız fazlaymış gibi laflarla kimse aşağılamasın bizi.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

DEDİKODUSU OLMASINDAN DAHA BETER (Şüyuu Vukuundan Beter)” için 2 yorum

  • 22/06/2012 tarihinde, saat 08:47
    Permalink

    harika bir yazı, içerden bakmış problemlere.
    hemde ne bakış!
    bu arada bir çok hakikati çok beliğ bir şekilde izah etmiş.
    sonuç olarak şunu söyleyebilirim.
    İbrahim Bey, sakin olmalısın.

    Yanıtla
  • 22/06/2012 tarihinde, saat 09:20
    Permalink

    Para filan istemiyoruz kardeşim, yeter ki ‘az çalışıyormuşuz’, ‘maaşımız fazlaymış’ gibi laflarla aşağılamasın bizi kimse… Çok güzel! Teşekkürler…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız