COŞKUNUN SİNEMASI: AL PACİNO ÖRNEĞİ

İçinde yaşadığımız, içine fırlatıldığımız dünyada bizler neyi arıyoruz ? Hayatın anlamını arıyoruz, mutluluğu arıyoruz. Çoğu zamansa başımıza gelen bunlardan çok farklı. Acılar, sonu hiçbir yere varmayan hırslar, çoğu zaman büyük bir tatminsizlik. Tüm bunlar yatay düzlemin fenomenleri. Oysa aradığımız mutluluk başka bir boyutun, başka bir düzlemin varlığını gereksiniyor. Ve öyle bir boyut var. Bir boyut daha var bu sıradan bu donuk bu acı dolu bu ukde dolu; geçmişin acıları ve geleceğin endişeleriyle dolu kahrolası yatay boyutun dışında bir boyut daha var. Dikey bir boyut var. Dikey bir boyut. Fânilikte biteviye salınmak değil sonsuzluğa doğru adımlar atmak var o boyutta, her adımda aynı fasit dairenin mahkumu olmak değil her adımda yepyeni farklı renkli dünyalara açılmak var o boyutta.

Yatay boyuta çok aşinayız. Yatay boyutta açtık gözlerimizi dünyaya. Dünyadaki acılar, hırsların, içi bomboş kibirlerin inşa ettiği bir dünyada oluşumuz, bize sürekli hatırlatıyor bunu. Kendi hayatımızda da gördük bunları, yontulmamış tiplerin saldırılarıyla sabote edildi sürekli iç huzurumuz. Ne zaman idealist bir kıvılcım yakalasak onu hemen susturdular. Ne zaman bir güzellik büyütmeye çalışsak çirkinliğin savunucuları o güzellik çiçeğini soldurmaya çalıştılar. Bir umudumuz kaldı, belki de başından beri elimizdeki tek şey vardı, o da umuttu. Bir boyut daha olmalıydı’nın umudu. Buralarda bir yerde en azından bir pencere olmalı. Boğulmak üzereyiz, nefes alamıyoruz, en azından bir pencere olmalı. Bir küçük pencere olmalı. En azından bir avuç karbeyazı bu karanlığa bir nefes olmalı.
Dikey boyut evet vardı. Sonunda çabalaya çabalaya pencerelere ulaştık. Üç pencere vardı orada. O pencereler dindi felsefeydi sanattı. İnsan ancak bu pencerelere temas edebildiğinde, kalan son gücüyle bu pencereleri açabildiğinde ancak, temiz bir nefes alabiliyordu. Ve kalan son güç başlangıçtaki güçten başka bir şey değil. Her şeyin birbirine bağlı olduğunu idrak etmek bir şeyse, hiçbir şeyin birbirinden ayrı olmadığını anlamak daha derinden ve daha değerli bir şey…

Bütünlüğe ermek için hangi duygulara ihtiyaç duyarız ? Hangi duygular bu çetin yolda bize muhtaç olduğumuz enerjiyi temin eder? Yol çetin midir onu da hatırlamak gerekiyor. Bir kuantum sıçramasına bakar diyor evliyaullah. Farkındalığın ışığında zaten karanlık yoktur ki diye ekliyor Allah dostları. Yolu çetin kılan yolu kimin yürüdüğü sorusunda düğümleniyor. Yolu yürüyen zihinse evet o yol çetin bir yol. Zihin yani sürekli fısıldayan iç ben, sürekli gevezelik eden gürültücü radyo, yani nefsi emmare. Yolu yürüyen kalpse durum değişiyor, zihnin bin senede zor bela kat ettiği yolu kalp bir saniyede katediyor. Buradaysa karşımıza izafiyet çıkıyor. Kuantum dedik izafiyet dedik daha Al Pacinoya gelemedik. Lakin coşkunun sineması böyle bir girizgahı hak ediyor…

Barış KAVAS
Eğitimci/Sinema Yazarı


Bu yazı Medya-Sinema kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 3 + 9