BURSADA ZAMAN

Aziz biraderim;

Evvelen selam ederim. Maruzatını cevaplandırmadan evvel Hacı Hasandan duyduğun o elim hadise maatteessüf aynen vaki oldu. O cigersûz(1) ve gayet feci hadisede efendi hazretlerinin evlad-ı maneviyem dediği Katip Nihad ve zevcesi kundaktaki sabi ile beraber maatteessüf vefat etti. Kadıncağız kucağında evladına sıkı sıkı sarılmış halde bulundu ve Şeyh efendinin emriyle öyle defnedildi.

Cenazeye gelenleri bizim evimizde karşıladık çünkü yangın kısmen tekkeye dahi sirayet etmiş ve bir kaç haneyi dahi harap eylemişti. Kâtip Nihad, Yıldırım camiinden elmas bahçelere doğru giderken nefis bir konak kiralamıştı. Harîk şehiddir demiş peygamberimiz. Bizlerde karındaşımızı kaybetmiş gibi maaile müteessir olduk. Annem ve babam da çok üzüldüler. Sana selamları var, halini hatırını sorarlar.

Saniyen; Senden istediğimiz mecmuanın bedelini yolladık ama gördük ki gelen mecmuada ‘Kırılmayan mukavva boru ile gönderilirse senevi 20 guruş fazla alınır’ denilmiş. Bu parayı dahi yolluyoruz. Hakkını helal et. Kunduracı Latif’in oğlunu derhatır edersen sana evvelen selamı sonra bir ricası var. İsmail Hakkı Bursevi’nin Kitabü’l-Envar’ını ister. Bursa’da kalmamış. Mahdumu medresede talebesidir sevab olur.

Salisen; Bu kış çok kar oldu. Keşiş dağından gelen rüzgar her zaman şifaya vesile iken bu sefer insanları hasta edecek kadar sert esti. Birde burada bazı karyelerde ve bahçelerde meş’um karataban2 hastalığı yine zuhur etti. Bütün şer bu ecnebilerden neş’et eder zaten.

Efendi hazretleri mübayaada sahtekârlığın arttığını bununda havaları bozduğunu bu yüzden gıll u gışdan uzak durmayan insanların yüzünden havayı semmiyenin insanları hastalandırdığını, cümle mahlûkatında bu durumdan müteazzib olduğunu söyledi. Mücerreb dualar tavsiye etti.’Medar-ı hayat-ı maddiyenin devamı için medar-ı hayat-ı maneviye lazımdır’dedi.

Bu asır felaketler asrı galiba. Ticarette ziraatte kötü burada. Herkes mehdi hazretlerini bekler gibi beşaretli, hayırlı haberler bekliyor. Bizlerde Allahtan hayırlısını bekliyoruz.

Dersaadette ne olup bitiyor? Vapur Kumpanyası nizamnamesi kabul edilecek mi? Fransızlar bu işi istemez diyorlar?

Burada bir müsabaka düzenlendi. Maksat yeise düşen ipek tüccarını ve çiftçiyi hareketlendirmek imiş. Birinci Ohannes Deraber Ahamyan Efendi oldu. 700 kuruş değerinde bir adet hurde-bin ve 1.500 kuruş parayla ödüllendirildi. İkinci Zafirice Manuyalidis Efendi, üçüncü Soğanlı Köyü’nden Yenişehirli Hasan Zühdü Efendi, dördüncüsü Atıcılar’dan Agopyaver Papasyan Efendi oldu.

Rabian; Mektubunda Abdal köprüsü civarında Nilüfer’in kenarında yaptığımız o tenezzühatı, Pınarbaşı’nı ve Çakır hamamının o ferahlığını özlediğini belirtmişsin. Biz de seni özledik. Bir yeri şenlendiren insandır. İnsan insü candır. İnsan nisyandan alınmadır demiş büyükler lakin Bursa’yı unutmak mümkün mü diye yazdığın yanık satırların bizleri burada gayet hislendirdi. Hani sen orada makam, mevki ve şeref bulmuş iken hala ‘Bursa ah Bursa’ ‘demen bize altın kafesine konmuş bülbül meselini hatırlattı, tebessüm ettirdi. ‘Dersaadette camilerin kahir ekseriyetinin etrafı yollarla ve evlerle muhat, ben Emir Sultanın etrafındaki yeşilliği özledim’ demişsin. İnsan huzuru sade cami içinde değil dışında da yaşamalı, kubbe altındaki hüsnü hatla yazılmış ayatı okumak kadar tabiattaki ilahi sanatı ve ayat-ı kevniyeyi de okumak lazım demişsin.

El hak efendi hazretleri dahi öyle buyurmuş hatta tahattur edersen Emir Sultan yolunda müridanla giderken birden durup “Tevhid sade kütüphanelerde okunan kitaplarla elde edilemez” buyurmuştu. Birader sana ecnebi bir fotoğraf sanatkarının ta’b ettirdiği bir kartpostalı mektuba derc ile gönderiyorum. Neyin resmi olduğunu söylememe lüzum yok. Hasret giderirsin inşaallah.

Ahiren asıl meseleye gelince. Efendi hazretlerine sorduğun mühim sualin cevabını bir harfine bile ilişmeyi ruhum kaldıramayacağı için efendi hazretlerinin fem-i mübarekinden aynen aktarıyorum.

İlk önce izdivacın münasebetiyle şöyle der efendi hazretleri; “Cenab-ı Hak yeni hayatınızı mübarek eylesin ve refika-i hayatınızı hayat-ı ebediyenizde dost eylesin. Çocuğun ismi ne olsun diye sormuşsunuz. Hüseyin Fikri koyabilirsiniz. İnşaallah-u teala istikbalde sulbünüzden hayırlı evladlar çıkar isminiz hayır defterlerinde baki kalır, huzura gark olursunuz.

Ahirette ehli imana dünyalar kadar cennette yer veriliyor bunun hikmeti nedir sualinize gelince; Şu Bursa’nın bağ ve bahçelerinin her birinin ayrı ayrı mâliki bulunduğu halde, Bursa’da gıdâsı itibâriyle ancak bir avuç yeme mâlik olan her bir kuş, her bir serçe, her bir arı, “Bütün Bursa’nın bağ ve bostanları benim nüzhetgâhım ve seyrangâhımdır” diyebilir. Bursa’yı zapt edip daire-i mülküne dahil eder. Başkalarının iştirâki onun bu hükmünü bozmaz. Hem, insan olan bir insan diyebilir ki, “Benim Hàlıkım, bu dünyayı bana hâne yapmış; güneş benim bir lâmbamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir” der, Allah’a şükreder. Sâir mahlûkatın iştirâki, onun bu hükmünü nakz etmez. Bilakis, mahlûkat onun hânesini tezyin eder; hânenin müzeyyenâtı hükmünde kalırlar. Acaba, bu daracık dünyada, insan, insaniyet itibâriyle-hattâ bir kuş dahi-böyle bir daire-i azîmede bir nevi tasarruf dâvâ etse, cesîm bir ni’mete mazhar olsa, geniş ve ebedî bir dâr-ı saadette ona beş yüz senelik bir mesafede bir mülk ihsan etmek, nasıl istib’âd edilebilir?

Huzur-u daimi nasıl elde edilir sualine gelince kudduse sırrıhu ve rahmetullahi aleyh Geyikli Baba hazretlerinden Hz. Hüseyin’in kelam-ı kibarı diye bize gelen bir rivayet var ki biz ihvanlarına şöyle demiştir ‘Müminin dinlenme yeri cennettir’.

Şu zamanda rahat yüzü yok, zavallı beşere ahir zamandır çünkü. Herkesin hususî bir dünyası var. Bir kısım ehl-i hakikat bu hususî dünyasını “Lâ mevcude illâ Hû” diye inkâr etmekle, terk-i mâsivâ sırrıyla Cenab-ı Hakka karşı huzur-u dâimî ve mârifet-i İlâhiye bulur. Ve bir kısım ehl-i hakikat da, yine dâimî mârifet ve huzuru bulmak için “Lâ meşhûde illâ Hû” deyip kendi hususî dünyasını nisyan hapsine sokar, fânilik perdesini üstüne çeker, huzuru bulmakla bütün ömrünü bir nevi ibadet hükmüne getirir.” Temmet.

Biraderin Mümtaz(3)
3 Nisan 1304

(1) Yürek Yakan
(2) 1857–1862 yılları arasında Avrupa kaynaklı Bursa’da ipekböcekçiliğini çok büyük oranda gerileten bir hastalık.
(3) Bu mektubda doğumundan bahsedilen ve şeyhin ismini ‘Hüseyin Fikri’ diye verdiği bebek A.H.TANPINAR’In babası Kadı Hüseyin Fikri Efendi’dir ,mektubu yazan MÜMTAZ ise Huzur romanının ana karakteri Mümtaza işarettir.

Not: Bu mektub Osmangazi Belediyesi tarafından edebiyat dünyamızın büyük ustası Ahmet Hamdi Tanpınar anısına düzenlenen ‘Mektup’ yarışmasına yollanmış,yarışmaya dört ülkeden ve Türkiye’nin otuz beş farklı şehrinden toplam 218 eser katılmıştır ve yanşmaya katılan mektupların içerisinden seçilmiş olan 37 eserde yayınlanmıştır. İbrahim DEMİRKAN’a ait bu mektup yazılırken Sebilürreşad mecmuaları, 19. Yüzyılda Bursa’daki İpek Ticaretini Geliştirmeye Yönelik Bir Kurum: Vapur Kumpanyası Ve Nizamnamesi başlıklı Mine AKKUŞ’a ait sempozyum bildirisi ve Bediüzzaman’a ait Risale-i Nur Külliyatından faydalanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız