BUNUEL SİNEMATOGRAFİSİ

İspanyol yönetmen Luis Bunuel sinema tarihinde çok derin izler bırakmış fakat bıraktığı izler üzerine filmler inşa eden yönetmenlerin ve sinema adamlarının ismini nedense pek zikretmediği birisidir.

Beni hayatımda şok eden bir hatırası da var. Yeri gelince bahsedeceğim.

Yıllar önce ‘Son Nefesim’ adlı otobiyografik kitabını okumuştum. İlginç bir hatırattır. Daha sonra TRT’de yayınlanan ‘Burjuvazinin Gizli Çekiciliği’ filmindeki usta işi hikaye anlatılıcılığını görünce üstada saygı duruşunda bulunmuş ve hala bu saygı duruşunu bozmamış birisi olarak filmlerinden kısaca bahsetmek isterim.

İlk önce beni şok eden hatıra mevzuuna geleyim. İlkokulda çocuk yaşta Müjde Ar’ın oynadığı bir filmi sinemada izlemiştim.Zengin bir diplomatın karısını oynayan Müjde Ar kendini bir genelevde pazarlıyor ardından kiliseye gidiyordu. Bunalım filmiydi açıkçası ve beni şoke etmişti. Film Türk filmi olunca çocuk havsalamla ‘bu bizde yaşayan Rumlar var herhalde bu kadın kilisede huzur aradığına göre Rum bir kadın’ diye düşünüyordum. Neticede bu filmi kimin çektiğini adını vesaire bilmiyordum ama zihnimde gariplikleriyle bir muamma olarak yer edinmişti. Sonra 1997 Esra filmin sinema filmi sinopsis yarışmasında benim ‘Gerçeğin Kalbine Yolculuk’ ödül alınca jürideki Osman Sınav’la tanışmaya gitmiştim. O tarihte Gayrettepeki bürosunda Osman Sınav bana Türk sinemasının taklid hastalığından bahsederken Bunuel’in filminin Başar Sabuncu tarafından ‘Kupa Kızı’ adıyla çevrildiğini söylemişti. Filmin konusundan bahsedince anlamıştım evet bu o filmdi. Hani tek bir anahtarı açarsınızda tüm şehrin ışıkları yanar ya da karanlıktaki tüm sarayın odalarını hepsi ışıldar ya işte benimde zihnimde yıllar önce izlediğim o garip filmin kaynağı o sahnelerin sebepleri gün yüzü gibi ortaya çıkmıştı.

Bunuel’in bütün filmlerini geçen yıl izleyince evet dedim şöhretini hak eden parlak işler yapmış bir yönetmen diye de kabul ettim.

Bunuel batı toplumunun Hristiyanlığa ve şehvete dayanan köklerini iyi çözmüştür.

Bunuel bol diyaloglu filmlerin adamıdır.

İşin garibi sessiz sinema döneminde başlamıştır kariyerine.Bu yüzden tamamen sinematografiye dayanan karelerle zenginleşmiş bir Bunuel sineması beklerken yıllarca konuşmaya hasret bir suskunun gevezeliği hakimdir filmlere.

Sessiz sinema döneminde ait ‘Endülüs Köpeği’ (1929) ve ‘Altın Çağ ‘ (1930) onun sürrealist sinemacı olarak tanınmasına vesile olacak iki tarihi yapımdır.

Sonrasında ise benim izlediğim onunda Meksika hayatına ait döneminde çektiği önemli siyah beyaz filmlerde din en temel argüman, din adamları da önde gelen karakterleri olacaktır.

‘Çölün Simon’u muhteşem bir filmdir. Hıristiyan aziz Simon çölde bir sütun üzerinde yaşamaktadır. Dindar insanlar onu ziyarete gelmektedir. İncilden ezbere dua ederken duayı unuttuğu sahne güldürür bizi . Papaz adayı Simonun o duayı unuttuğu sahnede gelir ve aşağıdan canhıraş bir şekilde bağırır ‘Aziz Simon’ diye seslenir. Sonrasında kadın şeklinde gelen şeytan.Her türlü fitnesini kullanır ama Simon’u o kuleden indiremez. Bunuel bizi mukayese yapmak üzere Simon karakterini alarak günümüze getirir. Acı finali hissettirir bize ve yerlerde sürünen Hristiyan dindarlığın acı sonunu gösterir. Bu film sanki ‘ ruhbanlığada hakkıyla riayet edemediler’ ayetinin batıdaki hikayesini gözler önüne sermektedir.Şimdi filmden bir bölüm izleyelim.


BUNUEL’İN ‘AZİZ SİMON’ FİLMİNDEN BİR SAHNE

Bu arada Bunuel filmlerinden kendince vaaz vermeye çalışırken çıplaklığı da kullanır ve bu anlamda Hristiyanlığın her kutsalına saygılı değildir.

1959 yapımı ‘Nazarin’ ise fakir Meksika mahallelerinde geçen idealist bir papazın hikayesidir. Hikaye akıcıdır.Ne olacak bu melek gibi masum adamın sonu diye merakla izlersiniz filmi.

1970 yapımı Franco Nero, Catherine Devenu ve Bunel filmlerinin demirbaş oyuncusu Fernando Rey’in başrollerini paylaştığı TRISTANA (bizde sinemalarda SENİ SEVMEYECEĞİM diye gösterilmiştir) ise aşka şehvete duyulan arzuyu trajik bir hikayeyle anlatır. İspanyadan bir manzaradır ama dünyanın her yerinde yaşanabilir. İlk başlarda parasız ama gururlu ihtiyar bir karakterin korumaya aldığı genç bir kadına duyduğu aşkı ama parayı bulduğunda sevdiği kadını kaybetmesi ve sonrasında kavuşması gibi melodramik havada ilerler film. Film bir hayat dersidir ve hayatın inişli çıkışlı güzergahlarında bizi kendisine inandırarak gezdirir. Türkiyede Tv prodüktörü olsam bu filmin yerli versiyonunu yazar dizi yapardım.Gündüz kuşağında bayanların vazgeçmeyeceği bir dizi olur.

Burjuvazinin Gizli Çekiciliği. Şehvetin insanları nasıl esir aldığını anlatır ama bu sadece cinsel değil, para makam mülk tüm şehvetleri kapsar.İyi bir film.İlgiyle izlemiştim.

1969 yapımı SAMANYOLU – (La Voie Lactée) ise Bunuel’in dine ilgi duyanların izleyebileceği bir filmdir. Film Barcelonada bir kiliseyi ziyaret ederek hacı olmak isteyen iki hacı adayının yaya olarak İspanyaya yolculuğunu anlatır.Bu hacı adayları gittikleri yerlerde birden geçmişe dönüşler yaşarlar ve içine düştükleri olaylarda adeta Avrupa tarihinin kültürel haritasını çıkartırlar. Sürrealist bir yapımdır. Bu filmi izleyince Sinema filmi sinopsisi dalında ödül alan ‘Gerçeğin Kalbine Yolculuk’ adlı eserimi hatırladım1997’de ödül aldığım ‘Gerçeğin Kalbine Yolculuk’un hikayeleme tarzı ve sürrealist yapısıyla ne kadar benzeştiğini görünce şaşırdım.

Arzunun O Karanlık Nesnesi (That Obscure Object Of Desıre ) ise hangi TV kanalında gösterilirse gösterilsin bence özellikle kadın seyircileri esir alacak bir filmdir. Film trene binen yaşlı bir adamın kendisiyle gelmek isteyen genç bir kadını red edip genç kadının başından aşağı bir kova su dökmesiyle merak aver bir hale gelir. Kimdir bu genç ve güzel kadın ve nasıl olurda yaşlı bir adam tarafında red edilir? Ve trende kompartımandaki herkes merakla Bunuel’e bakar. Bu arada Bunuel filmlerinde devamlı ‘boy’ gösteren cüce oyuncusunuda analım. İhtiyar adam o genç ve güzel kadına neden kötü davrandığını kendisine nasıl illallah dedirttiğini yolculuk boyunca anlatmaya başlar. Herkesin kendisinden hikâyeler bulacağı güzel bir filmin akışına kendinizi bırakırsınız. Hakikaten bu yaşlı adamı o genç ve güzel kadın nasıl illallah dedirtmiştir. Niçenin “kadınlara mı gidiyorsun, kırbacını unutma!” özdeyişini haklı çıkartmak için çekilmiş bir filmle karşı karşıyayız.

Özgürlük Hayaleti ise yine sürrealist bir yapım olarak realist yapımlardan daha çok bir gerçeği hissettirir: Dünyada her şey saçma sonsuz özgürlükte gelse. Bu filmde de çıplaklığı hoyratça kullanır Bunuel.18 yaş üstü bir film.

Kısaca yetenekli bir hikaye anlatıcısı Bunuel.Sade basit hikayeleri nasıl izlenir kıldığı bir tez konusu olmalı.Belki de vardır ben bilmiyorumdur.

Bunuel’in otobiyografik eseri ‘Son Nefesim’den aldığım notları da sizlerle paylaşmayı düşünüyordum ama internette 1 sayfadan fazla yazılar pek okunmuyor fehvası gereğince o notları başka bir yazıda paylaşmak üzere şimdilik erteleyelim.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Sinemacılar kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 5 + 6