BLACK SWAN (SİYAH KUĞU) – BUNUN BEYAZI NERDE?

Requiem For A Dream,The Wrestler gibi önemli ve kült filmlerin yönetmeni Darren Aronofsky’in senaryosunu Andres Heinz, John Mclaughlin ve Mark Heyman’le beraber yazdığı Siyah Kuğu (Black Swan) kendisinden bir hayli bahsettiren bir yapım oldu.

Filmin konusu şöyle özetlenebilir; Nina(Natalie Portman) New York da annesiyle beraber yaşayan bir balerindir. Nina, yönetmen Leroy ‘un(Vincent Cassel) yeni sezonda sergileyeceği Çaykovski ‘nin Kuğu Gölü balesinde en iyi pozisyonda sahne alabilmek için çalışır ve ummadığı bir şekilde başrol olan beyaz ve siyah kuğuyu oynamaya hak kazanır. Yönetmen Thomas Nina’dan beyaz kuğuyu oynarken saf ve zarif siyah kuğuyu canlandırırken ise şehvetli ve tutkulu olmasını ister ve bunu elde etmek için her türlü baskıyı kurar. Yönetmenin Nina’da siyah kuğuyu istediği gibi oynayabilmesi için ilk uyandırmaya çalıştığı şehvettir. İşte bu baskı altında bunalan ve sanrılar görmeye başlayan Nina tüm sanatçılarda olduğu gibi ilk önce alkol, gece hayatı ve esrarla nefeslenmek için kendisini kısa süren bir maceraya kaptırır ama beceremez. O saf ve masum duruşunu hayal alemindeki gel gitlerle kaybederek kara kuğu olmaya çabalar. Annesinin de kontrollü bir yaklaşımla talep ettiği mükemmele ulaşma arzusu onu bir yok oluşa götürecektir. Kar siyahı bir kuğu olmaya doğru gidecektir.

Bu filmdeki performansıyla Natalie Portman en iyi kadın oyuncu oskarını aldı ki bence karakterdeki bunca fakirliğe ruhsal değişimi çok az yansıtan dönüşümlerine rağmen ödül alması ilginçti.

Oyun esnasında sahne çekimlerindeki hareketli kamera ustaca kullanılmış sizi atmosfere dahil etmeyi başarıyor.

Tür olarak filme “Dans, Dram, Erotik, Gerilim, Gizem, Psikolojik” gibi tanımlamalar getirilmiş. Film bu kadar geniş yelpazede gezerken hiç birinin hakkını veremiyor maalesef ama bizim filmden bahsetmemizin sebebi felsefesinde olan gizli bir hastalık. Hani bir söz vardır “ Cinsellik A.B.D’de saplantı, öteki ülkelerde ise sadece bir gerçektir” (Andre Bazin, Çağdaş Sinemanın Sorunları, Bilgi yay.) diye. Bu sözü doğrulamak için çekilmiş film adeta. Fakat yönetmen bunun farkında değil o başka.

Nina oyununu mükemmel oynama uğruna kendini kaybederken eğer sanata bir din gözüyle bakacak olursak tasavvuftaki fena fiş şeyh’i (şeyhde fena olma, tüm benliğini şeyhe teslim edip onda yok olma) olmayı yönetmenin senaryo ve oyunculuktaki yönlendirmesiyle fena fissanatta (sanatta fani olma) yoluyla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz ama bu yok oluşu getiren mükemmellik kaygısı bizi ümitlendiren coşturan bir sonuç değil sadece bizi düşündüren ve rahatsız eden bir durum olarak karşımıza çıkıyor filmde.

Filmin sembolik ve alegorik anlatımlara açık olduğu için hakkında sayfalarca felsefesi yapılmış ve halende yapılıyor.

Bir yönetmen olarak şahsi takıntılarını bu film yoluyla absorbe etmişe benziyor Aronofsky. Hani mükemmellik takıntısı bende de her sanatçıda da var ama çok tehlikeli bir iş bu gerçekten demeye getiriyor.

Açıkçası filmi izlerken herhalde Polanski’nin 1968 yapımı ama hala belleklerde duran Rosemary’nin Bebeği tarzında bir korku drama ile karşı karşıyayız diye düşünmüştüm. Filmle ilgili araştırma yapınca başrol oyuncusu Natalie’nin Siyah Kuğu’nun bir filmle karşılaştırılacaksa bunun Rosemary’nin Bebeği olduğunu söylemesi beni şaşırttı.

Hasılı velkelam sinemada izlenildiğinde etkili olduğu ve olacağı söylenen filmin müzik ve kamera kullanımı ustaca dizayn edilse de çok kan dökülen bir savaş ne kadar zevk verirse vicdan ve iz’an sahibi bir insana sanatta mükemmellik arzusu ve yok oluş duygusunu da salt insani psikolojik derinliklerde ve dehlizlerde gerilim, şehvet ve korkuyla arayan bu gösterişli perde oyunu da o kadar zevk veriyor insana.

Hakikate sadece kendi benliğinde bir insanın sahip olması mümkün değildir ki zaten sanatın kişisel dilindeki hastalıklı durumda bundan kaynaklanır ancak vahyin gölgesinde hatta tabiatın fıtri dilini dinleyen ve dillendiren bir yönetmenin pelikülünde sanatın (Kurosawa’nın Dersu Uzala’sı gibi) benliğimizde saklı olan ilahi cevheri ortaya çıkartmasıyla ruhlarımız huzura erecektir.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Film Eleştiri kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

BLACK SWAN (SİYAH KUĞU) – BUNUN BEYAZI NERDE? için 4 cevap

  1. Oceans der ki:

    ilk basamakta diktatör anne ile; aile ortamında yaşayan bireylere, mükemmelliğin,başarının yetmeyeceği bir siyah kuğu olma zaruretini dayatıyor. oysa _yazıda dediği gibi _yönetmene olan teslimiyeti ayrı bir metafor..
    ben de izlemeden evvel siyah ve beyaz kuğunun mücadelesini bekliyordum; ama beyaz kuğu sorgusu_övgüsü asla yoktu.

  2. Dilek der ki:

    beyaz kuğunun övgüsü direk yapılsa pembe dizi kıvamında birşey çıkardı ortaya..siyah kuğunun akibeti bir yokoluşa işaret ediyor zaten.

    • Editör der ki:

      Beyaz kuğuya bir övgü değil beklenen gerekirse beyaz kuğu darmadağın olsun hani Takva filminde yaptıkları gibi yani dini idealizmmiş islamiyetin ülküsüymüş hayaldir bunlar realitenin duvarına çarparsınız işte böyle ne müslümanlığı der gib sanatta da saf ve masumiyet dolu bir anlayışın yeri yoktur diyor film. Yönetmenin sanatta mükemmeliği sadece bu çerçevede bir arayışa mahkum etmesiydi üzücü olan amerikan sinemasıda zaten devşirme sistemle çalışan bir sinema ama taze beyinlere ihtiyaç var yoksa yarı yarıya kaybettiği dünya pazarını külliyyen kaybedecek bu gidişle.editör

      • Dilek der ki:

        sanatta mükemmelliği dar bir çerçevede aradığı doğru,şöyle bir yönü de var ki bizler Amerikan sinemasının kafalarda oluşturduğu ticari sinema fikrinin, sanatın misyonunu saptırdığını düşünüyoruz,ama onlar için bu düşüncenin idealize etmekten öte reel bir değeri yoktur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 5 + 3