Download Instagram Photos

BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA..

Filmin otopsi esnasında çıkan insan organ sesleriyle bitip seslerin siyah ekranda devam etmesi hiç hoş değildi. Saw bile böyle bitmiyor. Belki oradan filmin de bir otopsi olduğu mesajı yükleniyor zihne ama kağıt üstünde. İnsanlar sabah akşam otopside çıkan sesleri müzik gibi dinlemiyor. Bu şok edici bir şey.. ötekine zihin fırsat bırakmaz. Herşey kağıt üstünde olmuyormuş demek. Tıpkı filmde eleştirilen mevzu gibi..

İkinci olarak, eleştirilerle başlayalım. Filmde doğal diyaloglar, konuşmalar iyi ve güzel, değişik, gerçek hayata yakın. Ama yahu, adamın niye öldürüldüğü anlaşılmıyor!.. Çocuk ötekininmiş falan tamam da.. onu niye öldürüyorlar, o şekilde. Öyle ki ancak zihni senaryo yazıp bulabiliriz. Şöyle ezber bozacak cinsten.. Bir de kötü kötü düşüneceğiz yani. Üstelik biraz da genel değil özel kültür lazım adeta söyleyeyim, domuz bağı herkese de çağrışım yapmaz yani, istenilen şekilde. Sen bunu bütün dünyada gösteriyorsun filmi, insanlar nereden anlayacak. İpucu yok, bir şey yok, başka hiç laf yok. Bir bacak bacak üstüne atma sahnesi.. O kadar!.. Fazla detay. Ve bunun üstüne bir gerçeği örtüyor biri finalde. İnsanlar master doktora falan mı yapacak film üstüne. Çok fazla örtülmüş gerçek. Üstelik burada filmin “ana tezinden” bahsediyoruz aslında. Ya hiç farkedilmeyen, yanlış anlaşılan, ya da çok çok zor farkedilen bir şey ana tez. Ana tez şu, aşkla istemek iyidir. O kadar..

Olumlu tarafları ise filmin. Yılmaz Erdoğan bir defa komik, yani komedi yapmıyor ama güldürdüğü sahneler var. Hele filmin tansiyonu açısından mahkuma bağırıp çağırdığı sahne tam yeri ve zamanındaydı ve seyirciyi filme ısındıran bir andı. Yani herkes adına adeta kızıp söylenmişti orada: Ne dolanıp duruyoruz!… Bir filme ısınmak önemli. Ama aynı sahnede ağaçtan düşen bir elmayı takip eden kamera biraz absürd kaçmıştı doğrusu. Başka bir bağlantısı olmayan ama çok sanki çok mühim olması gereken bir an.. gibi bir şey denilince olmuyor. Sana “haaaaaaaaaaa!..” dedirttirmek için (filmi bitirip bir senaryo yazdıktan sonra) küçük bir işaret fişeğimsi ya da..

Devletin işleyişi, devlet görevlileri arasındaki konuşmalar, ilişkiler vs ise filmin en sağlam bölümü. Bu gayet iyi anlatılıyor. Ceylan’ın görsellik merakı da fazlasıyla var filmde tabii. Arabalar değil, ışıklar akıyor sanki bazı sahnelerde. Etkileyici ve güzel. Ama biraz da ezbere. Bu görselliğin tahvil edileceği bir maneviyat vs o tarz bir boyut yok çünkü. Bir sahnede biraz derinlikli konuşmalar var, bir şiir okunuyor. Sadece o.. O yüzden de enteresan bir şey söyleyeceğim görsellik “fazla iyi” filmde.

Oyunculuklar çok iyi. Yine çok üstü kapalı ama oyunculuklarla az çok anlaşılan bir konu var, o çok iyi işlenmiş mesela filmin içinde. Hiç asıl mesele söylenmemesine rağmen salt oyunculuklarla gerçek anlaşılıyor. Filmin adı neredeyse Üstü Kapalı Gerçek falan olmalıymış. Son olarak ise çok enteresan bir şey söyleyeceğim. Twitterda şöyle bir tweet görmüştüm. “Okumuş kadınların batıl inancı olmaz diyor Nuri Bilge Ceylan” Tweet tuhafıma gitmişti ve sormuştum “nerede diyor diye?” Cevap gelmemişti. Meğer bu filmde bir sahnede savcı, bir kadından bahsederken böyle diyormuş. Yani “okumuş kadın, batıl inancı yok”
Enteresan diyelim ve bitirelim.

Ama daha enteresanı da var, buyrun..

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA..” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız