BİR YAĞMURLU ANKARA GÜNÜ

Aşağıdaki yazmış olduğum hatıra Memur-Sen tarafından Mehmet Akif İnan hatıra yarışması çerçevesinde yayınlanmış Sendikal Hatıralar kitabında da bulunmaktadır. Bize geçmişi unutma dedirten 2011 Nisanında yaşanmış bir hatıra. (Sendikal Hatıralar, sh.268,2014,Ankara)

Sendika ne işe yarar sorusunu üye yapmaya gittiğimiz yerlerde yada sendikacı kimliğimizle tanıtıldığımız arkadaş ortamlarında sıkça duyarız ve dilimiz döndüğümüzce anlatmaya çalışırız. İnsanları sendikanın işe yaradığına ikna eden ise ilkelerinizden değil yaşadıklarınızdan ve başardıklarınızdan bahsetmenizdir çünkü ayinesi iştir kişinin özdeyişi toplumun zihninde nakşedilmiştir. Sendikacılığın dil nedir derseniz eylemdir derim. Sendikayı kendi hayatınızda ve toplum belleğinde unutulmaz kılan nedir derseniz yine eylemdir derim. Gerek Kırıkkale gerekse Ankara’da Eğitim-Bir-Sen’in şube yönetimlerinde yer aldığım dönemlerde öyle herkese nasip olmayacak olaylar yaşadım. Öyle çekişmeler ve mücadelelerin içine düştük ki canımıza kastedilen saldırılardan gözyaşlarını dindirdiğimiz dertlerine derman olduğumuz masum insanlara kadar birçok olay.

Şimdi anlatacağım hatıra ise 2011’in Nisanında Ankara’da yaşadığımız hatıradan da öte başörtüsü mücadelesinde milat olan bir olay.

Sabah çalan telefonla uyandığımda kimin aradığına bakmadan ‘Alo’dedim. Beni arayan Ankara Memur-Sen ve Egitim-Bir-Sen 1 Nolu şube başkanımız Mustafa Kır’dı.

-İbrahim hocam eczacılık fakültesinden aradılar bir kız öğrenciyi içeri almıyorlarmış başörtülü diye şimdi bana haber verip orada bir açıklama yapacağız. Arkadaşları haberdar edelim.

‘Tamam başkanım’ dedikten sonra sıcak yatağımızdan fırladığımız gibi kurşuni renkteki ha yağdı yağacak dedirten bulutlu bir havada Ankara sokaklarına çıktık.

Bilen bilir bilmeyenler içinde tarif edelim. Başörtülü kız öğrencinin içeri alınmadığı Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Tandoğan meydanına yakın bir okuldur. Okulun girişi yolun kenarında yer alır ve güvenlik kulübesi siz karşılar.Bizde arkadaşlara telefon ederek mesaj çekerek basın açıklaması yapacağımızı acilen toplanılması gerektiğini bildirdik.
Eczacılık fakültesinin önüne gittiğimizde gördüm ki iş kriz boyutuna çıkmıştı. Sebebi de şuydu: Okuluna girmek isteyen kız öğrenciyi güvenlik içeri almadığı gibi başlarındaki amirleri de hakaret ederek kovmuş. Kız öğrenci o zamana kadar kontrol noktası olan girişteki güvenlikçilerden ‘zararsız vatandaş’ onayını başını açarak alırken o gün sabah evinden çıktığından kararlı bir şekilde ‘başın örtülü giremezsin’ deselerde o yasağı dinlememeye karar vermiş. Girişteki güvenlikçi kulübesinin caddeye daha doğrusu yola bakan camında mavi bir kağıt asılıydı. Kağıt kendilerince değişik ifadelerle yumuşatılamya çalışılan am sonuçta ‘Başörtülü girilemez’ yazan bir kağıttı.

Başkanımız Kır’ın uzun zamandır başörtüsünden mağdur olup kendisinden yardım isteyen insanlardan bir isteği vardı. O isteğin gerçekleştiği bir eylem olacaktı bu .İstek şuydu ‘Sana başını aç denilse açmayacaksın, sınıftan çık denilince çıkmayacaksın, seni zorla kolunda tutup atacak işte o zaman bunu yapan zorbalar suçlu olur yoksa ağızlarından çıkan bir cümleyle hemen istediklerini yaparsanız hiçbir hak iddia edemezsiniz’ derdi. Nitekim Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj bölümünde okuyan 6 başörtülü öğrenci çok çirkin bir şekilde başörtülerinden dolayı mağdur edildikleri halde basının karşısına bile çıkmak istememişlerdi. Olayda şuydu: Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nün eğitim gören 6 başörtülü öğrenci uygulamalı eğitim için otobüsle gittikleri Çubuk Karagöl yolunda dersin hocası tarafından başörtülü oldukları gerekçesiyle otobüsten indirilir. Onlarda şikayetçi olurlar ama başkanın basın açıklamasında beraber olmalıyız isteğine sadece bir kız öğrenci evet der.

Şimdi ise karşımızda kararlı bir öğrenci vardı. Kararlılık, ısrar ve azim o kadar önemlidir ki makamı, parası olan değil kararlılığı ve inadı olanlar, ısrarla mücadele edenler muzaffer olurlar.

Başkan ‘Bak kızım biz orada basın açıklaması yaparken yanımızda olacaksın ve sınıfa gidip oturduğunda da hocalarının, aç başını, çık dışarı gibi laflarını dinlemeyeceksin.Bizde seninle beraber olacağız. Zincirleri kıracak irade senin elinde’ dedikten sonra arkadaşlarla fakültenin girişinde toplandık.

Hava yağmurluydu. Basın olaylı bir basın açıklamsı olacağını hissetmiş olmalıydı ki Show Tv’den NTV’ye neredeyse tüm kanalların kameraları oradaydı.

Kızı içeri almayan ve üstüne üstlük hakaret eden güvenlikçilerin başına bu yetkiyi kimden aldığını sorduk. Özellikle güvenlik firmalarının içişleri bakanlığının kurallarına bağlı çalışmak zorunda oldukların rektör ya da dekanın verdiği emirle başörtülülere giremezsiniz diyemeyeceklerini söyledik.Heyecanını zapt edemeyen birkaç arkadaş iyi bir boyayınca adam ortadan kayboldu. Bu arada yoldan geçen vatandaşlarda ‘Ne oluyor burada ‘diye soruyor ‘Kız öğrenciyi başörtüsünden dolayı içeri almıyorlarmış’ denilince ‘Olur mu öyle şey ya’ diyerek durup neler olacak izlemeye başlıyorlardı.

Başkan Kır Başörtülüler giremez yazısının olduğu kulübenin önünde basın açıklamasını yaptı. O yağmurlu günde Cumhurbaşkanı ve başbakana iyi yüklendiğini hatırlıyorum. Ergenekoncu diye tutuklayıp içeri adam atıyorsunuz ama asıl hapsedilecek zihniyet işte burada diyerek güzel bir konuşma yaptı. Kanunda yasalarda v.s.de böyle bir yasak yok dedikten sonra ‘Şimdi kızımız başörtüsüyle girecek kim engelliyormuş bakalım’ dedi.

Kız öğrenci kapıdan içeri adeta elini kolunu sallayarak girdi ardından sendikalı arkadaşlar ardından vatandaş ama yağmur nasıl yağıyorsa öylesine alkış sağanağı altında.

Kimsenin gıkı çıkmıyor.

Kameralar kayıtta,muhabirler kıza mikrofon uzatıyor.

Daha sonra başkana arkadaşlar ‘Başkanım camdaki yazıyı da kaldırtalım’ dediler.

Başkan camda asılı yazıyı göstererek ‘Bu yazı kalkacak yoksa suç duyurusunda bulunacağız’ dedikten sonra basın yavaş yavaş dağılırken fakülteden bir haber daha geldi.

Hemen dağılan basını geri çağırdık hatta yolun karşısına geçmiş Show Tv’nin kameraman ve muhabirinin peşinden koşup geri çağırmıştım sebebi de Show Tv’nin zihniyet olarak karşımızda yer alsada olayı tabiri caizse coşturmaya aday olmalarıydı. Bu sayede gündeme gelip meclisin ve hükümetin dikkatini çekebilirdik.

Derse sınıfına giren öğrenciye hocası yada dekan gelip(bayanmış) ‘Ben okula bikini ya da mayoyla girebilir miyim? Çık dışarı ’ diye çıkışmış. Kız öğrencide ‘Ben ders dinlemek istiyorum çıkmayacağım’ dedikten sonra bizim basınla hurra içeri daldığımızı görünce hemen bırakmışlar.

Peki sonra ne oldu ve özellikle bu eylem neden önemliydi?

Fedakar ve cefakar arkadaşımız sendikamızın o dönem şube disiplin üyesi Mustafa Bahadır Fidan ‘Siz merak etmeyin ben karşıdaki kafede oturur bundan sonra birkaç gün izlerim’ dedi.

Bir hafta sonra fakülte önüne gittiğimde kulübede asılı o yazının kaldırıldığını gördüm. B.Fidan’da ‘Başı örtülü girenlere bir şey demiyorlar yalnız bazıları hala kapıda başını açıp giriyordu sonra onlarda azaldı herhalde bilmiyorlardı’ dedi.

Ankara’da bir çok İslami ve insani duyarlılığı olan kuruluşlardan özellikle Mazlum-Der,İnanç Özgürlüğü Platformu gibi teşkilatlar başörtüsüyle ilgili eylem yapıp yasakçılar hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Yapılanlar takdire şayan ama nedense bizim bu eylem başörtüsüne muhalif TV’lerde gösterilip yine muhalif medyada da ‘Başörtülü öğrenciler fakülteye alınmayınca…’gibi başlıklarla (nokta noktaları siz doldurun anlarsınız ya ) sendikacılar zorla içeri soktular havasında verilince Ankarada ki üniversitelerde kapılar açıldı. Başörtüsü yasağı uygulanan Hacettepe Tıp, Ankara Siyasal gibi yerlerde artık kimse kimseye karışmadığı haberleri geldi. Türkiye’nin diğer illerinden üniversitelerde başörtüsü sıkıntısı yaşayan insanların arayarak sorunlarını iletmesi eylemimizin ne kadar ses getirdiğini gösteriyordu.

Artık eylem amacına ulaşmıştı hatta öyle ki başkan Kır’ın Talim Terbiye Kurulunun bir biriminde çalışan ve önceden sendikaya davet ettiği halde ‘Ben hayatta üye olmam başbakanda gelse beni kimse üye yapamaz’ diyen bir arkadaşla karşılaşmış. O arkadaş başkana sarılıp ‘Üye olmak isteyeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama dün televizyonda izledim sizi. Şu sendikaya beni de üye yap’ demiş.

Sonuç olarak İslamda bir kaide vardır; Es sebebu kel fail yani sebep olan yapan gibidir. Şu günlerde kamu çalışanlarına başörtüsü özgürlüğü eylemimiz başarıya ulaşırsa başını örten insanların aldıkları sevap kendi defterlerine eksilmeden yazılacağı gibi bizimde amel defterlerimize yazılacaktır. Yine üniversitelerde ve kamu kuruluşlarında açtırdığımız ve açılacak mescitlerde kılınacak namazların bir sevabıda bizim amel defterlerimize yazılacaktır. İşte Memur-Sen’ de yapılan sendikacılık temelde özlük hakları, maaşların iyileştirilmesi gibi ana konularda yoğunlaştığı gibi hem dünya hem ahireti gören bu bakış açısı,eylem ruhu onu Anadolu topraklarının artık sinesinden çıkartılamayacak bir güç haline getirmiştir. Çünkü Memur-Sen milletin memuru olduğunu bugüne kadar ki eylemleri ve söylemleriyle ispat etmiştir.

(Eylemle ilgili haber için bkz.http://www.ntvmsnbc.com/id/25204036/)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

BİR YAĞMURLU ANKARA GÜNÜ” için bir yorum

  • 29/04/2014 tarihinde, saat 00:44
    Permalink

    dönüp duran çarklar içerisinde güzel bir anı. insan böyle anlar yaşamalı ki hayatın bir anlamı olsun.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız