BİR TÜRLÜ GELMEYEN ŞERİAT


2000’lere kadar İslami güçlerin devlette tezgah başına geçmesini engelleyen en büyük argüman şeriat geliyor korkusuydu. İrtica başlığı attığınız zaman olay bitiyordu. Pozitivizmin ilmihaline göre mürteciler kötü onun karşısındaki laikler iyiydi. Bu üzerinde tartışılmayan bir dogmaydı ta ki Türkiye Cumhuriyetine imanının şartlarının gözden geçirilmesine kadar .

İslamcılar kendi inanç doktrinleri hakkında Osmanlının yıkılmasıyla bir zelzele geçirmiş ve savunmacı bir din anlayışıyla kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır ama genç Türkiye Cumhuriyeti sorgulayan ama sorgulanamaz yapısıyla serbestçe ilerledi. Bu ilerleyiş kan ve zorbalıkla 1946’lara kadar gelebildi. Bundan sonra Demokrat Partiyle iktidara gelen ve doğal olarak İslamcı camiayla müttefik olan unsurlar irticanın değirmenine su taşımaya başladı. İhtilaller zinciri devam etti. Bu arada İslami camianın şeriat özlemi bitmedi. Hiç unutmam İlahiyat fakültesini kazandığım zaman Ankara siyasetinde de hafiften etkili bir hocaefendi ‘Her sabah kalkarım ve radyoyu açarım. İhtilal yapılmış ve Şeriat ilan edildi diye bir anons beklerim’ demişti. Böylesine ‘fantastik’ bir özlemdi işte İslam devleti.

Veya lil aceb vel güreba bir durumla karşı karşıyayız şimdi. Ak Parti iktidarına kadar şeriat özleminde olan ve bunu kendi aralarındaki tartışmalarda sıkça gündeme getiren İslami camialar sanki şeriat özleminden vazgeçmiş gibi duruyorlar. Bunun sebebi dünyevi saltanatın getirdiği rehavet olabilir ama bir zamanlar ‘İslam Hukukunda…’ ve ‘İslam İktisadında…’ gibi konu başlıklarıyla sempozyumlar konferanslar ve kitaplar yayınlayan bu güç ve bu gücün arkasındaki politikacılar, iş adamları şimdi aynı isimler. Neden gaza basılmadı acaba?

İslamın günümüze verdiği fıkhi cevaplara çok daha büyük ilgi duyulurken şimdi bu ilgi kişisel ibadetlere odaklanmış durumda.2000’lere kadar Müslümanların İslam hukukuna göre yeni bir toplum oluşturma yönünde cehd ve gayretleri çoktu. Değerli alimlerin vefatı ve kişisel başarı ve mutluluğa odaklanan kitapların toplumun refahının artmasıyla birlikte çoğalması(düz mantıkta tersi olması lazım) İslam hukuku alanındaki üretken yayıncılık anlayışını durduran amillerin başında geliyor.

Geçen gün girdiğim bir dükkanda laik hukuk üzerine yüzlerce kitapla karşılaşınca şöyle düşündüm ‘En azından ilahiyat alanında teorik düzlemde fıkıh kitapları olsaydı, İnsanlar İslam hukukuna göre bu çalışmaları yapmış olsalardı ümmeti muhammede ve insanlığa daha faydalı bir eser bırakmazlar mıydı’ dedim. Başbakanın iki sarhoşun yaptığı kanun deyiminde yerini bulan fani insanların yaptığı ve toplumun ne kadarının derdine derman olduğu meçhul olan bu beşeri kanunlar üzerinde yapılmış devasa çalışmaların Allah’ın yeryüzüne inzal etmiş olduğu Kur’ani hükümler üzerine yapılmamış olması acı bir durumdu.

İşte toplumun huzuru bir türlü bulamamasında en etkili olan İslam kurallar içselleştirilemediği için zaafiyeti imandan neş’et eden bu hastalıklar hepimizi vuruyor. Çünkü ortada ilkeli hareket eden bireyler ve cemaatlerden çok pragmatist kişilikler dolu. İslami düşünce iktisadi anlamda banka ve faiz düzenine karşı çok sert söylemi olan bir sistem iken şimdilerde tam tersi anti şeriatçı sol taifenin banka karşıtı söylemi ve eylemine İslami camianın uzaktan bakması çok ilginç. Banka aleyhtarlığını Müslümanlardan hoşlanmayan taifelerin sahiplenmesi de şaşırtıyor beni. Halbuki İslami kurallara göre muhalefet edilmesi gereken bir düzen hala devam ediyor fakat görünen o ki artık İslami camialar bu konuda havlu atmış durumdalar işte bu yüzden Başbakan Erdoğan’ı eleştiren laik kesim gece 10’dan sonra içki satışına kısmi yasak getirdiği halde kimse ‘şeriat geliyor diye bir eleştiride bulunmadı. Çünkü İslami kesimin böyle bir davasının kalmadığını sol-laik kesimde iliklerine kadar hissetmiş durumda. Aslında dinin dünyevileşmesi şeriat özlemini baltalamadı sadece ortaya çıkan bu toplumsal pragmatizm Atatürkçüleri de vurdu. Şimdi kimsenin umurunda değil Atatürkte Atatürkçülükte herkes kesesini doldurma telaşında.

Eylül ihtilalinden önce insanın köşelisi makbuldü ve herkes durakta kendi otobüsünü beklerdi. Şimdi öyle bir nesil ve tiplerle karşı karşıyayız ki durakta beklemeyen ve gelen her otobüse hemen binen yuvarlak tiplerle muhatabız.

Bankaya bile muhalefet sol düşünceye kaldıysa Müslümanların halini siz düşünün.

İnsanı üzen asıl konu harcanması gereken enerjinin gayri İslami yapılanmaları ayakta tutmak için hala harcanıyor olmasında. Hukuk alanında tüm dünyaya verilecek cevabı olan İslamiyetin bu konudaki zenginliği inşallah gündemimize girer. Nurcuların arasında sıkça söylenen ‘Şeriat gelmez yaşanır’ sözü de önemli. Gerçekten şeriat iki ayaklı bir mahluk değil ki gelsin. Şeriat yaşanır ve ihtiyaç duyulan yere gider. Toplumun inançsızlık ve şehvetperestlik (Makam,para ve kadın gibi konularda) konusunda pik yaptığı günümüzde artık şeriat geliyor teranasının geçerliliğini yitirmesi bu yüzden. Tüm ideolojiler ve yapılar bundan nasibini aldı. Artık böyle bir tehlike yok çünkü böyle bir talep yok. Dedik ya CHP asrı saadetine dönelim memlekette herkes sıkı bir Kemalist olsun diyen gruplar bile artık o iddialarından vazgeçmiş durumdalar. O eski büyük koro yok artık.

Bana bu yazıyı yazdıran yukarıdaki fotoğrafta yer alan bu kitaplar inşallah laik değil İslam hukuku alanında yazılır. Yoksa hebaen mensura. En acı olan şeyde budur; Boşa çalışmak.

Şeriat nedir sorusuna Kuran-ı Kerimden (Eski CHP milletvekili Yaşar Nuri Öztürk’ün mealinden) cevap verelim. Bu ayetin Arapçasında açıkça Şeriat kelimesi geçtiği için genelde meallerde de aynı şekilde anlam verilip bir çarpıtmaya gidilmemiştir. Şeriat nedir sorusunun cevabı işte Kuran-ı Kerimden;

“Daha sonra seni, iş ve yönetimde bir şerîat/bir yol, yöntem üzerine koyduk. Artık ona uy! Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme!” CÂSİYE – 18

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız