BİR ŞEY BAHANEYSE O ALLAH KATINDA “ŞAHANE” ÇIKAR MI?

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İslam tarihine şöyle bir bakarsak; çok zorlu şartlarda da olsa kısa bir sürede Medine Dönemi’ne geçildi ve bir İslam hakimiyeti kuruldu. O dönemden beri de fıkıh ve dünya hayatı öncelikli bir kimlik hakim oldu. Yani hakikatin delilleri nedir konusu çok öncelikli bir konu olmadı.

Bu belki de tabii olarak böyle oldu. Çünkü hakikat Allah katından geliyordu zaten direkt ve delili de ümmi olan Resül idi ve gittikçe galebe olmasıydı, oluşan maneviyattı, adaletti, huzurdu. Sonrasında ise hakikatin devam eden dünya çapında galebesi vardı ve zaten İslami yaşam içinde bir iman söz konusuydu. Dinin emir ve yasakları vardı, inanılacak şeyler açık ve netti, pek bir sorun yoktu. İşte büyük ölçüde bu çerçevede geldi iş. Elbette türlü mezhepler oldu, çeşitli akımlar oldu, fakat ana karakteri böyle görülebilir işin.

Lakin özellikle aydınlanma dönemi ve sonrasında oluşan dünyacılık işleri çok zorluyor günümüzde. Bir defa insanlar dünya hayatına endeksli bir yapıdan hakikat odaklı bir yapıya geçemiyor ki aydınlanmanın yol açtığı meseleler çözülsün. Hatta geçmemesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü böyle bir gelenek yok. Öte yandan ise dünya hayatı aydınlanma sürecinin sürüklediği bir şekilde tam gaz gidiyor. Alemi İslam’ın bir önerisi yok, sadece işi geçiştirme peşinde insanlar en fazla. İyi, kötü bir inancın var gibi mi; tamamdır, ötesine bakma.

İşte burada bizim yaşadığımız dönemin gayet farklı olduğunu, hakikat odaklı bir dönem olduğunu farketmeliyiz. Bu ise Kuran’ın iyice anlaşılması, özellikle de Levhi Mahfuzdanlığının iyice anlaşılması konularının öncelikli olması demek. Buna göre imkanlar da var. Lakin dön dolaş dediğimiz nokta; “bu niye böyle gelmiyor?” Ve türlü düşünceler belki: “Bu dönem niye kendi kendine evrilip çevrilmesin?.. Nitekim komünizm kendi kendine bitti gitti..” “Zaten Mehdi dönemi var tarihin sonunda. O da kendi kendine gelecek..” “Nice kişiler çok düşünerek sapıtmadı mı? Kalabalığa uy, rahat et” vs. Burada şuna dikkat etmeliyiz, hakikate iman etmiyor muyuz ve Kitab Levhi Mahfuzdan değil mi? Şimdi bu ağırlıklı bir noktaya geldiyse neye ağırlık vermemiz gerektiğini kendimiz görmeli değil miyiz? Eğer muradı ilahi buysa buna körlük edilmesi körlük sayılmayabilir mi? Madem, “yüz kitap okumayla anlaşılacak” Çünkü muradı ilahi, sadece üç dakikada olan ya da üç kelamdan ibaret yap-yapmalar olabilir (!) “Biz selefe uyuyoruz” veya “biz atalarımıza uyuyoruz” vs.

Burada şöyle düşünmelidir bizce; bir şey bahaneyse o Allah katında “şahane” çıkar mı? İyi düşünelim, çünkü hesap ciddi olacak..

 

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız