BİR KAYNAK OLARAK GÖRSEL VE KİTABİ EĞİTİMDE RİSALE-İ NUR

Eğitim tarihine baktığımızda özellikle sanayi devriminden sonra artan nüfus ve bu nüfusun fabrikasyon eğitime tabi tutulması sonucu çözüm kaynağı olan eğitimin başlı başına bir problem haline geldiği görülmektedir.

Bu konuda örnekleri batının artık yeni tarih yazıcılığını üstlenen sinemada bol bol görmekteyiz.

Bol miktardaki çeteli ya da zayıf öğrenciyi sistemin dışına çıkarak başarıya ulaştıran öğretmenlerin hikayesine yönelik filmler dışında 1999’da iki öğrenci tarafından gerçekleştirilmiş Columbine Lisesi Katliamını anlatan Gus Van Sant’ın Fil ( Elephant, 2003 Cannes Film Festivali, “Altın Palmiye” ve “En İyi Yönetmen” ödülü) bir İngiliz deyimi olan “Elephant in the room”’dan gelir. Bu deyim, büyük bir problemin görmezden gelinmesi, ötelenmesi anlamına gelmektedir. Ya da öğrenci-öğretmen odaklı oskarlı ‘Can Dostum’ olsun ya da sistemin baskıcılığına meydan okuyan ‘Ölü Ozanlar Derneği’ olsun tüm bu filmler ve eserler bize batı dünyasındaki eğitim alanında sıkıntıyı anlatırken Fransızlara 21 yıl aradan sonra Cannes film festivalinde hasretle bekledikleri Altın Palmiyeyi kazandıran THE CLASS(Entre Les Murs / Duvarlar Arasında) tarihi bir itiraf olarak çıktı geldi.

Bu filmden bir bölüm izleyelim öğretmenlik mesleğine yabancı olmayanlara tanıdık gelecek bir sahne.

Neydi bu tarihi itiraf?

Ve neden batıdan filmlerle eğitimin iflas ettiğini anlatmaya çalışıyorum.

Çünkü biz batının bir kopyası ve müsveddesi olarak eğitimi planlamaya düzeltmeye çalışıyoruz.

Bir zamanlar tapar derecesinde bağlı olduğumuz Batıda eğitim bu durumdaysa artık oradan alınacak ne kalmıştır ?

Özellikle bu soruyu Fransa gibi gelişmiş ülkelerde her işin yolunda gittiğini zanneden onların sistemlerine öykünenlere soruyor ve bu filmi izlemelerini tavsiye ediyorum.

Hani Necip FAZIL’a atfedilen ‘İslamiyet Avrupa’dan gelse Müslüman olacaksınız! ‘ sözü de bu anlamda çok manidardır.
Bu yüzden artık yerli kaynaklarımıza dönmenin zamanı gelmiştir.

Bu gün ülkemizde en çok okunan ve insanların ruhi terbiyelerine önem veren ‘kendisi gibi olmayan insanlarla’ huzurlu bir şekilde bağ kurup yaşamalarını sağlayan Risale-i Nur külliyatı önemli bir kaynaktır.

Risale-i Nurlardan eğitimde faydalanılmalı ve bende faydalanıyorum sözümden sonra batının fikirleriyle ayakta durabileceğini zanneden sol kesimin bu meseleyi fikri planda düşünmekten uzak sadece kendi konumlarını muhafaza için kullandıklarını görünce (Mecliste verilen soru önergesiyle tabanlarına verilmeye çalışılan komik ve acınası biz Risale-i Nurlara da Bediüzzaman’a da karşıyız mesajı gibi) artık bu konuda muhatabımızın eğitim dünyasının ana motoru olan öğretmenler olduğunu düşünüyorum.

ÇÖZÜM YOLLARI

Yerli kaynaklarımıza dönüş için yapılan bu çağrıda merkez Kur’an-ı Kerim olmalıdır.

Kur’ana uygun olan ve onun hedeflediği insan tipini yetiştirmeye çalışan Risale-i Nurlardan halk masallarına kadar her türlü kaynağa dikkat çekmek istiyorum.

Konu başlığımız olan Görsel ve Kitabi eğitimden kastımız açık.

Eğitim artık ülkemizde Fatih projesiyle birlikte görselliğe de yaslanmayı istemektedir ve tüm dünyada ki trend de bu minvalde ilerlemeye devam etmektedir.

Merkezinde öğrenci-öğretmen iletişiminin yer aldığı klasik eğitim anlayışı artık teknolojinin zorlamasıyla yeni arayışlara yönelmiş, metot ve içerik bakımından kendisini zenginleştiren farklı bakış açılarına kapılarını açmış bulunmaktadır.
Gönül isterdi ki birebir eğitim olsun, her sınıfa 15 öğrenci düşsün öğretmen öğrencinin sadece okuldaki hali ile değil her türlü sorununda yol gösterici olsun ama realiteye bakıp bir şeyler yapmak gerekiyor.

Özellikle basılı ve görsel-işitsel medyadaki hızlı gelişmeler öğrenciler ve bireyleri kendisine çekmekte, ilgi odağı olmaktadır. Bu durum ise dini eğitim açısından bir kısım sakıncaları da beraberinde getirmektedir.

Bu anlamda örneğin Risale-i Nurda SÖZLER kitabında yer alan 7. Söz’e bakalım.

“Sol cihetinden Şeytan gibi dessas, ayyaş aldatıcı bir adam, çok zînetler, süslü Sûretler,fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:

-Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız sûretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.”

Parçanın devamını da okuduğumuz da sıralamaya bakacak olursak ilk önce nefis yönünden şeytan yaklaşmaktadır ve nefsin eline düşürdüğü kişiyi ise sonra fikren sarsmaya başlamaktadır.

Bediüzzaman’ın özellikle ‘süslü suretler ve fantaziyeler’ diye betimlediği durum günümüz dünyasında sinemadan tutun internete ve oyun dünyasına kadar her yere uygulanabilir.

Peki görsellik kötü bir şey mi?

Elbette bizatihi hiçbir şey kötü değil onu kullananın elinde ne hale geldiği önemlidir.

Eğitimde görsellik nasıl kullanılabilir özellikle Risale-i Nur gibi metinlere baktığımızda sorusuna gelince bu meseleyi varoluştan alıp sınıf içinde pratik örneklerine kadar getirelim.

İnsanın varlıkla ilk teması görme ve işitme ile başlar. İlk olarak ise tabii çevresindeki nesnelerle.. Yaşı ilerledikçe kendi varlığını anlamlandırma ihtiyacı hisseder. Dini anlayışın ve bilgilenmenin oluşmasında ergenlik çağı dediğimiz- İslamiyet’e göre ise sinn-i mükellef olarak adlandırılan -teklif çağına kadar bilişsel-duyuşsal, ergenlik sonrası ise duygusal yönden her zaman beslenmeye ihtiyacı devam etmekle beraber daha bilinçli bir öğrenme dönemi başlar ve bu yüzden de Allah indinde insan mükellef olur yani yaptıklarından sorumlu bir hale gelir.

Çocukluk çağında soyut düşünce gelişmediği için genelde bu yaştaki eğitimin sure, kelime-i tevhid, imanın şartlarını ezberlemek, namaz nasıl kılınır, abdest nasıl alınır gibi salt bilgiye ve biraz da pratiğe dayalı alanlardan yapıldığı görülmektedir. Bu arada bir yandan da küçük zihinlerin sorduğu yaratılış ve Allahın varlığına dair sorulara da elden geldiğince mantıklı cevaplar vererek onları ileriki yıllara, teklif çağı geldiğinde daha bilinçli bir şekilde inanmaları gereken imanın umdelerine hazırlanması gerekmektedir. İnsanlar küçük yaşlardan itibaren bu dünyadaki varlık sebebini sorgular ileriki yaşlarda ise tabiat ve onun ötesini düşünerek felsefi düşünceler ileri sürer. Bu noktada din, insanlık tarihinde bu sorgulamalara en çok cevap aranan, hayatın içerisinde en sık başvurulan adreslerden biri olagelmiştir. Zannedildiğin aksine din bu konuda hazır cevap şablonlar verip varlığın esrarı budur diyerek muhataplarını fikri tembelliğe sevk etmemiş tam tersi felsefi bir tefekküre davet ederek yaratılanları düşünmemizi istemiştir. Çünkü İslamiyet’e göre Tevhit sadece kütüphanelerde öğrenilecek bir kavram değildir. Kavranması, kökleşmesi için varlığı incelemek ve seyretmek gerekmektedir. İslamiyet’te Tefekkür ibadetten üstün tutulmuştur;

“Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır”( Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127; Aclûnî, I/310)

“Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde,tefekkür eden insanlar için elbette birçok ibretler (ve dersler) vardır.” Ali İmrân/190

Tabiattaki her varlık Allah’tan bahsetmektedir aslında. Alem, işaret ve sembol demektir. Hayvanlar âlemi, bitkiler âlemi derken kullandığımız âlem kelimesiyle de bir şeye işaret ediyoruz aslında. Bu da onları yaratandır. Demek ki dini eğitimde özellikle imanî konuların anlatımında kullanılacak malzeme hazır önümüzde durmaktadır. Din dersinde İlköğretim çocuklarına “Önümüzdeki 15 gün boyunca gökyüzünü izleyip rapor yazacaksınız” şeklindeki bir çalışma herhalde onların bir namaz suresinde duydukları dini heyecan kadar heyecanlandıracak, Allah’la olan irtibatlarını sağlayacak, dini duygularının güçlenmesine vesile olacaktır.

Yine sınıf içinde tevhidi anlatmada klasik yöntemlerden uzak metodlar ve yeni kaynaklar kullanmalıyız.
Bu anlamda Risale-i Nurlar çok zengin bir kaynaktır.

Öğrencilerime Din dersinde kelime-i tevhidi öğrettikten sonra ya da imanın şartlarını ezberlettikten sonra yazılı sorularında da sorduğum ‘Allah’ın varlığını ve birliğini ispat edin’ ile ‘Ahirette yeniden yaratılış ispat ediniz’ gibi sorularıma kısa ve öz cevaplar hazırlamıştım.

‘Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız olmaz, bir harf kâtipsiz(bu kelimenin anlamını verip öğrenciye de sorardım) olamaz biliyorsun. Öyleyse şu kainat nasıl sahipsiz olur?’

‘Toprağın altına atılan tohum vakti zamanı geldiğinde nasıl diriliyorsa ahiretde de insanlar öyle dirilecektir’

Ya da Rum suresindeki 50. ayeti vererek;

‘Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Ölümünün ardından yeryüzünü nasıl diriltiyor. İşte bu, ölüleri dirilten Allah’tır. Onun gücü herşeye yeter.’

Veya bunu görselleştirerek.

Din ve İnsan programının finalinden bu ayetle ilgili görüntüye bakalım.

Yine bu konuda bizi ezbercilikten kurtaracak son bir örnek;

Okullarda bilindiği gibi Allahın sıfatları konusu işlenir. Yıllar boyunca müfredatta değişik sınıflarda ve konularda/alanlarda yer almıştır ama ben okurken de vardı öğretmenlik yaparken de.

Burada Allahın sıfatları; Zati Sıfatlar ve Subuti sıfatlar diye ikiye ayrılır.

Herkesin malumu ve maalesef yıllarca papağan gibi ezberlerdik

Kıyambi nefsihi (Allahın kendi kendine var olması)
Muhalefetül Havadis (Allahın yarattıklarına benzememesi) v.b sıralardık.

Risale-i nurları okuyunca gördüm ki tevhid konusu , Allahı tanıma ve tanıtma işi sadece satırlarda yazılanı ezberlemekle olmuyormuş.

Burada tabiat ve örneklendirmelerde çok önemliymiş.

Hemen Risale-i nurda geçen örneklerle bu konuları anlatmaya başladım.

Diyelim ki Muhalefetül Havadis (Allahın yarattıklarına benzememesi) maddesini söyleyince çocuklara Bediüzzamandan aldığım şu örneği veriyordum; Bir binayı yapan usta binaya benzer mi? Binayla aynı cinstenmidir? İşte bizi yaratan Allah’ta bize benzemez .

Özellikle çocuk yaştaki öğrencide soyut düşünme gelişmediği için özellikle Allah’ı, antropomorfik dediğimiz düşünce tarzıyla insan gibi düşünür. İşte Bediüzzaman’a ait bu cümle o yanlışlığı da ıslah eden mükemmel bir örnektir.

Elbette hayat bizim ders anlattığımız sınıfın içinde geçmemektedir.

Evde ve sokakta devam eden hayattan aldıklarını çocuk sınıfa getirmekte ve tüm hayatı boyunca kişisel ilişkilerini buna göre düzenlemektedir.

Farklı olana bakışta da mükemmel bir ıslah edicidir Risale-i Nurlar.

Zenci-Beyaz ayrımından Kürt-Türk ayrımına ve Alevi-Sünni ayrımına kadar her konuda insanlığa verdiği mesajda dikkatle incelenip eğitim müfredatına konulmalıdır.

Öğretmenlik hayatımda 8. ve 9.sınıflarda öğrencilerimin bana kesin sorduğu sorulardan birisi de Alevilik konusudur.
‘Hocam bizim mahallede bir Alevi var.’ ‘Hocam bu Alevilik nedir?’ nedir gibi.

Benim gibi dini eğitim alanlar bu dışlamayı rahatlıkla bertaraf etse de dini eğitim almayan ama Risale-i Nurları okuyarak kendilerini informel eğitime tabi tutan milyonlarca insan Alevi-Sünni kardeşliğini pekiştirmiş bireyler olarak toplumun içerisinde yer almaktadır.

Dünyanın bugün en çok ihtiyacı olduğu farklı ırklardan farklı dinlerden insanlara yaklaşımı ise bahsi diğer.(Ermeniler ile ilgili ‘Ermenilerle umur-u dünyeviyede gardaşız’ Yine o tarihte ki şeriatçı Osmanlı toplumuna ‘Ermenilerin kaymakam olmasında, komutan olmasında sakınca yoktur’ diye sözünü okuyunca şok olmuştum gençlik yıllarımızda gerek eğitimin verdiği kafatasçı zihniyet gerekse sokak ve medyanın beslemesiyle Ermeni’den dost olur mu diye düşünürken Bediüzzaman’ın bu sözleri zihinsel bir devrimdi)

SONUÇ

Eğitim artık klasik usulden çıkmış duvarlar arasında yapılamaz hale gelmiştir.(Bu anlamda yukarıda bashettiğimiz Fransızların THE CLASS orijinal adıyla Entre Les Murs / Duvarlar Arasında filminin adı manidardır) Öğrenciyi ruhen ve bedenen sınıflarda tutmak iyice zor olmaktadır. Onun ilgisini sınıfın içine çekecek görselliğe ve yeni içeriklere her ne kadar burada değinmesekte yeni anlatım metotlarına ihtiyaç had safhadadır.

Ankara da bir eğitim sendikasının yönetim kurulunda olduğum için araziye çıktığımızda eğitim çalışanlarının sorunlarını dinlediğimizde aklıma eğitim sistemimizi nasıl düzeltmeli sorusuna hep şu cümle geliyor artık ‘Enkaz kaldırılmadan yerine yeni bina inşa edilemez’

Bu yaraya merhem değil ameliyat gerekmektedir. Hem de cerrahi bir ameliyat yoksa komple bir bünyenin kaybı mevzubahistir.

Bu tedavi sürecinde yerli kaynaklara dönüşte en önemli adreslerden birisi başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada her gece binlerce evde yüzbinlerce kişiye informel eğitim veren Risale-i Nurlardır.

Not: Bu yazı 1.Risale-i Nur Eğitim Çalıştayında sunulan tebliğin metnidir.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Medya-Dikab kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 6