BİR KAVUŞMANIN HİKAYESİ

Bundan yaklaşık üç ay önce telefonuma İstanbul Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden Teknik Elemanlar Derneği İstanbul Şubesi ile irtibatta olan son sınıf öğrencisi Sally Alhammadeh isimli bir kardeşimden, yüzü tanınmaz halde olan bir kız çocuğunun fotoğrafları geldi. “Abi bu yavruya mutlaka yardımcı olmalıyız” dedi. Hayatımda ilk defa bir savaş mağdurunun içler acısı durumuna bu kadar yakından şahit olmuştum. Hissi davranmak yerine hemen Sally ile irtibata geçip ne yapabileceğimizi, acil bir şekilde bu aile ile bizim aramızda bağlantı kurmasını istedim. Bir gün sonra ailenin yerini tespit ettik. İstanbul Maltepe’de oturan başka bir Suriyeli ailenin yanlarında misafir olduklarını öğrendik. Akşama doğru Hüseyin Bağcı dostumla aileyi ziyarete gittik.

Ev sahibesi Leyla Hanım kapıyı açar açmaz Hibe ile ilk göz teması oldu. Yüreğimiz kaldırmasa da, gözlerimizi gözlerinden kaçırmaya çalışsak da, o bize daha içten davranıp önce boynumuza sarıldı, sonra yüzümüzden öptü. Aman Allah’ım! Dünyası karartılmış olan bir çocuğun yaşam dolu oluşuna, kabına sığmayışına şaşıp kalmıştım. Hibe’yı tanıyınca ‘dert’ diye kendimizi harap ettiğimiz şeylerin aslında sıradan şeyler olduğunu anladım.Devletin tepesine çöreklenmiş katil sürüleri tarafından dünyası karartılmış bu kız çocuğu, birden benim ‘üstadım’ oluvermişti. Artık hayata daha farklı bakıyor, hayatın yaşamaya ve yaşatmaya değer olduğunu düşünüyorum.

O’nun tedavi sürecinde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Plastik Cerrahlarından Prof. Dr. Ethem Güneren beyin bir savaş mağduruna kol kanat gerdiği anlara şahit olmak ise ayrı bir zenginlikti. Tefessüh etmiş bir dünyada herkesin bakmaya dâhi imtina ettiği yüzü yanmış kız çocuğunu kucaklayarak, ona sarılarak ve yüzünü öperek Ethem bey bizlere insanlığın hâlen ölmediğini ispat etmişti.

Hibe’nın tedavi süreci ve bakımı çok iyi takip ediliyordu. Ama son zamanlarda gözle görülür bir mutsuzluk belirmeye başlamış, kendisine verilen hediyelerde artık onu tatmin etmez olmuştu. Ne yapılırsa yapılsın, bir çocuğun annesinin şefkat ve merhametine ihtiyacı vardı. Arkadaşlarla aramızda istişare ederek annesinin İdlip’ten getirilmesine karar verdik. İlk girişimimiz Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürüne ulaşmak oldu.
Özel Kalem Müdürü Dr. Hasan Doğan , Hatay Valisini konu hakkında bilgilendirdi. Sonrasında süreç Vali Yardımcısı Mahmut Hersanlıoğlu tarafından yönetilmeye başlandı. Hersanlıoğlu’yla akşam saat 20.00 sularında telefonda görüştük. Aile hakkında detaylı bilgiler verdik. Valilik tarafından 00.09’da ailenin yerinin tespit edildiğini öğrendik.Ardından, bize, onların bulundukları yerden alınarak Reyhanlı’ya getirilme anına ait arabadaki fotoğraflar gelmeye başladı. Aile yorgun olduğu için bir gece Reyhanlı’da misafir edildi. Bir gün sonra, 04.08.2017 tarihinde,kendileri, Cuma saat 15.45’te otobüsle İstanbul’a gönderildiler. Cumartesi günü saat 07.30’da beklenen otobüs, İsmail Ayaz Otogarına giriş yaptı. Bu arada valiliğin tüm bu süreci mesai saatleri dışında bir baba şefkatiyle titiz ve özverili bir şekilde yönettiğini gördük. Biz 5′e 5 kala gittiğimiz devlet dairelerinden ‘Mesai bitti,yarına’ cümlesine aşina olduğumuz için 7\24 mesai dinlemeyen bu hasbi gayretleri görünce mutlu olduk.

Ailenin kavuşma anı ulusal gazetelerimizin tamamına yakınında yayınlandı. Yalnız görsel medyada istenen düzeyde yer almaması haklı davamızın daha iyi tanıtım fırsatını heba etti. Avrupa’nın mültecilere bakışı bellidir. Danimarka mülteciler konusunda en fazla ayak direyen ülkelerin başında gelmektedir. Ancak yayınlamış olduğu olumlu bir fotoğraf karesiyle ki bu karenin ABD Texas’ta bir polise ait olduğu da söylenmişti, mültecilere karşı uygulamış olduğu ‘sevimsiz’ tavrı unutturmuş ve hatta ‘mülteci sever’ bir ülke konumuna yükselmiştir. Milletçe tarih yazıyoruz. Ama ne hazindir ki, yazmış olduğumuz bu tarihi layığınca dünyanın gündemine taşıyamıyoruz.

Makzum ailesinin İdlip’ten alınarak İstanbul’a getirilmesi,ülkemizde son yıllarda tanık olduğumuz devlet-millet kaynaşmasına en güzel örneklerden biri olmuştur. Sayın Valimiz özellikle 28 Şubat döneminde devletin o buyurgan, tepeden bakan soğuk duruşunun yer ile yeksan olduğunu, devleti yönetenlerin bundan böyle ‘hâkim’ değil halkına ‘hadim’ olduğunu bu olayla ispat etmiştir. Kendisinin ‘Yeni Türkiye’nin inşasında vazife alacak önemli mimarlardan biri olacağına ise hiç kuşku yoktur.


Emrullah Köker

Yazar-Aktivist


Bu yazı Makale-Güncel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 4