BİR HAHAM HİDAYETE ERİNCE – III-

İşin doğrusu İlk ve Orta öğretim çocuklarına hazırlayacağımız bu eğitim filmlerinde özellikle Hıristiyanlık konusunda diğer mezheplerin daha baskın olduğu ama Katolikliğin neredeyse hiç olmadığı ülkemizde Hıristiyanları sadece ana mezhepleri olan Katoliklik üzerinden tanıtmak haksızlık olurdu. Çünkü neticede Ermenidir, Rumdur bunlar bilinen ve duyulan kavramlardı çocuklar için. 

Bu yüzden Vatikan elçiliğinden bize önerilen bir cizvit (Yani Katolik) papazıyla röportaj yaptığımız gibi İstanbul’da Rum-Ortodoks patrikliği, Ermeni patrikliği ve Süryani metropolitliğinde de röportajlar ve çekimler gerçekleştirdik.

Zorlu bir süreçti ve mebzul miktarda nezaket gerektiriyordu. Çünkü din kültürü dersi için çekiyorduk bu yüzden bize röportaj verenlerin ‘aman bir açık vermeyelim’ türünden kalkanlarını hazırlamış olduklarını düşünüyorduk ama yanılmışız. Elden geldiğince samimi cevaplar aldık.

Örneğin o günlerde (2007) Rum ve Ermenilerin el konulan vakıf varlıklarıyla ilgili problem gündemdeydi. Bu tip aktüel konuları da röportaj dışında konuştuğumuzda dertlerini tüm samimiyetleriyle anlatıyorlardı.

Fakat röportajlarda Ermenilerin ‘biz tek bir Allah’a inanırız’ demelerine şüpheyle bakmadan edemedim. Keza papanın yanılmazlığı diye bir şey yoktur o da günah işleyebilir düşüncelerine. Niye mi?

Şöyle ki; Okuduğumuz misyonerlik faaliyetleriyle ilgili yazılarda özellikle İslam ülkelerinde çalışan misyonerlere ‘İsa Tanrının oğludur, bizde rab üçtür’ gibi sözlerden kaçınmaları yoksa Müslümanların kesinlikle kendilerine yanaşmayacakları bu yüzden Müslümanları ürkütmemek için ‘Bizde de ilah tektir’ gibi yanıltıcı ifadeler kullanmalarının tavsiye edildiğini okumuştuk.

Bu ne kadar doğrudur bilmiyorum ama şöyle bir düşünüldüğünde böyle bir strateji izlenmesi mantıken de mümkün. Fakat ‘Tek ilaha inanıyoruz’ diyen adama da zorla ‘Yalan söyleme sen teslise inanıyorsun’ diye karşı mı çıkacağız?

Peki, bizde misyonerlikle alakası olmayan millet-i sadıka nammaruf Ermeniler böyle bir söyleme ihtiyaç duyabilir mi yoksa aslında mesele Bediüzzaman’ın “Nasraniyet(Hristiyanlık) ya intıfâ veya ıstıfâ edip İslâmiyete karşı terk-i silâh edecektir” sözü muvacehesince yeni bir gelişmenin habercisi midir bu durum?

Yani Protestanlıkla yırtılan Hıristiyanlık biraz olsun İslami hakikatlere yanaşmışken Hıristiyanlarda acaba ya nedir bu ağzımıza pelesenk ettiğimiz baba-oğul-ruhulküds üçlemesi geçelim bunları mı diyor? ( Client Eastwood’un Milyon Dolarlık Bebek’de ki o diyalogu hatırlayalım. C.Eastwood kiliseden çıkınca papaza ‘Üç ilah yok mu? İsa tanrının oğlu değimliydi?’ diye sorunca papaza ‘Seni pis pagan, Allah tektir’ diyen papazın azarlamasını hatırlayalım)

Bu yüzden klasik öğretimiz olan teslis kavramını doğu kiliseleri için gözden mi geçirmeliyiz?

“Hz. İsa’nın (a.s) gelecek Mehdi (a.s.) arkasında namaz kılacak” hadisini Bediüzzaman birkaç farklı şekilde yorumlar. Bunlardan birisinde de Hıristiyanlığın tasaffi ederek yani saflaşarak, özüne dönerek tek Allah inancını kabul edeceği ve şeriat-ı Ahmediyeye iktida edip uyacağı şeklinde de gerçekleşebileceğini söyler. Yani bizim düşündüğümüz gibi Mehdi mihrapta Hz. İsa arkasında saf tutmuş değil fikri açıdan bir tabi olma uyma durumundan bahseder.

Yoruma açık konular bunlar ve böyle yorumlara inanıp inanmamakta da her Müslüman serbesttir elbette.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız