BİR HAHAM HİDAYETE ERİNCE – II- İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik üzerine

Bizi bu yazıyı yazmaya sevk eden ‘Hazanın Hüznü’ne geri dönecek olursak kitabın yazarı Aaron Kohen babasını küçük yaşta kaybedince anne ve anneannesiyle beraber ortada kalırlar. Hiç bir sosyal güvenceleri yoktur.

Tek başlarına hayata tutunmaya çalışırlar. Aaron (Yasin) ticaretle değil dinle ilgilenmesini isteyen ailesinin de teşvikiyle Neva Şalom Sinagog’unda baş müezzinlik görevine kadar yükselir. Önü açıktır Aaron’un (Yasin) çünkü soyadı Kohen’dir. Tevrat’a göre, Kohenler yani kâhinler, Hz. Musa ve Hz. Harun’un soyundan gelenlerdir ve başhahamlık gibi görevler Kohen’lere verilmektedir.

Doğrusu Yasin Tanrıöver (Aaron Kohen) açıkca yazmış yokluk yıllarını. Daha sonra evlendiği Flori Kohen’’den dolayı nasıl tabiri caizse aforoza uğradığını ve eşiyle gittikleri gideceklerine bin pişman oldukları İsrail’de yaşadıkları yoksullukları.

Yazar çocukluğundan itibaren tüm bu zor süreçleri yaşarken ayrıca İstanbul’dan nasıl etkilendiğinide anlatmaktadır. Anladığımız kadarıyla İstanbul’un ruhu ve silüeti onu İslam’a yaklaştıran bir atmosfer sunmuş. Gerçi bu yolda yalnız değildir, Haham iken çok beğendiği bir Yahudinin daha sonra bir vapurda karşısına birden bir Müslüman olarak çıkmasını anlattığı yerde ilginçti. Demek dedim, Yahudilerden böyle sessiz sedasız Müslümanların çalışmalarıyla İslam’a giren varmış.

Neticede yazarın nostaljik bir gezi ile çocukluğunu anlattığı İstanbul’da Musevi eksenli dini ve toplumsal yaşamdan da kesitler görüyoruz. Birde Yahudi toplumunun karakteristik özellikleri ve özellikle Yahudilerin de tek tip ve homojen olmadıkları.

Kitabı okuyunca beni şaşırtan bir durumdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Özellikle muhafazakar-dindar ve milliyetçi kesimde Yahudilerin zengin olduğu ve bu dine mensup olanların kesinlikle fakirlik çekmeyeceği, fakir ül hal bir yaşam standardına asla ve kat’a sahip olamayacağını dair kesin bir inanç vardır. Hidayete eren bu hahamın anlattıklarına bakılırsa bir Yahudi çocuğu yetim kalacak, kohen olacak ve din adamı olmak isteyecek de zar-zor geçinecek mümkün mü? Yahudilerin bu çocuğa ve ailesine bir eli yağda bir eli balda tatlı bir hayat yaşatırlar diye düşünülebilirsiniz ama kitabı okuyunca böyle olmadığını anlıyorsunuz. Hayatları boyunca geçim sıkıntısı içinde kıvranıp durduklarına şahit oluyorsunuz.

Örneğin sh. 52’de anlatılanlara bakalım.

“R.Eli Kohen girdi…”Bakın oğlunuz Aaron için onun geleceği için bir karar verdik. Onu İsrail’e Kudüs kentine yollayacağız, orada dini bir eğitim alacak Yeşiva’da okutacağız ve Rabi olacaktır.”

Aaron’un annesi bu teklif üzerine ‘peki biz ne olacağız, bize bir maaş bağlanacak mı’ mealinde sorular sorunca aldığı cevap tam bir hayal kırıklığıdır;

“Biz sadece Aaron’u istiyoruz. Sizi ve annenizi düşünmüyoruz.”

Aaron’un annesi bu teklifi kabul etmez. Çünkü hiçbir gelirleri yoktur. Tek ümitleri oğullarıdır.

Ayrıca bu konuda yaşadığım bir tecrübeden bahsetmeden geçmeyeyim. Yönetmenliğini Cafer ÖZGÜL’ün yaptığı ‘EVLER’ adlı yarı dramatik belgeselde yönetmen yardımcısıydım. Teknik ekip diğer sahne için hazırlık yaparken figürasyona gelen 3 oyuncuyla konuşmaya başladım. Bu üç oyuncuyu da sinema filmlerinde TV dizilerinde aslında bol bol görüyorsunuz. İçlerinden birisi gayr-i müslim olduğunu söyledi. Gayr-i Müslim derken hangi din olduğunu sordum ‘Yahudi’yim deyince şok oldum. Çünkü ancak ekmek parasını çıkartabilecek kadar kazandığını söylemişti. Durumu o kadar parlak değildi. Halbuki bize soracak olursanız koskoca Hollywood hemen bu adama sahip çıkar böyle süründürürmüydü?

Neticede kazın ayağı hiçte öyle değildi.

Yani vahşi kapitalizmin düsturları Yahudilerin hayatında da geçerli. Onların da kalpleri darmadağın ama hepsini bir arada tutan şey ortak düşmanları olan İslamiyet. Belki onlara sorsanız sadece Araplar ya da Filistinliler diyeceklerdir ama Mavi Marmara gemisindeki yaptıkları katliamdan sonra sadece biz Türkleri değil artık neredeye tüm dünyayı karşılarına aldılar.

Gelelim Yahudilik ve Hıristiyanlık hakkında yaptığımız projenin çekimlerine ve hazırlık sürecine. İlginç bir deneyimdi benim için. Geçmişten beri merak ettiğim bazı soruların cevaplarını ilk ağızlardan alacaktık . Gerçi onlarda da bin parçaya bölünmüşlük vardı ama neticede bilginin kaynağına iniyorduk artık.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 5

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız