BEDİÜZZAMAN MI MEHDİ ADNAN OKTAR MI YOKSA…

Mehdilik meselesi Alem-i İslamda yüzyıllardır tartışılan hatta Şiada iman umdeleri arasında yer alan merakaver ve ilgi çekici bir konu.

Ülkemizde ise bu konu daha çok Bediüzzamanın ismi çevresinde tartışılmaktadır çünkü Nur talebelerinin kahir ekseriyeti Bediüzzamanın mehdi olduğuna inanmaktadır.

Bir de Adnan Oktar hocanın Risale-i Nura dayanarak zımni bir şekilde kendisinin mehdi olduğunu söylediği iddiası ki bu iddia ile ilgili videotartışmalar’ı yayınlamıştık.

Beni bu konuda yazmaya sevkeden bu isimle ilgili şöyle artı parantez bir şey söylemek istiyorum ki, 89-90 yıllarında Kitap dergisinde kadrosuz yazar olarak yazarken Adnan Oktar-Edip Yüksel ikilisinin görüşmelerine dair ses kayıtlarının deşifreleri yayınlanmıştı. Adnan Hocanın aşırı derecede vesveseli olup kapı kollarını bantlayacak kadar titiz olduğu, kendisinin mehdiliği için özellikle hüsn-ü mal, hüsn-ü cemal gibi üç şey istediği yani zenginlik, güzellik, yakışıklılık v.s gibi suçlamalar yanında Edip YÜKSEL’in 19 meselesinden yola çıkıp Tevbe suresinin son iki ayetini inkar etmesine kadar bir dizi iddia vardı. O zaman Kitap Dergisinin yayın yönetmeni Ali Bulaç, bu dosyalardan yola çıkıp her ikisini gırgıra alan yazıyı yazan ise İbrahim SADRİ idi. Şu anki tabloya baktığımızda bu isimler o günkü görüşlerini ve yazılarını savunuyorlar mı acaba merak etmiyor değilim?

İnternette yapacağınız gezinti ise hali hazırda Adnan Hoca ile Edip Yüksel’in aralarının hiç iyi olmadığını anlayacaksınız.

Kanaatimiz ise şu; Edip’in mehdiyet meselesini inkarı, Adnan hocanın her türlü meseleyi getirip Mehdiyete oradan da ‘Mehdi benim’ e bağlaması ifrat-tefrit.

Özellikle Bediüzzamanın bu konudaki açıklamalarına dayanarak Adnan Hocanın kendine dair yaptığı çıkarımları ciddiye almalı cevap vermeliyiz fakat bu konuda her cemaat ve kişi farklı yorumlar yapmaktadır, önce onu belirtelim. Adnan hocaya cevap verenler boldur bizim derdimiz de bu değil neticede her iki isim de tartışma konumuz değil çünkü ikisi de ehl-i iman olup bu konudaki inkar ya da ısrarlarından dolayı sapıklıkla itham edilmemeliler kanaatimiz. Ümmet-i Muhammede söylenecek şey bu insanların sadece yanıldıkları.

Öte yandan Mehdi kim sorusunun cevabı, Nur metinlerine mutlak ve değişmez bir nas gibi bakanları çok yorabilir lakin bu tip meselelere takılmayıp külliyatın yardımıyla tevhide ulaşanlar için takılacak bir nokta değil aslında teferruattır, ayrıntıdır.

Bediüzzaman mehdi mi sorusu dahil olmak üzere bu konuda yani mehdiyet,deccal, süfyan gibi konularda üstadın en derli toplu açıklama yaptığı  ama uzun olduğu için buraya alamadığımız Mektubattaki bahsin okunmasını (Mektubat, 29.Mektub, 5.İşaret) herkese tavsiye ederiz.

Benim şahsi fikrime gelince.

İlk yıllarımda sarsılmaz bir imanla üstadın mehdi olduğunu düşünüyordum. Fakat üstadın mehdi olduğunu inkâr edenler ya da kabul edenlerle o kadar çok tartışmada bulundum ve sohbetlerde konuştum ki herkesin biraz da dünyaya bakış açısına göre değerlendirdiğini gördüm.

Cemaatlerden örnek vereceğim ama bunlar sadece iddia yani külliyyen cemaatler böyle düşünüyor demek beni ahirette mesul kılar sizi de yanıltabilir. Bu cemaatlere mensub bireyleri dinleyip yayınlarını izlemeniz en doğru yol olacaktır. Çünkü artık cemaatlerde de ferdi fikirler bir hayli çoğaldı ve ancak cemaati temsil noktasında konuşan kişileri dinlemek gerekiyor.

Örneğin Zehra vakfı ve Med-Zehra üstadın mehdiliğini -Kürd olduğu için- soy sopa dayandırmadan halletmeye giderken Mehdinin ehl-i beytten çıkacağı hadislerine ‘Selman ehl-i beytimdendir’ hadisi çerçevesinde çözüm getirmeye çalıştıklarını gördüm. Fakat dediğim gibi bu cemaatin içinden üstadın neseben de seyyid ve neticede mehdi olduğuna inananlar da var tam tersi inanmayanlarda. Bu konuda “Vefatının 50. Yılında Uluslararası Bediüzzaman Said Nursi Sempozyumu” kitabında yer alan Adil Yılmayan’ın “Bediüzzaman Said Nursi etrafındaki bazı tartışmalı konular” başlıklı bildirisine bakılabilir.

Yeni Asya cemaatinden bazı şahısların da Süleyman DEMİREL’i mehdi olarak gördüklerini duymuştum. “Bazı eşhas” elbette bunu bir daha vurgulayalım. Öte yandan Fetullah Hoca hakkında kendi cemaatinden kimi bağlılarının Hocaefendinin Hz. İsa olduğuna inandıklarına dair söylentiler..(Üstadın Hz.Ali olayında bahsettiği fart-ı muhabbet bu olsa gerek) Örneğin Ankara İlahiyatda öğrenci iken (Mezuniyetim 1997) Fetullah hocanın Küçük Dünyam adlı biyografisi Zaman gazetesinde yayınlanırken orada hocaefendinin çizgi resmine, cemaate mensub saf-dil, samimi bir arkadaş dikkatimi çekerek “yakasındaki şekle bak neye benziyor” demişti. Ve resmin “haça gerilmiş Hz. İsa figürünü andırdığı” söylenince ben de “hoppala” demiştim.

Tüm bunları şunun için söylüyorum; Bu Hz. Mehdi ve Hz.İsa meselesi o kadar can sıkıcı bir hal almıştı ki insanın artık yeter be diyesi geliyordu.

Üstadın mehdiliğini ispat yolunda bence en güçlü delil Deccalin varlığıydı. Çünkü Deccal ve Mehdi eş zamanlı çıkacaklardır. Hz. İsa da öyle ve bu konuda üstadın yukarda müracaat edilmesini istediğimiz mektubunda olduğu gibi şahıslardan çok şahsı manevi olayına dikkat çekmesi eğer Hz. İsa (a.s) indirilecekse bedenen elbette gelebilir demesi gibi tespitlerden sonra yazının başlığına dönecek olursak Adnan Hocanın mehdi olamayacağını gösteren argümanın da deccal meselesi olduğu görülecektir. Çünkü Bediüzzamanın Deccali tarif ettiği şahsı Adnan hoca ve ekibi Rönesans adlı dergilerinde kapak yaparak muhabbetlerini belirtmişlerdi yani bu konuda Adnan hoca nur talebelerinden en ufak muhabbet ve destek beklemesin derim.

NETİCEDE yıllar sonra şu geldiğim nokta itibariyle üstadın mehdi olup olmaması beni pek ilgilendirmiyor çünkü aslolan Kuran ve Sünnet çerçevesinde düşünmek. Yani Bediüzzamanın mehdi olduğuna inanmak bir güven ve sadakat verebilir izleyenlerine ama kişiyi günahtan kurtarmaz. Bir meselede Müslümanca bir tavır gösterme, şirke düşmeden imanda ilerleme, harama el uzatmadan yaşamayı sağlayan kişinin kalbinde yerleşecek olan iman düşüncesidir.

Benim üstaddan ve risale-i nurdan aldığım ders budur.

Fakat üstadın da dikkat çektiği gibi kitlelerin psikolojisine olumlu katkıda bulunabilecek hatta İran İslam devrimininde ana motorlarından olan bu düşünceye saygı duyduğumu belirtir fakat müslümanların gündeminde yer alacak ilk maddelerin başka konular olduğunu da belirtmek isterim. Bu sitede mütemadiyen bahsettiğimiz başka konular.

Not: Bu konuda Hasan Feyizli abinin Risale-i Nur Külliyatından Tılsımlar mecmuasında (Tenvir Neş. baskısında) yer alan üstadın mehdiliğini ispatladığı ‘Maidetül Kuran’ risalesi olmak üzere Mehdilik düşüncesi ve hadislerinin uydurma olduğuna dair bir çok kitap ve makaleye dayalı çok uzun ve geniş bir okuma tecrübem var. Bu yüzden o şunu dedi bu şunu söyledi ile vakit kaybetmek istemem. Özellikle Risale-i Nur talebeleri bu konuda bağnazlık göstermemeleri gerekir.Yani bugün üstad yaşasaydı ona gidip senin mehdi olduğuna inanmayanlar var ve biz bunları ikna etmek istiyoruz deseydik Allahu alem bissavab ‘Başka işiniz mi yok’ derdi herhalde.Çünkü onun büyüklüğünü ispat eden eserleri ve yaşamı ortadayken başka sıfatlarla kudsiyet affetmeye ona karizma kazandırmaya gerek olmadığını düşünüyorum çünkü Allah kimseyi mehdiyi bilmemek ya da tanımamaktan dolayı sorumlu tutmayacaktır.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

BEDİÜZZAMAN MI MEHDİ ADNAN OKTAR MI YOKSA…” için 2 yorum

  • 13/11/2011 tarihinde, saat 01:20
    Permalink

    bilmek aslında mukayese etmek demektir. mukayese etmek ise çok şeyi bilmek demektir. sınırlı bilgilerini nassa dönüştürenlere fanatik denir

    Yanıtla
  • 28/05/2012 tarihinde, saat 16:39
    Permalink

    Bende üniversite okurken 3-4 yıl nur cematinin içinde kaldım ama asla üstadın mehdi olduğunu anlamadım.Ayrıca bana bunu dikte eden de olmadı.Çünkü okuduğunuz hiç bir yerde mehdi olduğunu belirten bir bilgi verilmiyor.Eğer mehdi kabul edilse yapacağı görevleri saymış ve yapılamadığı aşikar.Yine mka. deccal değil süfyandır diyor.Eee o zaman savaştığı ve dünyayı kana-zulme bulayan deccal kim nerde ? Dolayısıyla üstadın hiçbir yazısından mehdi olduğu çıkarılamaz.Adnan oktara gelince o yanından bile geçmez.Kendini kandırmayla ve milleti kendine yönelteceğini düşünerek vakit kaybeden bir kişidir.Kime ve neye hizmet ettiği bilinmeyen,anlaşılamayan garip davranışlar ve sözler sarfetmektedir.ALLAH sonunu hayr etsin, ama bu gidişle pek hayrlı olmayacak gibi…Edip yükseli eskiden bu 19 mucizesi abartısıyla duymuştum.Baya da ilgimi çekmişti.Ama sonunda gördüm ki sapmış.Peygamberliğini ilan etmek veya mehdi olduğunu söylemek çok büyük bir sapkınlıktır.Adama önce bakarlar neyin var diye ?Büyük laf edenin o lafı taşıyacak büyük halleri ve davranışları varmı diye bir bakmak lazım.Millet gözünü açtı herkesin kafası çalışmaya başladı.Kimse öyle her lokmayı yutmuyor.Sonuna kadar okuyup,tefekkür edip araştırıyor.Hele benim anlayışımdaki bir insanı mutmain edebilmek için ancak peygamber olmak lazım,acizane…Gerçekleri öğrendikçe oynanan oyunları ve sahtekarlıkları görüp vay anasını demekten artık alışkanlık kesbettik…Öyle üç kuruşa makam mevki,haşa ilahlık alma var mı ?Ancak enayiler yer bunları…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 0

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız