AVRUPA’DA YÜKSELEN İSLAMOFOBİ VE KÜÇÜK BİR ANI…

11 Eylül saldırıları, Danimarka’da Jyllands Posten isimli gazetede yayınlanan ve İslam Peygamberini bir terörist olarak gösteren karikatürler, Hollandalı ırkçı parti lideri Geehrt Wilders’in yabancılara, özellikle müslümanlara karşı sergilediği tavırlar, Fransa Cumhurbaşkani Sarkozy’nin Türkiye karşıtı politikaları, Başbakan Merkel’in Uyum Zirvesi’nde(!), Potsdam şehrinde katɪlmɪş olduğu bir programda ʺÇokkültürlülük(Multikulti) bitmiştir” açɪklamasɪ,Thilo Sarrazin’in Müslümanlara ve Türklere hakaret eden aynɪ zamanda kendisine milyonlar kazandıran kitabı, Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Horst Seehofer’in Türklerin ve Müslümanların göçünün sınırlandırılması yönündeki açıklamaları Avrupa Toplumu‘nda telafisi mümkün olmayacak önyargıların oluşmasına veya mevcut olan önyargɪlarɪn kuvvetlenmesine sebep olmaktadɪr.

Ve bu yüzden, bir insanın kalbini kırmakla yeryüzünün en kutsal mekanını yıkmak arasında bir fark görmeyen, karıncayı dahi incitmeyi şiddetle yasaklayan bir din’in ve Hz. Mevlana’yla hoşgörünün zirvesini yakalamış bir medeniyetin mensupları olarak Avrupa’da maalesef hakkettiĝimiz saygıyı görmemekle birlikte, utanɪlacak ve devamlɪ kendini savunan insanlar durumuna düşürülmekteyiz.

Geçenlerde Avrupa insanında oluşan önyargının ne boyutlara ulaştıĝını göstermesi adına ibretlik bir hadise yaşadɪm.

Arkadaşlarla anlaşıp ailelerle, çoluk çocuk yılbaşı tatilimizin 5 gününü Almanya’nın Güneyi’nde Schwarzwald Bölgesi’nde geçirmeye karar vermiştik. Schwarzwald´in o muazzam manzarasɪ, temiz havasɪ, bir birinden leziz yiyecekleri ve en önemlisi şehrin o yorucu atmosferinden uzaklaşmak hepimizi çok rahatlatmɪştɪ. Taki tatilimizin sonuncu gününde kaldɪğɪmɪz otelin sahibi ihtiyar bayanɪn sinirli bir şekilde yanıma gelip, benden titrek ve sert bir ses tonuyla kendisiyle dışarı gelmemi söyleyene kadar.

Otele varɪşɪmɪzɪn ilk günü bizi gülücüklerle karşɪlayan o yaşlı kadɪn beni öfkeli bir şekilde otelin karşısında bulunan evin bahçesinin önüne götürdü. El işaretiyle evin camına atılan yumurtaları gösterdi. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Çocuklardan bir kaçɪ son günün sabahı karşıdaki evin penceresine yumurta atmışlardı. Yumurtaları gördüĝümde ilk aklıma gelen 11 Eylül saldırıları oldu.

11 Eylül’de ikiz kulelere giren uçaklarla evin camına isabet eden yumurtalar arasında Türklerin ve Müslümanların imajını kötüleme adına benim için zerre kadar fark yoktu. Bir an durakladım ve “Yapılabilecek en iyi iş ne olabilir?“ diye düşünmeye başladım.

İhtiyar bayana “Yapılan hatayı telafi edebileceĝimizi, sigorta vasıtasıyla bütün masrafları karşılayabileceĝimizi“ söyledim. Ama ilk etapta sakinleştirmek mümkün olmadı. Müslümanlar ve Türkler hakkında kalıplaşmış önyargıları vardı.

“Bundan sonra ne müslümanları ne de Türkleri burda görmek istemediĝini ve kesinlikle otelini bir daha onlara kiraya vermeyeceĝini“ söyledi.

Aradan iki saat geçmemişti ki bürosuna ödeme yapmak için girdim. Az da olsa sakinleşmiş görünüyordu. Fırsat bu fırsat deyip “Almanya’da yaşayan, çevresinde örnek yaşantısıyla takdir edilen Müslümanlardan ve Türklerden bahsetmeye başladım. Bu yapılan olayın benim nazarımda 11 Eylül’den hiçbir farkının olmadıĝını, bu kadar fazla kişi arasında bir iki kişinin yapmış olduĝu hatanın herkese maledilemeyeceĝini” söyledim. İhtiyar bayan “Aslında buraya gelen Hristiyanlar ve Budistler arasında da dengesiz hareket eden çocuklar olduĝunu, onların yapmış olduĝu bir yanlışın elbette bütün topluma yüklenemeyeceĝini.” söyledi.

İyice sakinleşip bana hak verdiĝine kanaat getirdiĝimde bizlerden birşey isteyip istemediĝini sordum. Kahvaltıda ikram etmiş olduĝumuz beyaz Türk Peyniri çok hoşuna gitmiş. İsteĝini yerine getirdiĝimde aradaki buzların tamamen eridiĝini farkettim.

O bende torun sıcaklıĝı hissetmeye başladı, ben de onda babaanne şefkati buldum. Ama ayrılık vakti gelmişti. “Bir daha buralara gelir misin?” diye sordu. “Belki, neden olmasın.” dedim. Otelin ön kapısında uzun uzun birbirimize baktık. Ve çok samimi bir şekilde arkamdan el salladı.

Bu ihtiyar bayanın önyargısını olaĝanüstü gayretlerimiz neticesinde ve bir kilo beyaz peynir’in de desteĝiyle kırabildik.

Hani Bediüzzaman Hazretlerinin güzel bir misali vardır. “İstanbul’da bir esnafın cinayetiyle Bağdat’ta bir dükkâncıyı esnaflık münasebetiyle mahkûm etmek nev’inden.” der. Batının da müslümanlara tavrı bu maalesef.

Norveç katliamından sonra herkes sakallı, esmer bir müslüman beklerken sarışın, mavi gözlü bir Avrupalı‘yla karşılaşınca Batɪlɪ Ajanslar sɪkɪntɪya girdiler. Halbuki durum hiçte şaşırtıcı değildi. Şaşırtıcı değildi zira Avrupa Kıta‘sı en büyük katliamları kendi içerisinde birbirlerine karşɪ yapmışlardı. Yoksa dış güçler v.s değil.

Endülüs ve Yahudi katliamı(1492), Otuz Yıl Savaşları (1618-48) ve 2.Dünya Savaşı (1939-45) gibi olaylar bu katliamlara verilebilecek en güzel örneklerdir.

Hali hazırdaki siyasilere gelince. Onlara ne yapmalı?

Ekonomik sorunları arttıkça suçu göçmenlerde ve müslümanlarda bulan Avrupalı kimi siyasiler sorumsuz/sevimsiz açıklamalarını terketmedikçe Samuel Huntington`un ʺMedeniyetler Çatışmasıʺ tezi hiçbir zaman geçerliliğini yitirmeyecektir.

Avrupalı politikacıların siyasi çıkarlarını ve koltuklarını koruma uğruna yaptıkları sorumsuz açıklamalarɪndan dolayɪ teoride olan bu düşünce maalesef yavaş yavaş sokaklara inmektedir.

Emrullah Köker

Kırıkkale doğumlu. Almanya'da Freiburg üniversitesinde Tarih Sosyoloji mezunu. Emrullah KÖKER TEKDER İstanbul Şube, EBSDER gibi sivil toplum kuruluşlarında görev almaktadır.

AVRUPA’DA YÜKSELEN İSLAMOFOBİ VE KÜÇÜK BİR ANI…” için bir yorum

  • 05/10/2011 tarihinde, saat 23:31
    Permalink

    aslın da söylenicek çok şey var ama ben bir bayanım ve edepliyim…susmak da bir cevapmış…susma hakkımı kullanıyorum mecburen.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız