ASRIN EVLİYASI 7

E Leyla’dan ulaşmıştı Tanrı’ya, Mecnun. Aşktan ulaşmıştı.

Öyle değil mi?..

Pencerenin kenarına doğru gitti ve camdan dışarı doğru bakmaya başladı. Zihnini boşaltmak istediğinde yapardı bunu. Ya da hüzünlendiğinde.. Akşam oluyordu, gün batıyordu. İkindiyi kılmadığını hatırladı ve canı sıkıldı iyiden iyiye. Ne işi vardı burada ya, şu kızın. Yeni bir eczaneydi ve o da oranın sahibi.. Çocukluktan tanışıyorlardı. Ve bir an gözgöze gelmişler.. Onu tanımış mıydı acaba?.. Daha doğrusu “o muydu ki??…”

Ya da bu bir rüya mıydı?..

Sabahtan beri aklında o vardı. Okulda, derste, Rıfat’ın yerinde.. Ama bir yandan da sanki hiç evden çıkmamış gibi.. Sanki her şey beyninin bir oyunuydu. Tıpkı şu evliyalık gibi.. Tövbe.. Şimdi çarpılacaktı bak.. Çarpılmıştı ya zaten; geçsindi….

Ve dahası bekar mıydı.. Kadınlar için bu kelime mi kullanlıyordu be bu arada.. Bekar… Bekar bile olsa ona bakar mı?… Dine bakışı nasıldı, acaba. Kesin alerjikti. Ama niye öyle diyordu ki. Paranın ve imanın kimde olduğu bilinmezdi. Kendine gel be, kendine. Bir güzel gördün diye dünyanı mı değiştireceksin be adam. Aşkmış, hah hah ha ha’ydı. Hiç gülesi yoktu. Kendine gel be, deli, veli.

-Sus…

Bir de evliyaymış.. Öyle öğrenci gibi susturamazdı evet, kendini.. Kıza çarpılıyordu hemen.. Yeter!.. Evde duramadı dışarı attı kendini artık.  Dalga dalga geliyordu sorular; boğulup gidecekti. Uzun zamandır binmemişti Düldül’e. Şöyle bir baktı.. Anahtarı almamıştı yanına, eve dönmeyi gözü kesmedi ve bir anlık bir tereddütten sonra gazladı gitti.

Çarşıda öylesine dolaştı. Camiye gidecek oldu, akşam namazına. Ama ayakları onu Rıfat’ın Yeri’ne götürdü. Belki Hamid’i görürdü, birisiyle konuşması lazımdı şu an. Tabii kızı değil.. Düldül’ü de değil, sadece konuşması.. At, avrat.. ve silah dedi kendi kendisine.. Şimdi de silahla ilgili mi bir şey yaşayacaktı yani.. Tövbe tövbe..

Hamid de yoktu yine. Dün de yoktu, öğlen de yoktu. Şimdi de olmayacağını az çok kestirmişti ama ne oluyordu yani buna da; nereye kaybolmuştu, yerin dibine mi girmişti. Hani film çekeceklerdi adam sanki terk-i diyar eylemişti. Telefon edip soracak hali de yoktu ama; bu film işi karakedi olmuştu sanki aralarında.

-Hayırdır, evlat, nen var

Şöyle bir dönüp baktı, çay bahçesinin sahibi Seyfi Amca’ya. Acaba ne deseydi. “Bir kız gördüm ve aşık oldum” mu?.. Birden… Öylesine.. Böyle şeyler ancak filmlerde olurdu. Ama bir şey de demeliydi yani. Böyle aynı gün ikinci defadır böyle tek başına gelip oturunca huylanmıştı tabii adam.

-Bir şey yok be abi.

-Öyle şey yapma, bir meselen varsa bilelim

-Yok be abi, ne meselem olacak. Can sıkıntısı işte

-Haaa

‘O zaten herkeste var’ gibilerden bir ‘haaa’ydı bu, evet.

-Bir çay iç, benden..

Yoksa çocukluktan tanıdığı o kız olup olmadığını mı öğrenseydi. Seyfi amca bunu bilebilirdi.

-Olur be abi

-Reşat, bir çay ver buraya benden..

-Tamam abi

-Sağol abi.Haa..

Ama şimdi sorunca da huylanırdı be….

– Hamid’i gördün mü?

-Buralardaydı. Sabah bir uğradı ama

-Sağol.

Ve on dakika kadar sonra da kalktı gitti oradan. Ne oturacaktı ya öyle damsız kereste gibi. Her yerde, her an, aklında fikrinde Nazan vardı. Bir türlü çıkarıp da atamıyordu zihninden. Sanki üç aydır, beş yıldır aşıktı. Gerçi; o mu bilmiyordu henüz ama..

Yoksa o mu sazandı..

Düşünceli bir şekilde eve doğru yollandı.

 

……..

Evmiş….. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu artık, evet.. Acilen..

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız