ASRIN EVLİYASI 6

Çoğu kişi evliya olabilirdi ve çoğu kişi de satanist. Ama kimse de bunu düşünmez..

Halbuki başka bir seçenek, var mıydı ki aslında.

-Doğru ya..

Hayır ya… seçilmiş insanlar da vardı yani. Seçilmiş insan vardı, basit insan vardı. O kadar da basit değildi.

-Herkes seçilmiştir.

Ya, yoksa o basit bir evliya mıydı? Hani dereceleri filan vardır belki bu işin. Memuriyetteki gibi filan.. Bir saniye ya.. acaba basit evliya demek günah olur muydu? E peki ne diyeceğim ki’ dedi. Ben basit derken basiti kastetmiyorum ki.. Allah, Allah. Bu işler gerçekten çok zordu. Ve iyisi mi yani.. hiç düşünmemekti ama ne yapsındı işte kafa düşünüyordu. İnternetten mi baksaydı acaba.. İnternette mi bulacaktı evliya olup olmadığını, heh. E ne olmuştu. İnternete mi güvenecekti ya, zama zingo bir şey değildi bu.. Ama böyle düşüne düşüne de olmuyordu işte. Bir şey yapmak gerekiyordu.

“Acele şeytandandır.”

Ve bu söz geldi birden aklına. Peygamberin sözüydü herhalde, tam hatırlamıyordu. Ve oturdu kaldı, koltuğa..

Biraz samimiyetti, evet. Azıcık sükunet.. Birden hatırladı, annesi derdi evet böyle. Acele şeytandandır. En çok o derdi. Ve bir hüzün kapladı içini. O hep beklediği mürüvvetini de görememişti, kadıncağız.

‘Düşünme’ dedi ‘basit bir mümin olarak yaşa’ Ama birden yine o ses girdi devreye parazit gibi; ‘Yoksa sen.. asıl bu işi, gündeminden çıkarmaya mı çalışıyorsun, böyle böyle’ ‘Yoksa şu beş vakit namaz mı ağırına gelmeye başladı.’ Ve birden, evet,doğru ya….  dedi, sürpriz bir şekilde. Birdenbire.. Nasıl da hiç aklına gelmemişti bu ya. Bu olabilirdi, evet. Ciddi ciddi bu olabilir.. Belki çok iyi bir davranış falan değildi ama çok değişikti. Ve işte de bu yüzden..

Şu kerametin sebebini sonunda bulmuştu galiba. Öbür şu, kötü kadına gitmeme hikayesine benziyordu biraz, lakin burada ‘bir şeyi yapmamak’ değil, ‘bir şeyi yapma’ mevzubahisti ve pozitif olduğu için de..

Ters yönde gidiyordu.

Sarhoştu ve ters yönde gidiyordu.

Yıllar önceydi, şu öğretmenliğe ilk başladığı günler.. Bir arkadaşının düğünü vardı ve düğünde de daha önce pek –hiç değilse bile pek, evet- içmediği halde, ısrarlara dayanamamış ve biraz da öğretmenliğe başlamamış olmanın şerefine içtikçe içmişti. İçmişler.. Ve eve dönerken de -halbuki avucunun içi gibi bilirdi orayı, sarhoş değil isterse deli olsun- Allah’ın işi, ters yöne girmiş.. Ha, bu arada, köylük bir yerdi burası, annesinin köyüydü ve acaip de bir yağmur vardı o gece. Ve yağmurdan mıdır, sarhoşluktan mıdır nedir, ters yöne girmeyi bırak, ev yolunun belki on katı mesafeyi falan gitmişti, anlayana kadar. Bir şey olacaktı ki demek ki.. O sarhoş kafasıyla bile bunu sezmişti o an, hatırlıyordu. Ve korkudan olacak, birden bilinci açılmış.. En iyi ihtimal zatürre olacaktı. Kötüsü ise zaten ayı saldırısı falan.. Sen misin içen. Artık bir an önce eve dönebilmek için içinden dualar ediyor ve delicesine koşturuyordu. Şimşekler çakıyordu, gök gürüldüyor.. Ve derken o gecenin kör karanlığında ayağı bir şeye takılmış olacak birden yuvarlanmıştı ve kütük gibi yere yapışmış, çamurların içine. Ve de işte o an.. Yerde, perişan ve artık aklı iyice başına gelmiş, tam doğruluyordu ki bir şey dikkatini çekmiş.. Yağmurun sürüklediği bir kağıt parçası..

Sanki de üzerinde Kur’an yazısı vardı.

‘İşte, bu’ demişti içinden “kurtuluş belgen”. Ama yağmur da iyice şiddetini arttırmıştı, o bunu derken. Şimdi hatırladıkça mı böyle süslüyordu, orası karışıktı ama.. şurası kesindi ki o kağıdı almıştı. Ve koynuna soktuğu gibi de doğru yola koyulmuş.. Koşmuştu da koşmuş.. ve daha eve gelmeden kesilmişti yağmur, her ne hikmetse.

Hemen göğsünden çıkarıp bakmıştı kağıda, büyük bir merak içerisinde.. Alırken tam bakamamıştı çünkü. Ve acaip şaşırmış.. Çünkü, Türkçe, el yazısıyla yazılmış bir notla karşılaşacaktı. Karanlıkta bunu Kur’an yazısı zannetmişti demek. Ya da bu kağıt mıydı acaba gerçekten, o gördüğü. Şimdi soru işaretiydi işte bak. Belki de başka bir şeyi almıştı, ne bileyim. Çünkü düşerken gördüğü o değildi sanki.. Ve hayal kırıklığıydı, evet, o an için. Belki bu yüzden olacak, bunu daha sonra pek de aklına getirmemişti.. Ne yazıyordu o kâğıtta hakikatten. Hatırlamıyordu, sıradan şeylerdi. Zaten hemen yırtıp atmıştı. İçine işlediği için soğuk, sonraki birkaç gün fena öksürmüştü.

Durdu ve düşündü, evin önündeydi şu an. Yağmur yağıyordu. Peki, eğer bundan dolayı idiyse.. niye bunca zaman sonra gelmişti ki keramet? Evet, niye bunca zaman sonra. E şimdi hazırdı belki de.. Hatta şu an! Pişmişti, evet, bu süreçte. Ömründe belki hiç düşünmediği şeyleri düşünmüş.. Güç bende artık, diyesi geldi bir an.

Hem “o yazıdan da bir şey çıkmamıştı” Neydi bu şimdi, bıraksındı şu havaları.. Hakikatten ne yazıyordu, o kağıtta, belki şimdi bir şey çıkardı. Hatırlamaya çalıştı ama nafile, bir adresti sanki… Ve utanmadan bunda keramet arıyordu.. Daha doğru düzgün, hatırlayamadığı bir şeyde..Tövbe, estafirullah çekeceğine.. Ama hayır ya, o olmalıydı. Diğerleri çok basit kaçıyordu bunun yanında. Büyülü bir şey vardı bunda, bu olmalı.. Hem zamanında, sanki bugüne saklar gibi, pek hatırlamak istememesi onu.. Hep sinyaldi bunlar.. Bu kadar geç hatırlaması.. Ve ‘ne kadar materyalistim ya’ dedi içinden, dayanamayarak.. Allah’ın ihsanına kavuşmak için, illa ona bir iyilik mi etmek lazım. O herkesin içini, dışını bilmiyor mu, her şeyi ve her şeyi bilmiyor mu? Elbette biliyor. O halde. Doğru.. Bir an rahatlamıştı işte şimdi. Doğruydu, aynen öyle. İlle bir sebep niye arıyordu ki.. Şöyle derin bir nefes aldı burnundan ve sonra da hapşurdu, içi dışına çıkarcasına.

-Ne arıyorum ben burada ya, bu yağmurun altında

Tamam, düşünmüştü, düşünmüştü de.. Eve mi giriyordu yani, evden mi çıkıyor.. Ne oluyordu. Bir an tereddüt içerisinde durdu ve yağmura baktı ve Düldül’e.. Ve fazla abartmadan içeri girdi. Düldül, evet ve Red Kit’in atı değil ama.. Severdi, çok severdi de Red Kit’i, özellikle de çocukluğunda.. Bu isim, yani Düldül, yeni okumuştu bir yerde; Hz.Ali’ nin atının adıymıştı. Ve o da hiç düşünmeden bu ismi vermişti arabasına. Hiç soru sormadan, falan filan.. Düldül.. Şu yağmur en çok ona yaramıştı. E uzun süredir yıkanmamıştı. Çay!.. dedi ve birden mutfağa doğru koştu. Aygazı söndürdü, daha doğrusu gazı… durdurdu. Havaya uçacaktı be az kalsın.. Tüh…

ASRIN EVLİYASI 7

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız