ASRIN EVLİYASI 5

Okulda sabah yaptığım ilk iş Zahide hanıma bakmak oldu. Nöbetçiymiş. Nöbet yerine doğru gittim. Oradaydı. Birkaç çocuk koşarak yanından geçti. Bana bakınca hemen kendimi toparladım ve yalandan bir yarım dönüşle çocuklara ‘Hadi hadi’ diye seslendim. “Derse gidin.”. Daha zil çalmamıştı ama.. Ve sonra ben de sınıfın yolunu tuttum dönüşümü tamamlayıp.

Ters köşe olmuştuk sabah sabah.. O ilk bakış ve söze giremeyişim.. Bir de üstelik onun bana şüpheli bakışı soracağımı sormaktan beni hemen vazgeçirmişti. Evlilik teklifi değil ya, şu bizim evliklik pardon evliyalık meselesi.. Tövbe tövbe, hay Allahım aklıma mukayyit ol..

HAFTA SONU nu bol bol dini kitap okumakla geçirdim. Fakat sadece okumakla olmuyordu bunu anlamıştım. Bilmek gerekiyor, okumak için bile.. En iyisi imama gidip amaan boş ver aslında beni cemaatlerine davet eden birkaç esnaf vardı onlara giderim. Arabayla mı? Hayır efendim, bugün okudum; keramet izhar edilmezmiş, yani gösterilmezmiş. Hatta kerameti izharı evliyalar kadının hayız bezini göstermesi gibi bir şey sayarlarmış. İlginç.. Ekzantirik, ekzantirikal ve dahi fundamental. Noluyor yahu evliyanın ağzında böyle ecnebi kelimeleri olur mu hiç. Estağfurullah.. Ama kitaplarda var. Dini kitaplarda üstelik.. Gerçi şu araba da gavur icadı değil mi diyeceğim, ama o ihtiyaç. Neyse dediğim gibi okumak için de bilmek gerekiyor. Yoksa kafa karışıyor acaip..

CAMİDE cemaatle beraber selam verirken.. aslında herkes birbirine selam veriyor ama alan yok diye geçti içimden.. Tövbe tövbe.. Bu evliya falan derken içimize cin girmiş onu çıkartmak lazım önce.. Kapıdan çıkarken Hacı Faik beyle göz göze geldik, gülümseyerek selamlaştık. Torununu ben okutmuştum anlaşılan beni camide görmekten memnun olmuştu. Uzun beyaz sakallı, kasket tipinde yeşil bir takkesi olan, hafif şalvar görünümlü pantolonuyla şu cami cemaatlerinin klasik görüntüsünü yansıtan birisi diyeyim. Yüzüne bakıldığı zaman insana huzur ve güven veren birisiydi. Çıkarken bana baktığını gördüm göz ucuyla ve biraz işkillendim. Acaba niye?.. Beni ehl-i kalp birisi mi zannetti… Yoksa.başka bir şey mi.. Kafasında bir şey vardı sanki. Aynı benim gibi.. Söyleyemediği.. Zamanla anlarım. Şimdi kafama takılanları, özellikle de şu arabanın benzininin bitmemesi durumunu tabii sorma zamanı geldi. Tabii başka birisi falan deyip. Allah affetsin..

İmamın odasına selamla girdim.

-Selamüaleyküm.

İmam Araplar gibi boğazdan konuşarak selamıma mukabele etti

-ve aaleyke ve aleykümüsselam ve rahhmetullahi ve berakatuh.

Ne diyeceğimi şaşırmış ‘acaba benimde mi bir şey söylemem gerekiyor bunun üstüne’ derken öylesine bir içgüdüyle hemen iki elimi yüzüme götürüp sıvazlamıştım.

-Puyur

-Hocam vaktiniz varmıydı?

Saatine baktı,

-Kısaysa koniş.Yarım saat sonra trabzanın maçı var ha ona cöre .

İçimden ‘Allah,Allah’ dedim .

-Bereket konusunda bir şeyler sürecektim şeyy pardon hocam soracaktım.

-Ne bereketu da?

-Hani bir şeyin hiç bitmemesi, devamlı çoğalması

-Memlekette pereket mu kaldi,herkes cenabet olmiş birbirinin karisini kızini

Odanın içinde bomba gibi bir estağfirullah patladı. Kulaklarım çin çin pardon çan çun ötmeye başladı. Müezzin efendiymiş.. Birden arkamda bitmişti. Bu da mı evliyaydı neydi, nasıl böyle ışınlanır gibi bitmişti. Dikkat etmemişim demek ki.. Ve adamda öyle bir ses vardı ki mikrofonsuz okuduğu ezan civar köylerden duyuluyormuş derlerdi de inanmazdım.. Ama kardeşim böyle de eziyet olmaz ki insana, o ne ses öyle be?Üff kulağım.

-Hocam yine o mübarek ağızcağızınızı bozmayınız isterseniz.

-Ha pu da penum meleğum?

-Kızma hoca, senin gibi adamın benim gibi meleği olur.

-Ha öğretmen bey pak ne ter. Pu pizum dağ müftisi

Müezzine dönerek sordum,

-Bereket diyordum nedir nasıl bir şeydir,hiç azalmıyan bereket neye alamettir ?

-Çok şeye alamettir öğretmen bey. Rızkı helal olan adamın bereketi eksik olmaz. Peygamberimizin zamanında da şimdiki evliyaullahta da olduğuna dair haber çok.

-Eminmusun da?

-Tabi hoca. Hatta peygamberimiz birisine bir çuval vermiş adam hep yemiş bitmiyomuş bir gün ölçünce bitmiş

-Nasıl? dedim birden,Ölçünce mi bitmiş ?

-Tabi ölçmeyeceksin.Mesela benim rahmetli ebem tencere kapağını açtırıp baktırmazdı bereketi kaçar diye

-Peh hurafedur hikayedur punlarun hepsu

-Kim demiş?

-Senin cahil hocalarin.

-Senin hocaların kim dağdan odun toplayan adamlar. Onlardan mı öğrencem?

-Pana baah.Pak hatti aşaysun, aşma.Senin amirun far karşunda

-Sen bi şey bilmiyosan ben napim.Öğrenmişsin kuran, okumayı başka şey bilmezsin.Türkçe bile bilmezsiniz siz?

-Ne? Ne? ne ciyursun sen ?

-Sen değilmisin koskoca polis ekibine benim arabanın kazasında olay yerini verirken Tuzla dersanesi dicene o laz şivenle Tuzla tersanesi diye söyleyip polisleri taa Tuzladaki tersaneye yolliyan

-Ha o onlarin ahmaklu.Onlar ta senin cibu kıt anlayısli

İmamla müezzin öyle bir kapışmaya başladı ki adeta iki ateş arasında kalmıştım.İzin alıp çıktım. Konuşmaları dışarıdan da gayet net duyuluyordu. Hiç olacak şey miydi şimdi bu. Gökteki aya baktım. Sanki o da benim gibi düşünüyordu.. sükunet içerisinde..

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız