ASRIN EVLİYASI 2

Yavaş yavaş aklına gelmeye başladı. Evet evlenmeyi düşündüğü, içlerinden bir iki tanesiydi sadece. Ciddi, ciddi.. Onlarsa belki fazla mükemmeldi, ondan şüphelenmişti. Garip bir dünya. Bırakalım şimdi bunu da asıl meseleye gelelim değil mi? Araba…

Ehliyetten sonra ilk arabayı şöyle ucuzundan temizce 90 model bir Şahin -tabi ki 1600 motor- tercih ettikten sonra yollara revan oldum. “Kaç beygir gücünde ?” dedim, doğru mu yalan mı bilmiyorum “30” dedi birisi ben de “15 yıllık araba… bunun rahat 15 beygiri ölmüştür bunca seneden sonra” diyerek işkillensem de ucuz fiyat beni çoktan ikna etmişti aslında. Atladım arabaya. Bu işlerden anlayan birkaç öğretmen arkadaşla arabanın ilk muayenesini yaptık, yağ ve benzin ikmalini de tamamladıktan sonra evin önüne çektik. Okul çıkışını iple çekiyor soluğu bekarhanede aldıktan sonra alelacele bir şeyler atıştırıp arabacağızımla artık her gün birkaç saatlik geziye çıkıyordum. Arkadaşların da tenbihleriyle motora zarar verecek hiç bir şeye meydan vermemek için arabayı pür dikkat sürüyordum tabii. Sanki gözümde 10 numara, bardak dibi gözlük varmış gibi..

İşte bu minval üzere araba gezilerim başlamış devam ediyordu.Artık birkaç hafta geçince arabayı daha itina ile sürüyor her biniş ve inişte egzoz dumanına bakıyordum çünkü arkadaşlar benzin bitince motor yağ yakar masrafı da seni yakar demişlerdi.Fakat sür sür benzin bitmiyor.İşte bir ayın yarısı bu halde devam etti. Okula gittiğimde araba işinden anlayan öğretmen arkadaşlara ‘Günde şu kadar gezen bir Şahinin benzini, acaba ne kadar gider’ diye sanki bir matematik problemi çözmek istiyormuşçasına çaktırmadan soruyor aldığım her cevaptan sonra da ‘Vay be ne benzin yakıyor,bu araba öldürecek beni’ diye de geçiştiriyordum. Özellikle ilk cevaplar beni hem şaşırtmış hem de korkutmuştu.İşi bilenlere bakılırsa benim arabanın benzinli oluşu sakattı hemen gaz taktırmalıymışım daha ucuza malolurmuş filan. Az buçuk bu işten anlayan insanlara göre de benzin çoktan bitmiş olmalıydı ama ben hiçbir şey yokmuş, benzinimi gayet düzenli alıyormuşçasına davranarak hiç renk vermedim. Aman Allahım dedim bu benim düldül yoksa gizli ellerde bir dahinin yapıp piyasaya saldığı veya mecburiyetten sattığı süper ultra sonik bir araba mıydı?. Memlekette herkes yetenek düşmanı malum zakkumdan kansere çare bulan doktoru da linç etmişlerdi de adamcağız ilacı yabancılara satmıştı işte bunun gibi bir çok örnekten birisiyle mi karşı karşıyaydım? Yoksa ,yoksa, acaba,aman Allahım , aman ya rabbi!

ÜÇ AY SONRA (yani arabayı aldıktan..)

Tam üç ay oldu. Bu olayın şokunu atlatmam kolay olmadı .Özellikle farkına varmam, bana müthiş bir zevk veriyordu.Her yerde bunu düşünüyor, anlatacak,anlattığım zamanda bana inanabilecek birisini arıyordum.. Bu şans belki de bu gün, bu çay bahçesinde doğabilirdi..Her zaman gelip birkaç saat soluklanıp çene yaptığımız bu çay bahçesinde ‘Rıfat’ın Yerinde’.Aslında ihtiyar bir adamın sahib olduğu ama güneydoğuda bir çatışmada PKK tarafından şehid edilen oğlunun ismini verdiği bu çay bahçesinde.Ne zaman açılabilirim acaba diye düşünürken sanki başka bir şey düşünüyormuş gibi Hamid’e baktım.Hamid uzun boylu,dökülmeye yüz tutmuş saçları,geniş alnı ve atletik vücuduyla ilk bakışta insana güven veren birisiydi.O da benim gibi öğretmendi.Herhalde 7- yada 8 senelikti. Sanata, sinemaya ilgi duyuyordu. Halbuki konuşmasına bakarsanız kaba saba, orta Anadolu şivesinin tüm özelliklerinin abartılı bir şekilde gösteren bana göre gariban ama dış görünüşe bakılırsa sanat konularında hırslı birisiydi. Anne ve babasıyla beraber şehirde kalıyordu. İnce uzun siyah parkesini yaz –kış sırtından eksik etmez. Yazın parkenin kollarını çıkartınca parke pazarcı yeleğine dönüşür o da bu haliyle daha çok fotoğrafçı gazeteciler gibi dururdu. Kasabadaki en samimi arkadaşımdı. Dürüstlüğüne ve samimiyetine her zaman güvenmişimdir. Hamid’e, yavaş yavaş açılmalıydım. Fakat masada başka birisi daha vardı. Ben bunları düşünürken birden masada ilginç laflar dönmeye başladı. Hamid

-Osman Sınavın yanına girmek devlet dairesine girmekten daha zordur

deyince.

-Sen nerden tanıyorsun onu lan ,dedi Hüsnü sırıtarak.

Hüsnü, Hüsnü Kızıl.. Tantana Rızanın oğlu.Aşağı mahalledeki okulda hademe. Yani, Atatürk ilköğretim okulunda baş müstahdem. -bu ilçe milli eğitim müdürünün taktığı bir lakaptı ona- Çocukluktan arkadaşımızdı, olmaz olası. Sırtlan gibi bakışları olan ,elini devamlı ensesine atıp konuşan histerikli birisiydi. Ailesi zengindi çok zengin değil ama kasaba ortalamasına göre durumları iyiydi. Kalabalık ailesi seçim zamanında hatırı sayılır bir etkiye sahip oldukları için idari kadrolar tarafından sevilirlerdi. Bu yüzden belki de yalakalık için kuyruğa girmiş çevreleri tarafından şımartılmış, kendini adam zannedip işi serseriliğe vurunca okuyamamıştı. İyi ki de okuyamamış. Yoksa eline bir daha fırsat geçse tüm dağları ben yarattım diye insanlığa kan kusturmaya aday sinsi bir canavarcık olur çıkardı. Ben bunları düşünürken çay bahçesinin huzur dolu ortamında laflar birbirini kovalamaya devam ediyordu.

-Yarışmadan

-Ne yarışması?

-Senaryo.

Hamid sözde umursamaz bir biçimde cevap verdi. Ben de Hüsnü gibi durakladım.Bir şeyler daha sorup şunun nefsini azıtsam mı diye düşünürken, işine gelmeyen hiçbir şeye inanmayan Hüsnü, her zaman ki gibi açık arama sorularına başladı.

-Hımm.Osman Sınav mı düzenlemişti ?

-Yok be o adam öyle şeylerle uğraşır mı.

Hüsnü Hamid’i kızdırabilir Hamid’de bana yan çizebilirdi e ne de olsa benim kerametime inanabilecek tek insandı o. Hemen devreye girdim.

-Vay be.Çok güzel… çok güzelde,sen.. hiç bahsetmedin bana bundan

-Uzun hikaye.Ne deyim sana durup dururken,damdan düşer gibi.Bu sinema işleri.Boş yani .Anlat anlat bitmez. Bi gün zamanı gelince anlatırım.

Devreye yine Hüsnü girdi.

-Pekii Osman Sınavı gördün mü?

-Gördüm

Ben şaşkınlık nidalarıyla katıldım.

-Vay be arkadaşımıza bak.

Hüsnü yine hinliği üzerinde, ısrarla sordu

-Gördün he?

-Eveet, gördüm

-Nasıl yani?

-Pencereden, sigarasının külünü dökerken.

Lafı değiştirmeme izin vermeden sorular peşpeş sıralandı.

-Sonra noldu?

-Hafiifçe eğilip, başımla selam verdim.

-Peki, kabul etti mi?

-Bilmiyorum.

Bir an durakladım sorsa mıydım sormasa mıydım “ama sor git” dedim. Çünkü bu sorum onu kurtarabilirdi de batırabilirdi de. Sanki çok önemliymişcesine sesimi incelterek sordum,

-Niye?

-Pencereyi kapattı. Bi rüzgâr esti o an perde savrulunca.

-Hımm. Peki Miroğlunu gördün mü?

Miroğlu Osman Sınavın şöhret yaptığı bir stardı.

-Yok lan benim işim olmaz öyle kerkenezlerle.

Ulan dedim içimden, Miroğlunu beğenmeyen bizi hiç beğenmez, buna kerametimi anlatsam, inanmaz üstüne üstlük bir de güler. Basar kahkahayı.. Başımı hafif çevirip göz ucuyla tekrar Hamid’e baktım.

-Kalkalım mı, dedim.

Başıyla tasdik etti. İyi çocuktu Hamid. Benim gibi.Geçen gün ben ödemiştim çay parasını bakalım şimdi ne yapacak? Hiç oralı olmadım.Verdi işte. Hüsnü mü? O hıyarın tekidir. “Maaşınız var lan benim iki katım” diye eline hiç cebine atmaz halbuki tarla varidatıyla apartman bile yaptırdılar. Amaann ben de neden bahsediyorum. Hiç evliyanın gönlü dünya malında olur mu kardeş? Doğru ya ne gönlü ne dili ne de gözü dünya malında olmaz. Hem ne demiş büyükler, bir takvim yaprağının arkasından okumuştum,”Yolda gördüğün herkesi kendinden üstün bil” diye, kaldı ki Hüsnü ,ne de olsa Cuma namazlarına gidiyor çocukcağız. İşte ezan da okunuyor,namaz kılsam mı acaba?

Evet devamlı namaz kılan birisi değilim ve ibadetlerini aksatan benim gibi birisi nasıl keramet gösterebilir onu da doğrusu çok merak ediyorum. Fakat peygamberimizde ümmi değil miydi.?Eveet,doğru ya .Neyse bunu kimseye söylememeliyim yoksa haşa peygamberlik mi iddia ediyorsun filan,tövbe tövbe,halbuki ben basit bir evliyayım.Bi saniye acaba basit evliya demek günah olur mu ?E peki ne dicem ki? Ben basit derken basiti kastetmedim ki? Allah, Allah bu işler gerçekten çok zor. Beyin derin düşüncelere dalınca çatlayacak gibi oluyor. Ben en iyisi bu işi bilenlere sorim yoksa fıttıracam valla ,kitap okumayı da sevmem ama o işe de artık bakalım.Eee evliyalık bu kolay değil.Peki kime soracam.Bizim okulda kim var.Haa Zahide.. Yani Zahide hanım.. 

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 0

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız