ASRIN EVLİYASI 1

Sebepsizdi ağlamalarım. Öylesine ağlıyordum işte.

Bazen bir reklâm cıngılından bazen de gördüğüm bir gazete kâğıdından.

Bilmekte ağlatıyordu bilememekte. Yapsan da suçluydun yapmasan da. Bilmek önce mutlu ediyordu ama sonra sorumluluk yüklüyor. Ve o sorumluluğun gereklerini yerine getirememek de acılarla dolduruyordu insanın gecesini, gündüzünü..

Dünya çok acımasızdı ve intikam alamayacak kadar da zayıftım. Kimden alacaktım ayrı, öylesine zayıftım ki; intikam almaya kalkışsam kırık elle intikam almaya çalışan bir zavallıdan başkası da olamayacaktım. Beni bu derde ve amansız düşüncelere sürükleyen bu krizlerin asıl sebebi ise bir arabaydı aslında. Evet her şey bir arabayla başlamıştı. Bir araba ama mesele ‘araba sevdası’ndan öte `Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi’ cinsinden bir durumdu benimkisi. Bu araba öyle bildiğiniz arabalardan değildi. “Eşyalar insanların değil insanlar eşyanın esiri olmuş, sahip oldukları aslında onlara sahip olmuştur” diyen herzelere güler geçerdim eskiden. Ama bir şekilde böyle bir durumla karşı karşıyaydım işte, ilginçtir. Hem de çok ilginç bir şekilde.. Karşısında olduğum şey yenilir yutulur cinsten bir mesele değildi ki satıp kurtulasın ya da derdine derman için bir ustaya gidipte “aç ustacım aç ta bak şunun motoruna, ıvırına zıvırına adını bilmediğim her yerine ne bilim işte benzin deposuna filan” diyerek baktırasın da işin içinden çıkmaya çalışasın ama ne mümkün. Kudretullahtan uçuyordu mübarek, biz kara kara düşünüyorduk..Meseleye kestirmeden gireceğim ama lütfen birkaç kelam daha etmeme müsaade edin. Anlaşılması öyle kolay bir mesele değil bu. Gidip anlatsan da inanmazlar, “deli” derler adama ya neyse. Doğrusu bu işin de bir adını vermek lazımdı.

Ve diline de bir kelimeden başkası gelmiyordu Cemil’in. Evliya,evliyalık yani ermişlik.. ıhı, ıhıı evliya olmak, evliya adam…Olabilir miydi? “Belki” dedi, belki. Tövbe estağfirullah.. 30’lu yaşlarda, eski İstanbul külhanbeylerinden kalma bıyığı, geniş çenesi, ara sıra taktığı yakın okuma gözlüğü ile günlerini devr-i daim ettiren bir öğretmendi Cemil . Kasabadaki iki-üç ilkokuldan birisi olan Mareşal Fevzi Çakmak İlköğretim okulunda çalışıyordu. Bekardı ama kendi beceriksizliğinden değil kaderin fetvasından dolayı bekardı. Bekardı yani bikardı, bikarardı, kararsızdı, karda da olsa karsızdı haksızdı yan yatmaz hacı cavcavdı, katkısız saf ve berraktı, çokta umurunda değildi rahmetli annesinin bir nevi vasiyeti sayılırdı evlen oğlum isteği,o da bunu yeri ve zamanı geldiğinde yerine getirecekti ama olmadı işte çünkü hiç uyanık değildi,utangaçtı.öğrenciyken kopya bile çekmezdi,yapamazdı o bu dünyaya iyi bir insan olmak için gelmişti daha doğrusu gönderilmişti. Bir nevi vazifeli yani. Ama en umulmadık bir şey oldu en umulmadık bir anda en umulmadık bir yerde en umulmadık bir şeyden. Katmerli bir muammaydı yaşadıkları ve hiç kimseye anlatılamayacak kadarda mahrem. Haram şeylerdi bunlar. Yasaktı. Çünkü yasak olması gerekiyordu. Ama zavallı yüz ifadesi her şeyi ele veriyordu. Bir daha deneyecekti. Arabanın deposuna bir damla bile benzin almamıştı ama yaklaşık 2000 km. yapmıştı. Bu araba düpedüz benzinsiz gidiyordu. Binbir türlü korku ve endişeyle besmeleleler çekerek bir daha oturdu şöför koltuğuna ve bu sefer hem boy hemde namaz abdesti almış olarak. Ne olur ne olmazdı yani. Arabayla uçup cennete gitmekte vardı, bir sis bulutunun etrafını sarmasıyla gayba karışıp gitmekte.Vira bismillah diyerek arabaya gazladı ve gerçeğin ortaya çıkması için yola çıktı. Artık bu son denemeydi.

………….

Hava yağmurluydu ama birden gökyüzü açılmıştı şimdi. Şimdi her yer günlük güneşlik. Arabanın sayacı. Kilometre sayacı.. Aldığından beri 2000 km. bindirmişti evet. Beşinci defa Ankara’ya gittiğinde kesin olarak anlamıştı. Araba benzinsiz gidiyordu. Arabayı benzinsiz yürütmek. Mananın maddeye hakimiyeti. Zihnen kendini batıya teslim etmiş bir dünyanın insanları için kabulü çok zor bir iddiaydı bu. Onun başına gelmese inanır mıydı acaba??.. Şimdi empati yapacak zaman değildi. İnanılması güç ama modern zamanlarda da bir keramet ancak böyle olabilirdi. Başka nasıl olabilirdi ki. Bir aydır sürdüğü araba benzin istemeyince artık ister istemez bu kanaata varmıştı. O bir evliyaydı. Ya a adayı.. Gerçi ne bir ayı, neden sonra bir ay.. Zaman mefhumu da şu ara fazlasıyla karışıktı yani. İşin çözülmesi de kesinleşmesi de.. her şeyden önce fark edilmesi de hepsi ayrı süreçlerdi. İlk başta arabanın ne kadar benzini olduğunu bilmiyordu bir defa aldığında. Kilometre sayacını sıfırlamamıştı ayrıca.. Bir sürü şey… Korkarak benzinin durumunu gösteren göstergeye baktı. Gerçeği haykıran bir ibreymişti o da meğerse. (aldığından beri full gösteriyordu)

Derin bir iç çekti ve yola konsantre olmaya çalıştı.. Şu motor gibi çalışan kafasını da bir durdurabilseydi.. O da benzinsiz gidiyordu yani ne zamandır, arabayı geçmişti..

Hiç unutmuyordu o ehliyetini alışını, kendisini bu belaya bulaştıran ilk adımlarını. Öğretmenliğe ilk başladığı senelerdi. Bir arkadaşının ısrarıyla gitmişti ehliyet kursuna. Suat.. Uzun boylu ve çalçene bir tipti. Bir sürü akıl vermişti ona güya, kursa gelmesi için. Kaçırılmazmış falan.. Araba fiyatları ucuzlayacakmış bu yaz, şu, bu. Ama asıl derdi de yalnız başına gidip gelmemekti şu kursa; adı gibi biliyordu. Çocuk daha sonra tayinini istedi gariptir Bingöl’e, herkes şaşırdı. Meğerse sevdiği hemşire bir kız varmışta peşinden gitmiş. ‘Ne garip bir dünya bu’ dedi, Bir kadın için bu kadar eziyete, zahmete, hayatında böylesine radikal bir değişikliğe ne gerek vardı. ‘Neyse büyük konuşma. Müslümanlığa da sığışmaz bu’ diye söylendi. Doğru ya adam sevmiş peşinden gitmiş, herhalde evlenmeyi düşünüyordur başka şey düşünecek hali yoktur ya? Derken aklına hemen, otobüste, çarşıda-pazarda güzelliklerine çarpıldığı, meftun olduğu kızlar gelmeye başladı..Bir anda.. Peşpeşe.. Sevilecek kız çoktu, evet. Ama peşinden gidilecek?… Şöyle hayal alemine bir baktı. Yüzlerce kız vardı, bir an utandı. Ama böyleydi işte. Yola konsantre olmaya çalış!… Yine dalmıştı bak, “yola konsantre ol..” Şu Suat’ın “düz yolda kazaların azaldığı hikayedir” lafı boşuna değilmişti demek.. Nereden çıkmıştı şimdi bu kızlar. Suat mı o sözü Suat söylememişti doğru ya. Ya da o mu söylemişti.. En güvendiği şeyi de kaybetmeye başlamıştı yani, “Hafızası” Eskiden çok iyi hatırlardı her şeyi. Var mıydı başka derdi. Yok. İşte modern insanında en büyük derdi bu; derdsiz olması. Hafızasını kaybedecekmiş, kaybet. Kim soruyordu ki onu.. Gerçi ruhu olan insan dertli olur. Belki de asıl sorun bu; ruhsuz olmamız. Dur bakalım şimdi felsefenin yeri değil. Bir meseleye başlayınca her meseleyi konuşmak zorunda mısın be. Ve asıl mesele de buydu herhalde. Zamanımızın.. Konsantrasyon eksiği.. Ulannnnnn.. 

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız