APOKALİPTO 3 (son)

14apocalypto.533

Apokalipto’nun en büyük handikapı filmde Mel Gibson imzasının çok büyük olması. Neredeyse bütün bir kağıdı kaplayan bir imza. Sondan başlıyor ve herşeyi çizip atıyor. Şu bir önceki filmi, Katolikliği.. ister istemez filmi tamamen o düzlemde okumamıza ve bir film eleştirisi değil de bir Mel Gibson eleştirisi yapmamıza neden oluyor. Daha doğrusu film, en “sonunda” bizi buna zorluyor.

Yoksa o ana kadar çok iyiydi film.. “Medeniyet”in, “şehir”in o yapmacıklık ve şirk kokan atmosferi çok güzel verilmişti. Adeta fıtratı simgeleyen, o tabii ortamından koparılıp getirilen esirlerin gözünden özellikle “bir yabancı alem” olarak bunun vurgulanması hele.. çok etkileyiciydi, çok. Rahatlıkla bir modern hayat eleştirisi bile diyebilirdik buna, öyle ki.. Adeta aklı ve ruhu alınmış insanların o garip teslimiyeti ve kibri.. Ve üstteki o “şov..” Beceriksiz iktidarın insanları daha “etkili” yönetmek için her şeyi büyük bir soğukkanlılıkla kullanmasının çok çarpıcı bir örneğiydi o da.. Tarihte zulmüyle meşhur olan Haccac’ın da dediği ve itiraf ettiği gibi.. “Yönetmeyi bilseydim bu kadar zulmeder miydim hiç?…” Ama ortada da basbayağı “yönetilenler” vardı. Ve Mel Gibson tarzı –hatta Mel bile hafif kalır- kadere vurgu yapmalar.. Bu cinayetleri Haccac’ın manevi alemde bizzat Peygamber’den aldığı listeye göre yaptığını bile.. iddia edebilen densizler olmuştur vakti zamanında

Film iyiydi, evet, finale kadar.. Kaderin adım adım Pawda’yı yükseltişi.. O peşindeki profesyonel ekibin yaptıklarını ancak rakiplerinin dişli olduğunu anlamaya başladıkları zaman “sorgulamaya” başlamaları.. Bunlar hep alkışlanacak şeylerdi. Hatta o finali bile ; o kaderin.. o “büyük” şeyleri “küçük” şeylere sebep kılabilen gözlüğüyle bakarak takdir edebilirdik. Şerden de hayır çıkabileceği.. Bunların sebeplere hükmedene işaret edeceği.. vs. vs.. Hatta hatta “o olaylara seyirci kalan hatta tribünü oynayan halka kaderin tokadı geliyor işte..” bile diyebilirdik. Ama dediğim gibi o imza işte bütün bunlara engel oldu. Çünkü Mel’in bütün bu mesajlarının vurgularının arkasında bir tek şey var ve onu görmemezlik edemiyorsunuz. Katolikliği.. Geçmişte ve bugünde aidiyet hissettiği kişileri şeyleri bir haklı çıkarma çabası.. Ve en azından bu şekilde kişisel bir tatmin.

Kuran’da Ehl-i Kitab’la ilgili çok çarpıcı ayetler var. Mel Gibson’un finalde adeta bütün dediklerini inkar edişi bana onları hatırlattı.
Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.
Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkar edersiniz?
Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: “Müminlere indirilmiş olana sabahleyin inanıp akşamleyin inkar edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler. (Ali İmran 69-72)
O özgürlük özgürlük deyip de en sonunda çıkarcı yüzünü görüp durduğumuz Amerika ve Batı gibi tıpkı.. Tabii Amerika örneğinde mesela olay çok daha kör parmağını gözüme.. Beyazperdede ya da kağıt üstünde ise olabildiğince sofistike.. Ama mantık, mantalite aynı. “Onlar ancak kendilerini saptırırlar da farkında bile olmazlar…”

mel

Belki de bunu “gizlemek adına” bir de oyuncu olarak yer almadı filmde Gibson. Onun üzerinden okunmasın fazla diye..

 

Ama belki de adını değiştirmeli artık.
Eğer gerçekten üzerinden okunmamasını istiyorsa..
Yoksa istiyor mu??…..

Zaten Mel Gibson’un ya da “batılı” kafa yapısının en mühim sorunu bu. Şahitlik yapar gibi yapmak.. Ama aslında başka bir şey yapmak.. Tırnak içinde “şahit olunacak şeyler” yapmak.. Ve Mel’e bunları derken bizim aksattığımız şey tabii gündeme geliyor. Yoksa bu kısırdöngü devam eder gider.

 

…………………………..

İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi mutedil bir ümmet kıldık. (Bakara 143)

APOKALİPTO 1

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız