APOKALİPTO 1

apocalypto_ver2

Ülkemizde Apokalipto adıyla gösterime giren Apocalypto (Türkçesi kıyamet) Mel Gibson’ın yine yönetmen koltuğuna geçtiği son derece ilginç bir yapım. Filmin kendi ilginçliği bir yana, o fırtınalar koparan 2004 yapımı, yine Gibson’ın “salt yönetmen” olduğu Hz. İsa’nın Çilesi “The Passion of the Christ” den sonra merakla beklenen bir işti. Ne yapacağı pek merak konusuydu Gibson’ın..Malum sinema sadece sinema değildir. Ya da “yapabileceği” diyelim..

Yahudi lobisinin, özellikle de sinemada gücü, etkisi malum. Ve Gibson’ın onları ne kadar kızdırdığı.. Hz. İsa’nın Çilesi=Yahudilerdi resmen, şu bahsi geçen film Hz. İsa’nın Çilesi’nde formülasyon.. Tabii bu arada, Gibson’ın bayraklaştırdığı ama aslında belki de altını çizdiği bir noktayı da yeri gelmişken vurgulamadan edemeyeceğim. Hem haçtan, çarmıhtan, Tanrı’nın oğlu iddiasından zerrece vazgeçmeyip hem de bu derece Yahudi dostu kesilmek.. büyük bir ikilem Batı dünyası için. Hz İsa’yı çarmıha gerenler kim yahu demezler mi adama sonra?!.. Demek ki mesele başka bir şey, belki de İslam düşmanlığı.. Hakikat düşmanlığı.. Gibson bunu safi “Hristiyanlığı” adına diyelim ki diyor, demiş oluyor.. Biz de noktayı koyalım dedik..

apocalyptoBESTOF2006Apokalipto’nun bir diğer özelliği ise; filmin tamamen Maya dilinde çekilmiş olması. Ki bu dil, şu an dünya üzerinde konuşulmuyor yanlış bilmiyorsam.. Bir film için, özellikle de “dünya çapında bir film” için büyük bir risk. Ama görsel anlatım, atmosfer vs. öylesine had safhadaki filmde; bu asla sırıtmıyor, hatta artı oluyor. Bu da Amerikan sinemasına bir çakma diyelim. Var mı öyle herkesi İngilizce konuşturmak; neyse, o!…. Tabii Gibson bunu asıl inandırıcılığını had safhaya çıkartmak için yapmış; çünkü yine ezber bozmaya kalkıyor filmde, daha doğrusu “filmle..” O da şu, sıkı durun. Aztekler meğer mazlum falan değil, bilakis zalimin dikalasıymış…

2006 yapımı olan film, ülkemizde bir yıl sonra gösterime girdi. Şahsen ben filmi büyük bir merakla beklerken –dediğim gibi acaba Hz İsa’nın Çilesi’nden sonra ne yapacaktı Gibson- ilk duyumlarım beni gayet şaşırtmıştı. Gerçi ne duysam şaşıracaktım ama.. ilk gelen bilgiler filmin Azteklerle ilgili olduğu şeklindeydi. Aztekler!.. ilginç!.. İspanyollara karşı çıkan bir kahraman mı söz konusu olacaktı acaba?.. Braveheart geldi tabii hemen aklıma. Ve sonra da; hemen yine yakın tarihte yine İspanyolların Endülüs’teki mezalimi tabii. Orada Müslümanlarla birlikte Yahudiler de tam bir Katolik diktasına maruz kalmış ve Osmanlı onları da kurtararak topraklarına kabul etmişti. Mel Gibson, günah çıkartacak tamam, ama o kadar da değil diye geçirdim içimden sonra.. Neyse film başladı uzatmayalım ve ben de İspanyolları bekledim durdum. Son ana kadar…

apocalypto11
Filmi başa sararsak… film başladı ve bir kahramanın doğuşuydu tabiri caizse ilk anlar. Beklediğimiz gibi.. Kötü adamlar, katliamlar, esir alınan masumlar.. Doluyor da doluyorduk. Dediğim gibi ikinci bir Braveheart geliyordu resmen. Ama sonra bu süreç o kadar uzamaya başladı ki, adeta esir alınan biz olduk. Ya sonra şu İspanyollar ne zaman gelecekti. Bu üç tane serseriyi bir an önce ekarte etmesi gerekmiyor muydu kahramanımızın. Filmin yarısını resmen alıp götürmüştü bu süreç. Kahramanımızda ise tık yoktu. Açıkçası bu film başka bir filmdi sanki, yavaş yavaş içime bir şüphe düşmeye başlamıştı. Götürülüyordu da götürülüyordu esirler, ama nereye?.. Belli ki bütçe azlığından dolayı Gibson bu dağ tepe olayını uzatıyor da uzatıyordu. Meşhur adam da yoktu zaten filmde..

 

Sonra ise değişik mekanlar ve tipler belirmeye başladı. Yoksa İspanyollara mı çalışıyordu bu çete ya, şu esirleri alıp götüren.. Ve derken o şok edici piramitte insan kurban etme sahnesi.. Mikro boyuttan makro boyuta geçmiştik bir anda..
Gibson filmi iyi kurmuştu açıkçası. Beklentileri de gözeterek, izleyiciyi avucunun içi gibi bilerek. İspanyolları beklerken Azteklerden nefret ettiren o etkileyici, sinema tarihine geçecek sahne, sahneler.. Piramitten aşağı yuvarlanıverilen insan cesetleri.. O tepedeki yönetimin güneş tutulmasını hesap ederek bilerek belli ki, tam o anda bir kurban ayini düzenleme kurnazlığı.. “Kanla açacaktı güneş..” O ekabir takımının birbirlerine olan tavırları üzerinden özellikle bu sahtekarlığın verilmesi.. O halkın kana susamışlığı.. İnsan olarak bir o esirler, özellikle de Pawda vardı o an gözümüzde. Gerisi olduğu gibi insan müsveddesi.. Derken “yoksa İspanyollar mı gelip kurtaracak Pawda’yı” demeye başladık yavaş yavaş.. Çünkü sıra ona geliyordu ve yüreğimiz küt küt atıyordu. Ama hayır, tam kurban taşına yatırılmış kesilecekti ki kahramanımız güneş açmıştı. Ve tabii, tiyatro bitmiş..
Sonra ise -hemen sonra üstelik- oh kurtuldu(k) derken yani; başlangıçta başka bir kabileden herifler sandığımız, sonra bir çete mi dediğimiz o profesyonel timin kalan esirleri bir antrenman havasında tek tek öldürmeleri ile tempo yine yükseliyor ve nihayet Jaguar Pawda’nın beklenen yükselişi başlıyordu.. Komutanın oğlunu öldürerek kaçışı. Sonra peşine düşen timi ormanda tek tek avlayışı.. Bir tür Rambo kesilişi yani. İspanyolları falan unutmuştuk artık, belli ki film böyle bitip gidecekti. E iyi de olacaktı. Pawda’nın mücadelesiymiş meğer konu. İnsana inmişti Gibson, halk kahramanı falan yoktu bu sefer. Safi insan.. Pawda bir çukurda hamile halde bıraktığı eşine kavuşacaktı. Kader onu kurtarmıştı o da çocuğunu kurtaracaktı.
Ve tam noktayı koyacakken bu şekil -filmin tabiriyle “almost”… noktayı uzakta beliren İspanyol gemilerinin koyuşu.. Hayda……

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız