AKLI MAAŞ NOKTASI

Sanırım “aklı maaş noktası” diye bir şey var. O noktaya gelmeden bir insanı harekete geçirmek, herhangi bir şey yaptırmak, paylaşmak, hatta konuşmak mümkün değil. Buna suyun kaynama noktası da diyebiliriz kısaca. Artık duramıyor yani.

Peki nedir bu aklı maaş noktası, biraz daha açalım. Tabii öncelikle kişisel ve toplumsal direkt ilişkiler; evdeki ya da işyerindeki durumlar mesela. Bilinç düzeyinde alırsak ise; sanırım bir bilinç ve o bilince bağlı bir yaşam tarzı, gelecek ile ilgili kaygılar öncelikle insanı bu noktaya getiriyor. Onun için ehl-i dünyada bu aklı maaş noktasına “çok erken” gelinir. Buna güvenlik de diyebiliriz genişletirsek ki devletler, gazeteler bunu gayet iyi kullanır. Korku imparatorluğu insanları yönetmenin başlıca yoludur çünkü. Beri yandan ise cennet vaadi körüklenir.. Dünya cennetini kastediyoruz tabii.

Ve bu atmosferde ilkesel noktaların hayatiliği söz konusu olamıyor elbette. Bunlar hep, varmış gibi yapılan şeylere dönüşüyor daha doğrusu, işin süsü. Demokrasi, insan hakları, özgürlük, evrensellik, adalet, ilim, bilim, vs.

Kısacası aklı maaş noktası bir işin, mevzunun hayatiliğiyle doğru orantılı. Cenneti-cehennemi dünyalaştıran anlayış buna göre bir hayatilik bilinci oluşturuyor. Öbür dünyada gören ise ona göre oluşturmalı. Ve mesele de işte tam burada.

Cennet, cehennem öbür dünyadaysa insan ilkesel, evrensel noktalara çok daha rahat yönelebilmeli değil mi. Dünyevi, anlık şartları bir kenara koyabilme anlamında hani. Halbuki inanç olarak öte dünyayı savunanların çoğu da ilkesel, evrensel konularda “aklı maaş noktası”na direkt ona seslenildiğinde bile zor geliyor. Ya da slogana geliyor ancak. Ya da çok somut, güncel ve toplumca meşru kabul edilen noktalara, ya da kişilerden ancak. Ya da cemaatince, meşrebince..

Üstelik bütün “bu şartlar” muvacehesinde bir tek defa mimlenmeye gör… Üstelik olur-olmaz, kendi kendisine..

Peki böylesi zor yakalanan bir bilinçsellik de neyin nesidir. Buna “basit” de diyebiliriz tabii.

Onun için diyorum ki bu saçma sapan bilinçselliği eleştirmek en hayati mevzu olsa gerek. Çünkü herhangi bir meseleyi açmaktan, ortaya koymaktan çok hep bununla uğraşıyoruz.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız