4 + 4 + 4 = 12 ETMEZ

Son günlerde sürekli konuşulan konu zorunlu eğitimin genel bir ifadeyle 4+4+4 şeklinde basitleştirilmesidir. Aşağıdaki cümleler 14 yıllık öğretmenlik hayatında 3 yıl hem eski yöntemle hem de yeni yöntemle okuma yazma öğretmiş, 2 yıl rehber öğretmenlik yapmış, Güneydoğu dahil Türkiye’nin değişik yerlerinde görev yaparak Türkiye’nin eğitim açısından sosyo dinamiğini görmüş birisinin görüşleridir. Aynı zamanda 2005 yılında yeni müfredatın eğitimini alarak öğretmenlere müfredatın getirdiklerini anlatmış ve ayrıca sınıf öğretmenliği mezunu birisinin sosyoloji alanında yüksek lisans yaparak eğitime kafa yormuş bir öğretmenin cümleleridir.

1997 de imam hatiplerin önünü kesmek uğruna 5 yıl olan zorunlu eğitim hepimizin bildiği gibi 8 yıla çıkarılmış ve böylece topallayan mesleki eğitim sakatlanmıştır. Yıllarca süren alt yapı eksikliği bina yetersizliği ve ucubeli taşımalı eğitim yüzünden yüzlerce küçücük yavru kazalara kurban gitmiştir. Mesleki eğitim, başta donanım eksikliği olmak üzere katsayı adaletsizliğine bağlı olarak ilköğretimde başarısı düşük olan öğrencilerin gönderildiği amiyane tabirle ‘hiç olmazsa bir meslek lisesini bitirsin’ anlayışına getirilmiştir. Milli eğitimimiz alanı dışındakileri eğitime alarak ‘harakiri’ yapmış yıllarca kan kaybına çareler bulmaya çalışmıştır.

Eğitim sistemimiz ve içeriği 2005 yılında eğitime yeni müfredatın gelmesiyle batı anlayışının ve taklitçiliğin önüne kısmen geçse de kendi öz değerlerimize ve kendi dinamiklerimize halen gelememiştir. Ezber mantığından sıyrılsın çocuklarımız, değer yargılarını öğrensin, kendilerini ifade etsinler, önemli olan sonuç değil süreç derken; bir yandan da sbs sınavları, oks sınavlarını yaparak sınavları umacı kıyafetine büründürmüştür. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer sınavları kaldırma ile bir bilinç geliştirse de bunun nasıl ve ne şekilde olacağıyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Eğitimle ilgili şu an konuşulan konular tabiî ki yeni değildir. Başta sendikalar olmak üzere bir çok sivil toplum kuruluşu istişare toplantıları yaparak eğitim sistemimizle ilgili kafa yormuşlar kendi eğitim dinamiğimizi oluşturmaya çalışmışlardır. Bu istişare toplantılarından birisi olan Konya’da yapılan Eğitim-Bir Sendikasının istişare toplantısına katılarak eğitim sisteminin aksayan yönlerini ifade ettim. Başta ilköğretim birinci kademeyi kapsayan ilk 5 yıl olmak üzere okul öncesi eğitim, ilköğretim ikinci kademesi ve Türkiye’nin olmazsa olmazı olan meslek eğitimi ile ilgili görüşlerimi ifade ettim. Mutat bir şekilde yapılan bu toplantılar ve ortaya konulan çareler komisyonların aldığı kararlar bakanlığa ve ayrıca bakanlığın yaptığı eğitim şuralarında dile getirilmiştir. Milli eğitim bakanlığının 4+4+4 zorunlu eğitimle ilgili aldığı kararlar buralarda kafa yorulan düşüncelerin bir kısmının yansımasıdır diyebiliriz. Fakat şöyle ki bir farkla diyerek bir kısmının altını çiziyorum.

Çocuklarımız çağın getirdiği teknolojiyi takip eden sosyal medyayı kullanan ve buna bağlı olarak düşünce melekeleri daha çabuk gelişen bir nesildir. Öğrenciler elbetteki yıllar içerisinde sınıflarının ve yaşlarının ilerlemesine bağlı olarak öğretmenden önce öğrenen bir düşünce kazanıyorlar. Bugün toplumumuzun yarısından fazlası şehirde oturuyorsa özellikle sınıf öğretmenleri bu şehirlerdeki ilköğretim çocuklarına göre donanmalı ve eğitimlerini ona göre almalı ve vermelidir. Sınıf öğretmenliğinin diğer branşlar gibi bir matematik bir Türkçe bir fen dersi gibi özel bilgi ve kazanım gerektirdiğini aklı başında olan herkes kabul etmektedir. Buna rağmen yıllarca branş dışı atama yapılarak güya çözüm bulunmuştur. Bakanlığın acilen yapması gereken bu öğretmenleri ivedilikle branşı olanları branşına ataması, olmayanları ise alanı olan bakanlıkların emrine vermesidir. Zaten Milli Eğitim Bakanımızın kendisi de yakın zamanda bununla ilgili bir açıklama yapmış başka bakanlıklarda çalışan öğretmenleri tekrar eğitimin içine katmak istemiştir. İşte tam da bu noktada başka bakanlıklarda çalışan öğretmenlik mezunu kişileri bakanlığın bünyesindeki öğretmenlik mezunu olmayanlarla değiştirmesi gerekmez mi?

2005 yılında ortaya konulan müfredat her ne kadar eğitime bakış açısını değiştirmişse de ayrıca öğretmenlerin de sürekli olarak çağa uygun olarak yenilenmesini gerektirmektedir. Sınıf öğretmenliği, içerisinde başta çocuk psikolojisi olmak üzere Türkçe öğretimi(okuma-yazma) matematik, sosyal hayatın öğretimi, müzik, resim, beden eğitimi, oyun öğretimi gibi birbirinden farklı ve özel donanım gerektiren derslere hakim olmakla birlikte 4. Ve 5. Sınıflarda sosyal bilgiler ve fen ve teknoloji derslerinin eğitimi ve öğretimiyle donanmış bir öğretmenlik olarak ağır bir yükün altından kalkması gerekmektedir. Her ne kadar 4 ve 5 sınıf derslerinin müfredatı sarmallık ilkesine bağlı olarak ileri sınıflara ötelenmiş olsa da sınıf öğretmenliğinin tonajını aşmaktadır. Bu durum böyle kabul edildiği içindir ki 4. Ve 5. Sınıftaki din kültürü, görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi, İngilizce derslerine alan öğretmenleri girmeye başlamıştır. Bugün ilköğretim birinci kademesindeki 5. Sınıfın ikinci kademeye dahil edilmesi elzemdir. 4+4 ün yapılmasının mantığı da doğrudur. Bu sayede her derse yetişmeye çalışan sınıf öğretmenin yükü branş öğretmenlerine verilmesi gerektir ki bunu 5. Sınıfı okutmuş sınıf öğretmenleri kabul etmektedir. Bu sayede eğitim daha da kaliteli hale gelmesi istenmekte ve beklenmektedir. Ayrıca bakanlık bir okuldaki branş öğretmenlerini 5. Sınıf derslerine girdirerek fazlaca istifade edebilecektir.

İlköğretim 1. Sınıfa bildiğimiz üzere 72 ayını dolduranlar başlıyor. Yeni teklifle bu, 60 ayını dolduran bir çocuğun ilköğretim 1. Sınıfına çekilmesi isteniyor. 1. Sınıfa çocuklar eğer ana sınıfı eğitimini almışsa el becerileri gelişmiş renk ve rakam kavramı belleğinde oturmuş olarak başlamaktadır bu durumda ana sınıfı eğitimi alma oranının yıllar içerisinde artması da bu konuda toplum olarak bilincimizin arttığını göstermektedir. 3 sene 1. Sınıfı okutmuş bir sınıf öğretmeni olarak fiziksel gelişime bağlı olarak ana sınıfı eğitimi alan çocukların eğitimin ilk aylarında belirgin bir farklılığını görmekteyiz. El göz koordinasyonu gelişmiş, sınıf kurallarını öğrenmiş, sosyal çevreye ayak uydurmuş, temel öz bakım becerilerini yapan bir çocuk bu temel eğitimi almayanlara göre açık ara önde başlamaktadır. Her ne kadar zamanla makas daralsa da ana sınıfı eğitimini alan çocuklar sınıf öğretmenin verimini artırmaktadır. Fakat yıllar içerisinde herkesin gözlemlediği bir konu ise bazı velilerin çocuklarının fiziksel gelişiminin yaşıtlarına göre az olduğunu öne sürerek çocuklarını 1 sene sonra okula göndermeleridir. Bu durumda 1 sene geç başlayan çocuklar fiziksel gelişimi ve beyin gelişimi önde olduğundan eğitime daha çabuk adapte olmakta ve verilenleri daha çabuk öğrenmektedir. 1. Sınıfın temelinde okuma ve yazma, okuduğunu anlama, iki basamaklı bir sayı ile bir basamaklı bir sayıyı toplama ve çıkarma temeli üzeredir. Diğer derslerde ise sosyal hayatı öğrenme ve kendini bu sosyal hayatın parçası olarak ifade etmesi üzeredir. 1. Sınıf çocuğunda özel yetenekliler hariç olmak üzere birinci kademe çocuğunun tamamında olan resim ve müzik algısı gelişmektedir. bu nedenledir ki hayatın bu ilk yıllarında 6 yaş ile 5 yaş arasında başta fiziksel gelişim olmak üzere psikolojik olarak da çok farklar vardır. Ne var ki ha altı ha 5 yaş diyenler çocuk gelişiminin 6 yaş ile 5 yaştan farkına baksınlar. Aslında okula başlama yaşını 6’dan 5 ‘e indirmeyi düşünenlerin ayrıca erken yaşta eğitime başlamanın zaman içerisindeki getireceği sıkıntıları göz ardı etmemeleri gerekirdi. Maalesef bu konu da es geçilmişe benziyor. Erken yaşta okula başlamak konuları erken öğrenmek anlamına gelmiyor. Bu yaştaki çocukların oyun çağında olduğunu düşünürsek erken yaşta okula başlatalım demekle çocuklara 1. Sınıfta verilen eğitimin 2 yıla dağıtılmasını doğuracaktır. Bu açıdan baktığımızda da eğitim yaşının 5’e düşürülmesi doğru değildir. Aynı zamanda yaklaşık 16 bin taşımalı öğrencinin 1 yıl erken taşınacağı ve büyük şehirlerde bu sayının kat be kat fazlası öğrencilerin okul servisleri ile 1 yıl önceden tanışması ve okula taşınacağı anlamına gelmektedir. Türkiye’nin gerek coğrafi şartları gerekse de büyükşehirlerdeki nüfusu düşünürsek bu konunun yeniden gözden geçirilmesi ve acilen düzeltilmesi gerektirmektedir. Okula erken yaşta başlatmak bir çok çocukta ilk 2 yılı kaybetmek anlamına gelebilir ki doğru bir karar değildir. Çocuğa siz ne kadar önce öğreteyim derseniz deyin çocuk büyüten herkes şunu bilir ki zamanı gelmeden önce öğrettiğiniz şeyler akılda kalmamakta bir kazanım haline gelmemektedir. Bu durumda kazanım merkezli yeni müfredatın ruhuna terstir. Çocukta verilenler bir kazanım haline gelmeyecek ama zorlamayla bir takım bilgiler ya da semboller dayatılacaktır.

İkinci 4 yıllık dönemde uygulanacak ‘mesleki’ yönlendirmenin ne olduğu ve somut olarak nasıl işleyeceği zaman içerisinde netliğe kavuşacağa benziyor. Fakat ilköğretim ikinci kademenin mesleki eğitim değil mesleki yönlendirme olması gerektiğidir. Buna bağlı olarak ilköğretim ikinci kademesi meslek liselere gidecekler için açılabilmelidir. İlköğretim sürecinin tek programlı olmaması ülkenin ihtiyacı olan değişik alanlara yönlendirmenin yapılabilmesi gerekmektedir. 14 yaşına kadar aynı öğretim programına tabi olan her öğrenci bilim, sanat mesleki yönlendirmeli dersler verilerek mesleki liseler desteklenmelidir. Bu sayede becerilerinin farkına varan zaman içerisinde kendini tanıyan bireyler yetişecektir.

İlköğretim ikinci kademeden sonra isteyen öğrencilerin açık öğretime gitmesi gayet doğaldır. Öğrencilerin seviyesinin bir üst aşamaya çıkartılmak istenmesi de güzeldir. Ancak 1997’de zorunlu ilköğretimin 8 yıla çıkartılmasıyla bina yetersizliği, donanım eksikliği ve taşımalı eğitimle ilgili yıllar süren kargaşadan ders alınarak aynı hatalara düşülmemelidir. Zorunlu eğitimin son 4 yılı için önce okul binalarının kendisi ve donanımları yapılmalı gerekli alt yapı tamamlanmadan yapılan bu geçiş öğrencileri zorunlu olarak binalarda tutmadan başka bir yarar sağlamayacaktır. Mesleki yönlendirmenin temelleri oturtulmadan donanımı yapılmadan yapılacak olan son 4 yıllık zorunlu eğitim ‘sorunlu’ hale gelecektir. Onun için 4+4 tam olarak hayata geçtikten sonra üçüncü zorunlu 4 yıla geçilmelidir. Kavram kargaşası gitmiş, mesleki yönlendirmelere başlanmış, bazı meslek liseleri ikinci kademe öğrencilerini yetiştirmeye başlamış, alt yapısı ve binasıyla hazır hale gelen bir üçüncü 4 yıl işlerlik kazanır. Toplum olarak da şu anda tartıştığımız birçok konu önümüzdeki yıllar içerisinde gerekli düzenlemelerle sorunları giderilmiş olarak zorunlu eğitimin 12 yıla çıkması sağlanmış olacaktır. Onun içindir ki zorunlu ilköğretimi 4+4 olarak düzenleyebilirsiniz ancak üçüncü 4 yılı bugünden yarına çabucacık düzenleyemezsiniz. Bu konular daha bir çok platformlarda konuşulacak ve zaman içerisinde toplumumuzun ihtiyacı olan eğitimin nasıl olması gerektiği belirli bir şeklini alacaktır.
Ülkemizin ihtiyacı olan kendi öz değerlerimizi koruyarak kendi dinamiklerimizden güç alan bir eğitim sistemi yapmak biz eğitimcilerin görevidir.

MURAT SERİM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız