EĞİTİM, MEDYA VE ŞİDDET İLİŞKİSİ-1

Bu yazı Isparta’da düzenlenen ‘Şiddet ve Tedavisinde Bediüzzaman Said Nursi’nin Müsbet Hareket Yaklaşımı’ başlıklı sempozyumda sunulan tebliğin metnidir.

Eğitim kişinin ruhi ve bedeni terbiyesini hedefleyip kendi özgüvenini kazandıran ve toplumsal kültüre entegrasyonu sağlayan bir süreçtir.

Batıdan doğuya her ülkenin, milletin ve topluluğun kendi değerlerini inşa etme yolunda kullandığı en önemli kaynak eğitimdir, okuldur.

İşte bu süreçte ortaya çıkan bariz bir durum da eğitimin bireyin toplumla çatışmayacağı toplumun ana değerleriyle uyumlu bir yaşam biçimine kadar uzanan bir değişimi hedeflediğidir.

Son yıllarda gerek ülkemizde gerekse dünyada sıkça rastlamaya başladığımız okullarda ki şiddet olayları ise herkesi endişelendiriyor. Şiddet gibi her türlü sorunu çözmesi gereken eğitim kurumlarımız ve sistemimiz tam tersi artık sorunun kaynağı haline gelmişse burada üzerinde durup düşünmemiz gerekecektir.

Sorunların tespiti ve çözümü noktasında bazen atıfta bulunacağımız iki İslami kavram iman ve ameli aslında hiçbir noktada unutmuş değiliz tüm sorunların çözümünde vereceğimiz ilk adres tahkiki iman ve amel olacaktır.

Eğitim deyince genelde akla ilk gelen okullarda yapılan resmi eğitimdir. Birde informal eğitim biçimleri vardır ki bu eğitimin hocaları ‘yeni medya’ ve onun TV, gazete gibi atalarıdır. Öğrencileri ise tüm insanlıktır desek yeridir.

Bu sorunu çok önceden yaşayan batı özellikle sinema alanında ortaya koyduğu eserlerle problemin varlığını daha geniş kitlelere duyurmuş ve filmlerinde çözüm yolunun şahsi gayret ve fedakârlıklarla olacağını dile getirmiştir. 1

Zayıf öğrenciyi sistemin dışına çıkarak başarıya ulaştıran öğretmenlerin hikayeleri bir eğitimcinin gözünde belki fantastik birer kurgu olabilir ama bu filmlerin dışında gerçekçi yapımlarda vardır. 1999’da iki öğrenci tarafından gerçekleştirilmiş Columbine Lisesi Katliamını anlatan Gus Van Sant’ın Fil ( Elephant, 2003 Cannes Film Festivali, “Altın Palmiye” ve “En İyi Yönetmen” ödülü) bir İngiliz deyimi olan “Elephant in the room”’dan gelir. Bu deyim, büyük bir problemin görmezden gelinmesi, ötelenmesi anlamına gelmektedir. Ya da öğrenci-öğretmen odaklı ‘Can Dostum’ (Good Will Hunting,1998 En iyi senaryo Oskar ödülü) olsun ya da sistemin baskıcılığına meydan okuyan ‘Ölü Ozanlar Derneği’ (Dead Poets Society,1989) olsun tüm bu filmler ve eserler bize batı dünyasındaki eğitim alanında sıkıntıyı anlatırken Fransızlara 21 yıl aradan sonra 2008 yılında Cannes film festivalinde hasretle bekledikleri Altın Palmiyeyi kazandıran Sınıf(Entre Les Murs / Duvarlar Arasında) batı dünyasında eğitimin çöküşünü haber veren bir filmdir.

Özellikle taklit ettiğimiz batı dünyasında Fransa gibi gelişmiş ülkelerde her işin yolunda gittiğini zanneden ve onların sistemlerine öykünenlere bu filmi izlemelerini tavsiye ediyorum çünkü taklit ettiğiniz sistemler can çekişiyor ve çözüm yolu arıyorsak artık gittiğimiz yoldan daha farklı bir yola yönelmemiz gerekecektir.

Öğretmenlik hayatımda edindiğim tecrübelerime göre söyleyecek olursam bu yollardan birisi de çağımızın yetiştirdiği mühim alimlerden Bediüzzaman’ın önerdiği okul modeli Medresetüzzehra’dır.

Bediüzzaman Münazarat adlı kitabında “Camiü’l-Ezher’in kızkardeşi olan “Medresetü’z-Zehra” namıyla dârülfünûnu mutazammın, Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis ve iki refikası ile Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir’de tesisi!” dedikten sonra hangi felsefeyle ve amaçla böyle bir okul ve eğitim sistemi istediğini aynı eserinde soru-cevaplar içerisinde madde madde açıklamaktadır.2

Akli ilimlerle dini bilimlerin bir arada okutulması istenilen bu okul modeliyle akıl-kalp birlikteliğinden doğan uyumlu bir hayat düzeni hedeflenmektedir.

Bediüzzaman şer’i ilimlerle müspet ilimlerin okutulacağı bu okul ile nasları ve metinleri doğru okumak kadar olayları ve toplumsal hayatı da doğru okuma melekesini ve yeteneğini geliştirmeyi hedeflemiştir.

Asli genleriyle oynanan bu toplumun bünyesindeki rahatsızlık tedavi edilemediği için yoğunlaşan sorunlarını içine yönlendiren bireyler intihara sorunlarını dışına yönlendiren bireyler ise cinayete yönlenmektedir.

Şiddet fiziki ve ruhi olarak temel iki çerçevede icra edilmektedir.

Okulda, işyerinde ve aile hayatında fiziksel yaralama, mobbing ve psikolojik baskılar gibi.

Bu davranış tarzına yönlendiren modeller ise TV, sinema ve habercilik gibi medya unsurları tarafından şuurlu ya da şuursuz bir şekilde verilmektedir.

Öyle ki sinemada Quentin Tarantino ile başlayan şiddette estetik akımı ki bu anlayışa bir çok eleştiriler yapılsa da ‘şiddet’ medyada artık bir eğlence unsuru olarak sunulmaya başlandı ve modern dünyanın vazgeçilmez bir gerçekliği zannedilmeye başlandı.

Yukarıda bahsettiğimiz şiddetin estetize edilmesi ve pazarlanması ile egemen değerleri ve ‘yeni gelenekler’i oluşturan batı dünyası bu oluşumda erdemler ve manevi değerlerden daha çok seyirciyi gişede cebine indirecek para kazanma yollarını ön planda tutmuştur. İnsani zaaflardan faydalanan bir drama anlayışıyla haber kurgulamakta, sinema ve dizi yapmaktadır.

Bir ülkeyi ekonomik olarak ele geçirmenin yolu artık kültürden geçmektedir. Silah zoruyla kimse size Mcdonalds kültürü ya da hamburger endüstrisi ithal edemez ama sinema ve TV ile sağladığı imaj sizin onu çağırmanıza yeter.

(Yeni gelenekler derken her akşam evde oturulup TV izlenmesi gibi yeni toplumsal alışkanlıklardan bahsediyoruz.)

TV sadece bir seyir aracı değildir. Kültürel kodları oluşturur ve şuursuz izleyicinin beynine örnek-rol modeller yükler.

İnsanların zevki, dünyaya bakışı ve arzuları buna göre şekillenir ve bunları elde etmek için şiddet dahil her türlü yola başvurabilir.

Aslında üstadın “beşerin şimdiki seyyiat-alud hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir”9 derken buna dikkat çeker.

Lemaat’da özellikle “Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi karie ihtar eder.Zâhiren der: sefahet fenadır, insanlara yakışmaz. netice-i muzırrayı gösterir.Halbuki sefahete öyle müşevvikâne bir tasviri yapar ki,ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz.İştihayı kabartır, hevesi tehyic eder, his daha söz dinlemez.”10

İşte burada artık söz dinlemeyen his, TV’de ya da sinemada izlediği ve mutlaka sahip olması gerektiğini düşündüğü şeye şehvetle yönelip, sahip olabilme adına gerekirse şiddete de başvurabilmektedir.

Ve maalesef genç dimağlara şiddeti zerk eden sinema, dizi ve çizgi film kahramanları örnek tipler olarak verilmektedir.

Şiddet, film ve TV’lerdeki iyi karakterler aracılığıyla bir sorun çözme biçimi olarak meşrulaştırılmakta hatta normal bir çözüm yolu olarak kanıksanmaktadır.

Bu batılı anlayışı Bediüzzaman “ İşte yabanî edebse hamaset noktasında hakperestliği etmez. Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkin eder.”11

diyerek vurgular.

Burada hakim değerleri üreten ana motor, kitle iletişim araçları diye de özetleyebileceğimiz medyadır.

Yeryüzünün Amerikanlaşması ya da batılılaşmasını kültürel ve ekonomik hegemonya ile başlatan hakkı değil menfaati üstün tutan bu mantaliteden nasıl kurtulacağız?

Artık okullarda yetişen bireylerde ki idealsizlik bizlere üstadın “Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.”12 sözündeki tehlikeyi hatırlatır.

Peki kişinin ülküsünün, idealinin ‘ene’ye dönmesinin ne gibi zararları olur?

Bu ene kurani rahmetle sulanmazsa zararlı bir unsura dönüşür “Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel’eder. Bütün o insan, bütün letaifiyle adeta ene olur.” 13

Medyanın şiddeti beslemesini nasıl engelleyebiliriz. Burada okullarımızda seçmeli ders olarak verilen medya eğitimi ya da okur yazarlığı da önem kazanmaktadır. Çünkü şiddeti besleyen ana kaynak medya olarak gözükmektedir.

Öğrenciye medyaya ait her türlü mesajın asıl şekillendiği yerin masa başı olduğu (yazı işleri müdürünün masasından montaj masasına kadar)bu anlamda fictive yani kurgusal olduğu, kişisel menfaatler dahil siyasal ve ekonomik çıkarlara göre dizayn edildiği hatırlatılmalı.

“ Bazı eğitimciler, gençlerin, fotoğraf çekmek, öykü kareleriyle (storyboard) düşünceleri planlamak ve organize etmek, metinler yazmak ve kamera önünde oynamak,kendi internet sayfalarını tasarlamak veya bir haber öyküsünü bildirmek deneyimlerini yaşamadıkça kitle iletişiminin gerçek anlamda eleştirel tüketicileri haline gelemeyeceklerine inanmaktadırlar.” 14

Okul hayatımızda bunu yapamayacak öğrencilerinde var olduğunu biliyoruz ama öğrencilerin doğruyu ve yanlışı vermede daha kolay kazanabileceği bir anahtar verebiliriz bu anahtarda imandır, inançtır.

NOTLAR VE DİPNOT

1- Les Choristes (Koro, 2004, Fransa), Finding Forrester (Forrester’ı Bulmak, 2000, ABD) gibi filmleri bu kategoriye örnek verebiliriz.

2- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Münazarat ), Sh. 141-145, Zehra yay.

3- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Divan-ı Harb-i Örfi , İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi) sh.167

4- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler,sh. 904, Zehra yay.

5- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Münazarat )Sh 107, Zehra yay.

6- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Münazarat ), Sh 109, Zehra yay.

7- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Münazarat ), Sh. 110, Zehra yay.

8- Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Dersler (Münazarat ), Sh. 114, Zehra yay.

9- Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat ( Hakikat Çekirdekleri ) Sh.542, Zehra yay.

10-Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 931 Zehra yay. ve Kastamonu Lahikası, Sh. 306, Zehra yay.

11-Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 930, Zehra yay.

12- Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat , Sh. 536. Zehra yay.

13- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 672, Zehra yay.

14-Medya Okuryazarlığı Hareketinde Yedi Büyük Tartışma (Renee Hobbs), Çev.: Melike Türkân Bağlı, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Yıl: 2004, Cilt: 37, Sayı: 1, Sh.126)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız