“HALE”SİNİ YİTİREN MODERN İNSAN 3 (SON)

Train_Station__8_55_A_M__by_dibutade

Kültür Endüstrisinde Bireyin Yabancılaşması

 Yabancılaşma kavramının geniş ve kapsamlı olması günümüze kadar birçok sosyologun, psikologun ve filozofun ilgisini çekmiştir. Genelde aynı çıkış noktasına sahip olan düşünürler özelde bu kavramı dinsel, toplumsal, kültürel ve ruhsal anlamda incelemişlerdir. Kavramın özünde; dünyanın insana yabancılaşmış olduğu düşüncesi mevcuttur.

Kültür endüstrisinde tüketim üzerine konumlandırılan insan özüne aykırı bu duruma daha fazla dayanamayıp köklü rahatsızlıklar, toplumsal ve ruhsal bunalımlar yaşamaktadır. Düne kadar kimsenin ilgisini çekmeyen psikiyatrisiler, psikologlar ve terapistler bugün en çok ihtiyaç duyulan kimselerdir. Maddi doyumların sağlandığı fakat ruhsal doyumda boşluklar yaşayan modern insanın en büyük sorunlarından birisi kendi özünden, toplumsal, kültürel ve doğal çevresinden koparak kültür endüstrisi egemenliğine girmesidir. Bütün bunların kaçınılmaz sonucu bireyin yalnızlığa ve çaresizliğe düşerek; kendi öz değerlerine, kültürüne ilgisini kaybederek yabancılaşmasıdır.

Özerk olması gereken insan yaşamı kültür endüstrisinin dayattığı tüketim kültürüyle beraber özerkliğini yitirmekte ve insan tekinin de bir endüstri ürünü gibi görülmesinin sonucunu doğurmaktadır. Bu yapısıyla kültür endüstrisi insanı herhangi bir nesne haline gelmekte diğer tüm insanlar gibi tek tipleşmektedir. Farklı olana değil aynı olana omuz veren bu endüstri bütün başkaldırıları da peşinen reddetmekle beraber özgün olan yaşamlara da tehditkâr üslubuyla müsaade etmemektedir. Bu durumu Besim F. Dellaloğlu Cogito Adorno özel sayısında ki yazısında: “kültür endüstrisi çağında düzen bedenleri serbest bırakır ve ruhlara saldırır. Artık düzen “benim gibi düşün ya da yok ol” demek yerine “benim gibi düşünmemekte serbestsin. Yaşamını ve sana ait olanları da koruyabilirsin. Ancak o andan itibaren aramızda bir yabancısın” demektedir.” diye ifade etmektedir.

Kültür endüstrisinin bu buyurucu tavrındaki yabancılaşma olgusunda günümüz modern bireyin açmazlığını görmenin yanı sıra bireyde ki nesneleşmeyi de fark etmekteyiz. Çünkü yabancılaşma tek başına gelmemekte; beraberinde “insanın kendi yaşam koşulları üzerinde hiçbir denetim ve yetkiye sahip olamaması” diyebileceğimiz “nesneleşme” yi de getirmektedir. Kültür endüstrisi hâkimiyetinde aynı şeyleri izleyen, seyreden ve dinleyen insan sonunda aynı şeyleri konuşmaya ve düşünmeye başlamıştır. Herkesin aynı olduğu yerde bir “özne” den bahsetmek komik olur herhalde. Bu durumu Herbert Marcuse “Tek Boyutlu İnsan” adlı kitabında; tek boyutlu bir toplumun ve tek boyutlu bir kültürün tüm diğer kültürleri ve en muhalif çıkışları bile etkisiz hale getirebileceğini tehlikeli bir süreç olarak tarif eder. Kitlelerin kültür endüstrisi karşısında sürekli tekrar eden bir edilgenlik içerisinde sadece nesnelliklerini teyit etmesi bu tehlikeli süreci daha da hızlandırmaktadır.

Karşımızda batı kültürüyle yoğrulan ürünlerin hâkim olduğu kapitalist bir düzen durmaktadır. Bu düzen hem bilinç dünyamıza hem de bilinçaltı dünyamıza hükmederek bize tek bir kültürü aşılamakta ve bu aşının formülünde yabancılaşma, nesneleşme, şeyleşme gibi aynılaştıran ve mono kültürleştiren bileşenler kullanılmakta. Kültürel antropolog Levi Strauss’un haykırdığı gibi “kurtarılması gereken kültürel çeşitliliktir.”

Sonuç Yerine

 Buraya kadar yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere kültür endüstrisi kavramının bu düzen içerisinde uzun bir süre daha var olacağıdır. Bu yüzden en azından şu an için bir sonuçsuzluğu ifade eden kültür endüstrisine bir sonuç yazısı yazmak mümkün gözükmüyor. Bunun ifadesi olan “sonuç yerine” yazıma buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımın bir derlemesi gözüyle bakılabilir.

İnsan ilişkilerinden tükettiklerimize, izlediklerimize, okuduklarımıza, dinlediklerimize kadar her alana bulaşan kültür endüstrisinde tartışmaya çalıştığımız meşhur hale getirme ya da yaygınlaştırma değil üretilenlerin en başından pazar için üretilmesidir. Bu amaçla üretilen her şey hem maddi çıkar sağlamak hem de kültürleri egemen altına almak, yok etmek hedefine hizmet etmektedir. Bu hedefe doğru koşar adım ilerleyen kültür endüstrisi sanat kaygısından yoksun kalarak ürettiklerinin içini/anlamını boşaltıp değersizleştirmektedir. Aynı ürünün farklı fiyatlarda ve farklı biçimlerde pazarlanmasıyla da herkese hitap eden bu endüstri kimseyi sistemin dışında bırakmamaktadır. Özgün olan ile bu yolla üretilenlerin farkını da anlamsızlaştıran kültür endüstrisi bilinçten yoksun bireylerin yetişmesine de ön ayak olup hedefine daha çabuk ve kolay ulaşmaktadır.

 Bireylerin daha fazla tüketmesi için her yolun meşru sayıldığı kültür endüstrisinde ve kapitalist ideolojisinde sinema ve televizyon insani içeriklerinden soyutlanarak eğlenceyi, bilgilenmeyi ve hatta cinselliği metalaştırıp tükettirmektedir. Bütün bunların etkisinde yetişen bireylerde ise alkolizm ve uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaşmakta; güvensizlik, suçluluk ve şiddet gibi ruhsal hastalıklar artmakta en nihayetinde toplumsal doku zedelenerek kültürel değerler yitirilmektedir. Ait olduğu toplumla birey arasında ki değer farklılığının oluşturduğu sağlıksız, hoşgörüsüz iletişim sonucunda kültürel yozlaşmanın ve yabancılaşmanın gelecek olması ise an meselesidir. Yazdıklarımda sıkça kullandığım kapitalist ideolojinin kültürel metalar aracılığıyla yayılmayı ve içselleştirilmeyi hedeflemesi gerçeği hiç şüphesiz böyle toplumlarda filizlenip kök salmaktadır.

Gazetelerin üçüncü sayfalarına göz attığımızda ya da herhangi bir haber programını izlediğimizde gördüğümüz toplumsal olaylar ve televizyonları izlenilmez kılan yarışma, eğlence programlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo amacı tüm dünyada tek bir kültürü hâkim kılmak ve bunun da Amerika/ batı kaynaklı olması arzusunda olan kültür endüstrisinin ülkemizde hiç de azımsanmayacak bir yol kat ettiğini söyleyebiliriz.

 Elbette ki sosyal olayları, olguları tek bir nedene indirgeyip açıklayamayız ama en azından bir kısmına çözüm bulabiliriz. Kim bilir belki de bulduğumuz bu çözüm daha yaşanılası bir dünyaya vesile olur.

* W.Benjamin “modern dönemde insan halesini (ışığını) yitirmiştir” diyerek insanin tekil ve biricik olma durumunu yitirdiğini anlatmak istemiştir.

Kaynakça

1- Theodor W. Adorno Kültür Endüstrisi- Kültür yönetimi İletişim yayınları.

2- Besim F. Dellaloğlu “Bir Giriş: Adorno Yüz Yaşında” Cogito Adorno özel sayısı YKY

3- Theodor W. Adorno  “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken” adlı makalesi çeviren Bülent O. Doğan Cogito sayı:36 YKY

4- Yusuf Kaplan “Antikite’den Postmodernite’ye” adlı makalesi

YAZAN: LEVENT KOTAN

…………………….

Bu çalışma İKİNDİ YAĞMURU adlı dergide yayınlanmıştır.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız